Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
28 Haziran 2017 Pazar
AHMET DERYA VARİLCİ
Köprü Yasağı, Yosunlar ve Kirletilen Ünye

Ünye'de her konuyu hallettik....

Sıra köprüde denize girme yasağına geldi.

Tam onu da halletmiştik ki...

Ne görelim?

"Yasak" tabelasının üzerinden bir hafta geçmeden, köprüde denize girenlere tanık olduk...

Yasak masak hak getire, kimsenin taktığı yok!

"Siz önce Ünye'nin çözüm bekleyen sorunlarını halledin!" dercesine, açıktan bir meydan okuma durumu...

 

****

Bu yıl yaz geç geldi. Ünye'de deniz sezonu ilk köprüde açılır. Sezon başlamadan köprüye yasak geldi ama gelenek bozulmadı...

Yasak tabelasına rağmen, gençler ilk fırsatta köprüden denize balıklama atlayarak sezonu açtılar.

Bu durumu hissetmiş gibi, üç hafta önce yazmıştık:

"Biz köprüde denize girerdik!

Gerekirse gene gireriz." diye...

Yazdıklarımız, "suça azmettirmek" olabilir mi?

Sanmıyoruz.

Türk ceza kanununda böyle bir suç maddesi yok.

Dolayısıyla "azmettirici" sayılmayız.

Girenler de suç işlemiş sayılmaz!

Neyse...

Bir başka konuya gireceğiz asıl...

Geçtiğimiz hafta, bayram arifesiydi.

(Bu vesileyle bayramları önemseyen herkesin Ramazan Bayramını kutluyoruz!)

Havalar yeni ısınmaya başlamıştı ki...

O tanıdık kokuyla karşılaştık...

10 yıl önce yazdıklarımızı hatırladık:

 

"Bu yosunlar Bizim Yosunlarımız."

 

26 Haziran 2010 tarihinde yayınlamış bu yazı:

"Ünye'de Haziran ayında sahilden ağır bir koku yayılır. Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte, rüzgarın yön değiştirmesi yahut hızını azaltmasıyla çevreye yayılan koku giderek dayanılmaz bir hal alır."

"Lağım kokusunu andıran bu koku, körfeze dolan yosunların çürümesiyle meydana gelmektedir!"

Diyorduk.

25 Haziran 2014 tarihinde konuyu güncellemişiz...

"O Yosunlar Yine Geldi!" demişiz.

Haziran sonuna denk gelen bu koku, bir süre sonra kendiliğinden dağılıp gitse de bazen dayanılmaz hal alıyor.

Sıcaklarla birlikte artan bu kokuya karşı belediye ekipleri bazen harekete geçer, iş makineleriyle kıyıya vuran yosunlar kumların içine gömülür ama bir türlü  sorun çözümlenemezdi...

Halı altına süpürülen toz misali.

 

****

Karadeniz tıpkı Marmara gibi hızla kirlenen bir iç deniz. Her konuda olduğu gibi, bunda da işin kolayına kaçıyoruz, araştırma gereği duymuyoruz.

Sahilden gelen çürük yosun kokusu bir sinyaldir... Karadeniz’in hızla kirlenme sinyali. İç deniz olarak, kirlenme sırasında ilk sırayı alan Karadeniz için maalesef bir önlem alınmadığı gibi, önümüzdeki dönemde kirlenmeyi kat be kat artıracak projeler uygulanmaktadır. Asıl kıyılarımızın başına gelecek olanlar, şimdiye kadar olanlardan daha vahimdir. Sırada onay bekleyen Karadeniz’i mahvetmeye aday onlarca proje vardır. 

Tüm bunları on yıl önce yazmışız, aynısını yeniden yazmaktayız...

 

Devam edelim:

 

Karadeniz’i karartan uygulamalar: 

 

İlk sırayı, son yıllarda birbiri ardınca sökün eden elektrik santralleri almaktadır. Bu santrallerin bir kısmı termik santraldir. Doğal gaz çevrim santrali olsa da sonuçta termik santrallerdir. Yapılması düşünülen nükleer santraller de vardır. Bir başka santral ise, Karadeniz’e akan ırmaklar üzerine kurulan HES’lerdir. (Hidroelektrik santralleri).

İkinci sırayı diğer sanayi atıkları alır. Özellikle Tuna Nehri üzerinde kurulan sanayi tesislerinin atıkları Karadeniz’e boşalmaktadır. Karadeniz kıyısında yahut ırmak havzalarında kurulan sanayi tesislerini göz önüne aldığımızda sanayi atıklarının sebep olduğu tahribat daha iyi anlaşılır.

Üçüncü sırayı denize akan kanalizasyonlar ve kıyıya dökülen çöpler almaktadır. Özellikle dere bakslarına bağlanan lağımların sebep olduğu kirlenme, salgın hastalıkların sebebidir.

Dördüncü sırada kıyı yağması ve deniz dolguları yer almaktadır. Kıyılarımızın doğal yapısına yapılan her türlü müdahale; sadece kıyı florasını ve fionasını tehdit etmekle kalmıyor; mevsimsel deniz kabarmaları nedeniyle can ve mal güvenliğini de tehlikeye sokuyor.

 Listeyi biraz daha uzatmak mümkün, ancak bu kadarı bile kıyılarımızı mahvetmeye yetip artıyor bile… Son 25 yılda 22 çeşit balık türünden yalnızca 6 çeşit balık kalmıştır. Birkaç yıl önce Karadeniz’in simgesi hamsi bile bitirilme noktasına gelmişti. Besi balıkçılığı ise, bir miktar balık ihtiyacını karşılasa da denizde yarattığı kirlilik faydasından fazla zarara sebep olmaktadır.

Peki ne yapacağız; elektrik üretmeyeceğiz, sanayileşmeyeceğiz yahut balık avlamayacak mıyız?

Santraller kurulmasın, sanayileşme olmasın türünden teknoloji karşıtı bir tavırla sorunların çözülmeyeceği ortadadır. Elbet de üretimden amaç, insan ihtiyaçlarına cevap vermektir. Eksen olarak insanı seçerken, ona hizmet amacıyla giriştiğimiz her faaliyet, insan varlığını tehdit eder konuma gelmemelidir.

Daha fazla kâr etmekten başka amacı olmayan sermaye çevrelerinden insana ve insanların yaşadığı çevreye duyarlı olmaları beklenemez. Üretilen mal ve hizmetler insan neslini tehdit eder duruma gelirse, sonuçta bu malları satın alacak kimse kalmaz.

Bir kez daha hatırlatması bizden.

 

 

 

 



Bu Haber 436 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI