Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
13 Mayıs 2017 Pazar
EROL OKUTUCU
ARNAVUTLUK

Arnavutluk denince akla;  Mehmet Akif Ersoy, Resne’li Niyazi, Arnavut ciğeri, Arnavut inadı vb. gelir.

Fakat ben gezip gördükten sonra, aklıma hep dağlık özelliği gelecektir.

Handiyse düz yer hiç yok desem yeridir.

Zira bu ülkede dağlar coğrafyanın %80’ini kapsıyor.

%70’inin Müslüman olduğu bu zorlu toprakların özelliğinden olsa gerekir, düşman istilalarına fazla maruz kalmamış.

Osmanlı bile dönem dönem Arnavut çeteleriyle baş edememişti.

Çünkü bu coğrafyayı aşmak oldukça güç olmalı.

Öyle bir yollardan geçiyorsunuz ki, tek turda virajı alamayabilirsiniz.

Üstelik neredeyse tek şeritli denecek kadar da dar yollardan sarp uçuruma yuvarlansanız, asla parçalarınız bulunamayacaktır.  

Tek havaalanına sahip bu ülkenin, dışarıyla bağlantı kurabilecek demiryolu hattı yok.

Ülke içi ulaşımda kullanılan raylı sistem ise acınası bir metruklükte görünüyordu.

Etnik olarak %97 Arnavut olan bu ülke, aynı zamanda Avrupa’nın en fakir halkına sahip.

Oysa Arnavutlar (eski adıyla Pelasglar) Avrupa coğrafyasının en eski halkıdır.

Bunca zamandır ne yapmışlar şaşılası bir durumdur doğrusu.

Halkın üçte biri tarımla uğraşırken, endüstri ve sanayileşme oldukça gerilerde seyrediyor.

Bir parça doğalgaz ve petrol çıkan ülkede, daha çok madencilik yaygın.

Bunları da mamul halinden ziyade, cevher olarak dış ülkelere gönderiyorlar.

Sarp yamaçlarında zeytin ve dut ağacının yaygın olması, bu ülkenin oldukça sıcak olduğunu da gösteriyor (ki buna yaşayarak şahit oldum).

Çok önemli bir deniz olan Adriyatik’e sınır olduğu halde gerek ihracatçılık ve gerekse turizmden hak ettiği payı alamadığı her haliyle ortadaydı.

Alt ve üst yapıdan o kadar yoksunlar ki, yollar kasaba yollarından ileride asla değildi.

Taşımacılık halen daha atlarla, katırlarla yapılıyor.

Bunun yanı sıra çoğu yerde temiz su yetersizliği, sıkça kesilen elektrik de bunu gösterir bir durumdur.

500 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan bu küçük ülkenin dışarıda olan insanları hep başarılı olmuşlar.

Şu anda tüm balkanlarda etnik olarak Arnavut kökenli insanlar ağırlıktalar.

Üstelik gittikleri yerlerde gerek siyasi, gerek askeri ve gerekse entelektüel boyutlarda başarılı olmuşlar.

Oysa doğum yeri olan Arnavutluk’ta yaşayan soydaşları, bu başarıdan hiçbir nasip alamamış görünüyor.

Bunu; “Enver Hoca” denen diktatörün, ülkeye verdiği perişanlığa yormaktan başka çıkış yolu bulamıyorum.

Pek keyifli geçtiğini söyleyemeyeceğim yolculuğumdan sonra en nihayet başkent Tiran’a ulaştım.

Küçücük bir kasaba kadar ancaktı.

Gittiğimde restore edilen meydanında görülecek sadece İskender Bey heykeli ve Osmanlıdan kalma Edhem Bey Camii vardı.

Bu camii, mükemmel ötesi bir sanata sahipti.

Hoş bir hat sanatıyla içi işlenen caminin dışı da aynı sanatçı bir ruhla yapılmış.

Ahşap aksamının her bir parçası ayrı bir sanat şaheseriydi.

Gurur duyduğum bu camiyi gezerken önünde kuran okuyan yaşlı Arnavut’a sevgiyle baktım.

Tiran’da Osmanlıdan kalma saat kulesi ve birkaç cami daha vardı.

O kadar çok sıcaktı ki, ben gezerken (Haziran ayı) termometre gölgede 37’yi gösteriyordu.

Arnavutluk genelinde ise dayanılmaz bir hareketsizlik ve Rusların burnundan düşmüş komünist halk görüntüsü vardı.

Tüm Balkanlarda olduğu gibi bu ülkede de derin bir Müslümanlık ve Osmanlılık gördüm.

Dile kolay, 500 yıla yakın bir beraberliğimiz söz konusuydu.

Camisiyle, köprüsüyle, insanıyla her karış toprağa ve havaya işlemiş bu izler, topyekûn uğraşılsa bile en az bir 500 yıl’da ancak silinebilir ki, bu da mümkün görülmüyor.

Osmanlılık, yemeklerinden adabı muaşeret kurallarına kadar tüm etnik ve farklı din sahiplerine sirayet etmiş.

Söz konusu bu, ülkeler gelişmiş olan diğer Avrupa ülkelerince fazla ciddiye alınmıyor.

Bu yüzden de Balkanlar, (Osmanlı çekildikten sonra) halen daha Avrupa’nın en fakirleri ve barışa en çok ihtiyaç duyan insanların diyarı olmuş.

Sonuç; bu topraklar yetim bir halde bekleşiyor.

Gerek Hıristiyan ve gerekse Müslüman olan bu insanların bir an önce Türkiye egemenliğine girmesi gerekiyor.

Bu kadim toprakların gerçek sahibine intikali vicdan gereğidir de.

 

Bu gerçekleştiği anda, tüm Dünya’ya daha fazla barış geleceğine asla kuşkum yok.



Bu Haber 150 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI