Warning: session_start() [function.session-start]: open(/home/unyekent.com/tmp/sess_fqhbbf3is3lqu7b5sn3b2cto75, O_RDWR) failed: Read-only file system (30) in /home/unyekent.com/httpdocs/erdem.php on line 3

Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
25 Temmuz 2017 Pazar
AV. EMRAH DUMAN
Seyreltme

Uzak bir beldedeki yakınımın hikâyesi... askerden geliyor 1960 yıllarının başında. Dededen kalma çalılık çıplak araziye fidanlar dikiyor yüzlerce. Meşe ve gürgen... Eserine özenle yaklaşan dahi bir mühendis  gibi, bebeğini sakına gözete büyüten bir ana gibi... Doğa ana bu sefer bir de bu adam eliyle  yükseltmek istemiş böyle upuzun gri yeşil sütunları göğe doğru... Adam heves etmiş bir de kendisi kurmak istemiş bu seferliğine "kadife dev çadırı"nı.  Fidanlar büyümüş bir orman olmuş.  İnsanın yurdu,  dededen kalma arazisi, düşmana karşı korunacak müstahkem mevkii, onur meselesi. O yüzden kovalıyor nacakla o ormandan gizlice ağaç kesmeye çalışanı.  Kırda doğup büyüyen, sonra kırdan sürgün gidip  geride kalanlara özlem duyan  karadeniz köylüsünün ağaç aşkı bu kişide vücut buluyor. 

Bir gün  komşu ilçelerden köylüler, işçiler  kepçelerle  orman mühendisleriyle çıka geliyorlar. Ormandan ağaç kesmek için. Bizimkinin adalı parselli bahçesine kepçeyle yol açıyorlar. Ne kamulaştırma var ne de irtifak tesisi. Giriyorlar işte öyle her yere. Yaşlı adam haber alıyor hemen orada bitiyor. Siz ne hakla benim tapulu arazime kepçeyle yol açıp gözüm gibi baktığım güzelim ağaçları kesmeye yeltenirsiniz.  Adamın yakınları korkuyorlar.  Çünkü adam  ağaçlarının üzerine titriyor. Bu uğurda her şeyi göze almış. Ne yapacağı belli olmaz kan dökülür.   İşgalcilerin başındaki adam "burası devlet ormanı" diyor . Hatta bizimkine bir ada parsel numarası veriyor. "Bak,  araştır.  Sana bir hafta zaman, iki hafta sonra tekrar geleceğiz, Orman Kanunu kapsamında seyreltme yapacağız  " diyor. Ve gidiyorlar.

Adam tedirgin, canı burnunda.  Jandarmaya başvuruyor. "Arazimi çiğnediler, ağaçlarımı kesmek istediler" diyor. "Tekrar gelecekler" diyor. "Kesecekler" diye çırpınıyor. Ancak onca yıllık hayat tecrübesine rağmen  jandarmanın daha önemli işlerinin olduğu bununla birlikte ileride gerçekleşme ihtimali olan ancak henüz gerçekleşmemiş suçlar için harekete geçme yetkisinin olmadığını o sırada kendisine verilen cevaplardan öğreniyor.   Bunun üzerine savcılığa gidip suç duyurusunda bulunuyor  bizimkisi. Ne de olsa cumhuriyet savcıları, meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarının  hesabını sormuyor muydu.. Olayı savcılığa taşımanın vermiş olduğu rahatlıkla işine gücüne dönüyor bizim yaşlı adam.

İşgalciler bir süre sonra tekrar geliyor. Kepçeyle kaldıkları yerden devam ediyorlar. İşçiler ellerinde hızarları. Ormancılar... Kazıyorlar, eşiyorlar, kesiyorlar üstelik  yaş kuru, genç ihtiyar demeden. Kafaya koymuşlar bir kere. Ve bizimki dehşete kapılıyor kendisine durum  komşularca haber verilince.  Doğru bahçelerine yollanıyor. Geldiğinde manzara içler acısı. Kepçe orda.  Dededen kalma çeşme yerle bir,  çitler sökülmüş, koruluk biçilmiş, ağaçlar serilmiş.  Kesenler de orada zehirli mantar gibi duruyor. Yine "yaparsın  yapamazsın", "kazarım kazamazsın", "keserim, kesemezsin"... Jandarma çağrılıyor. Ama  olay yerine intikal edemiyor.  Durum savcılığa intikal ettirilmişken  bu adamlar halen nasıl bahçeden kepçe  geçirebiliyor? Bir türlü anlamıyor. Soruyor katiplere, kendisine cevaben   "bizim görevimiz suçluların cezalandırılması,  gerekli soruşturmayı yapıyoruz zaten. "diyorlar işin Türkçesi.

Kadastroya gidiyor bizim adam. Diyorlar ki "senin orman devlet ormanı yapılmış bir kaç ay önce".  Adam şaşırıyor "Ama nasıl olur? Orası benim dedemin babasından beri  bizim yerimiz. Devlet bize vermiş. Şimalen Hasan, garben dere cenuben şose...  Eski tapu kayıtları var."  diyor.  "Olabilir,  üzerinde orman tespit edilince yazıyorlar işte öyle. " diyor kadastrocu  " Ama onları ben dikmiştim. " diyebiliyor adam.    "Sen de dava açarsın o zaman." diyor kadastrocu.

Adam dava açıyor. Ve bir de dava sürerken iş işten geçmesin diye tedbiren kesimin durdurulmasını istiyor.  Mahkeme "devlete ait arazi üzerindeki ağaçlar için tedbir kararı verilemez, ancak davayı kazanırsanız tazminat talep edilebilir" gerekçesiyle tedbir talebini reddediyor.

Adam vazgeçmiyor. Halen üzerine kayıtlı  tarlasına açılan yol için ayrıca meni müdahale davası açıyor. Aldığı bir fikirle  mahkemenin keşif yapması ve karar vermesinin aylar alacağını öğrendiğinden dava dilekçesinde,  tarlaya  giren ve çıkmayan kepçe ve işçilerin işgalinin acilen tedbiren durdurulmasını talep etse de mahkeme "menfaat yokluğu" nedeniyle ve "husumetle ilgili karar verme anlamına gelecek şekilde tedbir kararı verilemeyeceği" gerekçesiyle talebi reddediyor.

Bizim adam iki yıllık bir uğraştan, onca masraftan, gitme gelmeden sonra yalnızca tarlası için bir men kararı alabiliyor mahkemeden. Yani mahkeme men kararıyla, "bir daha girersen ceza alırsın ona göre" diyor artık orada işi  kalmayan işgalcilere. Bu arada orman diye bir şey de kalmıyor. Adam mahvedilen tarlasına mı yansın, dikip hayatı boyunca koruyup kolladığı, bakımını yaptığı güzelim ağaçların biçilmesine mi?

İşin özeti, bir orman var, yok edilmek isteniyor. Devlet orman varlığını koruması gerekirken vatandaş hem ormanı hem de özel mülkünü devletten korumaya çalışıyor. Vatandaş bir devlet dairesine gidiyor, "bizim yetkimiz yok" diyorlar. Bir öteki  devlet dairesine gidiyor, "olmuş bitmiş" diyorlar. Bir başka kapıyı tıklıyor, "daha olmamış" diyorlar. Kanuna bakıyor "haklısın ama o iş öyle olmaz diyor" kanun.  Dava açıyor, karar verilinceye kadar  hakkında karar verilecek bir şey kalmıyor.

Ve ben araştırıyorum nedir bu "seyreltme" denilen şey diye. Meğer seyreltme adı altında ağaç varlığının olmadığı illerde bile kesim  yapılmış, ağaç bırakılmamış.  Ağaç kesme işleri ve ağaçlar şirketlere havale edilmiş. Bir kaç yıl içinde Orman Kanununun 16. ve 18. maddelerine dayanılarak ülkede tahsis, maden sahası  ve seyreltme adı altında yüz on bin futbol sahası büyüklüğünde orman alanı yok edilmiş.

Şimdilerde bölgemizde  yine bu anlatılan öykünün benzerleri yaşanmakta.

Engin çöllerin ve bozkırların  ortasında  elimizde kalan son vahamız, kanunun, yönetmeliğin, genelgenin, kuralların ve dosyaların  arasında kaybolmadan devlete  buradan talebimiz var.   Ormanları köylüler yani oranın insanları korusun. Sen de ey devlet baba sen de o insanların arkasında dur,  "ben kırılmasını önleyemem ama kırılan testinin parçalarını toplarım" deme. 

 

Sakın ha, ey devlet baba adaleti sağlama ve ağaçları koruma görevi hala benim diyorsan o zaman  artık yüz türlü kötülük hafifletilmesin, adalet geçiştirilmesin, geciktirilmesin,  yüz ağaç ve fidan bir kaç kürdan olmasın, bin bir emek heba olmasın. Değer ve kadir bilmezlerin, ziyan edenlerin, güzellik,   emek, toprak ve nefes düşmanlarının balta ile kıydığı nimetlerin hesabı kalemle temize çekilmesin. Kalem kalem sorulsun. Sakın ha...  Artık ne ormanlar seyreltilsin, ne de adalet seyreltilsin.              



Bu Haber 175 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.

Warning: Unknown: open(/home/unyekent.com/tmp/sess_fqhbbf3is3lqu7b5sn3b2cto75, O_RDWR) failed: Read-only file system (30) in Unknown on line 0

Warning: Unknown: Failed to write session data (files). Please verify that the current setting of session.save_path is correct (/home/unyekent.com/tmp) in Unknown on line 0