Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
12 Ekim 2017 Pazar
TURGAY GÜVEN
Kitap ve Aydınlanma. Atatürk’ün Kitapları (2)“ Mustafa Kemal Atatürk’ün Kitaplığı”

Onun devrinde yaşamış, yakınında bulunmuş, kendisiyle çok özel dostlukları bulunan bir çok kişi, sonradan belirttikleri hatıralarında, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının büyük kısmında, yerleşik bir hayatı bulunmadığı için, çok istemesine rağmen, kitapları için  bir kütüphane oluşturamadığı, kendi yaşamı gibi,  kitaplarını da, cepheden cepheye sürüklediğini, ancak, yıllar sonra, Ankara ve İstanbul’da birer kitaplık oluşturabildiğini anlatırlar.

Daha sonraları, Ankara’da kendisi için yaptırılan dinlenme köşkü için, biri, bol bol okuyup, düşünebileceği,  geniş ve aydınlık bir kütüphane, diğeri,  akşamları sevdiği ve sohbetlerinden hoşlandığı dostlarıyla beraber olacağı, ünlü Atatürk sofraları için, geniş ve ferah bir yemek odası istemiştir.    

Elbette ki, istekleri arasında, kütüphanede, o tür hatıraları okuduktan sonra, o zamanki birçok resimde de farkedilebilen, her zaman elinin altında olmasını istediği kitaplarını rahatça koyabileceği, toparlaması gereken tüm kitap, not, kayıt, evrak gibi şeyleri rahatlıkla yayabileceği, genişçe bir çalışma masası da vardır.

Derler ki, Atatürk, bu kütüphane de saatlerce çalışır, okur, okuduğu kitapların altını kırmızı ve mor renkli kalemlerle çizer, kenarlarını işaretler, notlar alırmış.

Bizim Atatürkçüler, üşenmemiş, sadece Atatürk’ün özel kütüphanesinden, okuduğu kitapların listesini ve sayılarını çıkartmışlar. Konularına göre kısacasını yazayım,  en başta 400’e yakını Türkiye ve Yakındoğu bölgesi, ayrıca, Avrupa tarihi ve askerlik mesleği ile yaklaşık 250’şer civarında kitap var. Bunlarla beraber, siyaset, hukuk, ekonomi vb. gibi konuların yanında, coğrafya ve haritacılıktan, edebiyattan tiyatroya, tıptan müziğe, dilden dine kadar çeşitli konularda, geniş bir yelpazeyi ve çağdaş görüş perspektifini kapsayan,  1500’ den fazla kitapta mevcut ki toplam rakam yaklaşık 2 500  üzerinde bir değer tutmakta.           

 “Eh, bu kadar kitabı okumuşta ne olmuş, bende okurum.” diyenler de çıkabilir.

İşin püf noktası, doğru kitapları okuyup, doğru anlamaktır.   Atatürk’ün ‘akşam sofraları’nda yaptığı da, anladığını topluma anlatıp, görüş ve düşüncelerini almak içindir.

Mustafa Kemal Atatürk, doğruları okumuş, doğruları anlamış ve doğruları yapmıştır.

Sadede gelirsek; Kitap  diyoruz, aydınlanma diyoruz.

Şimdi tutupta “Kitap nedir?” deyip, bir şeyler anlatmaya başlarsak,  mutlaka herkes bıyık altından gülümseyecektir. Kitap, bilgi aktarımıdır. Doğru  ve akılcı bilginin aktarımıdır. Kitaptaki bir bilgi müspet-pozitif, var olan doğru bir bilgi olmalıdır, elle tutulur, ispatıyla gösterilir, toplum ihtiyaçlarında kullanılır, akılcı, akılla değerlendirilebilen bir bilgi olmalıdır. Aklınıza gelen bir soru olabilir ; İnanç, inançlar özel bir statü arzeder.

Peki,  “Aydınlanma nedir?” Derseniz, İşin özünü söylersek, o zamana kadar, saray, hanedan, aristokrasi seviyesinde bekleyen, akılcı bilginin, halka ulaşmasıdır. Aydınlanma ile kazandığınız bilgi ve yeni üretim teknikleri sayesinde, gelirinizi arttırabilir, sosyal yaşamınızı geliştirebilirsiniz, sizden daha varlıklı sosyal güç ve sınıfların yaşam imkanlarına ve sosyal seviyelerine ulaşabilirsiniz. Bu fırsatları sizin ve toplumunuzun geleceğini daha iyiye çevirmek için kullanabilirsiniz.           

Elbette ki, aydınlanma için kitap, kitap için yazı ve harf lazımdır. Kolay ve rahat yazılabilen harflerle yapılan yazma ve okuma eylemi,  elbette ki, çok daha başarılı olacak, bilginin toplumun en uzak, en derin kesimlerinin aydınlanmasını sağlayacaktır. Cumhuriyetin ilk devrimlerinden, Harf Devrimi, onun için yapılmıştır.

İnsanlık tarihi boyunca yazının ve harf ve rakamların  gelişimini kısaca izlersek, büyük uygarlıkların kurulması, hep yazının evrimi- gelişimi ile olmuştur. Eski  Asya ülkelerinde Çin’de, Hindistan’da, mö.5-4. Binyıllardan beri, sembollere dayalı anlatım oluşturan, ait oldukları toplumların  özelliklerine göre değişen, yazı türleri vardı. Bu yazı türleri, özellikle Hint yazısı, yıllar içerisinde Mısırda Hiyeroglife, Mezopotamya ve Anadolu’da çivi yazısına dönüştü. Çivi yazısı, Mezopotamya ülkelerinde, ileri aşamada, bugün bile kullanılan Arap yazısına dönüşürken, Doğu Akdeniz’ de Fenikeliler,  ilk kez hiyeroğlif ve çivi yazılarının ileri şekli olan,  bugünkü kullandığımız  harfleri ve yazıyı-Fenike Alfabesi- buldular ve bu yazı türü, daha sonraları Antik Yunanistan’da ve Anadolu’da kullanılmaya başlandı. Romalılar, bu yazıyı geliştirerek Latin harfleri denilen, bugünkü  yazı türünü ve ayrıca kendilerine has Roma rakamlarını yarattılar. Hristiyan dininden dolayı Germen Avrupası’ da, Latin harflerini ve Roma yazısını benimsedi. Sonuçta,  keşifler, sömürgecilik ve ticari ilişkiler nedeni ile Roma-Avrupa  yazısı, günümüzde,  Asya, Afrika, Amerika her yere yayılmıştır ve genel ticari ilişkiler, tüm dünyada,  hep Latin alfabesiyle yapılmaktadır. Müslümanlıkla beraber, Ortadoğu’da yaygınlaşan Arap elifbası ise, günümüz de birçok  Müslüman ülkede kullanılıyor olsa da, özellikle ticari ve çoğu bilimsel hayat-kimya, yine de, Latin harfleri üzerinden yapılmaktadır.

Bir noktayı açıklığa kavuşturursak,  tarihsel bir yanılgı olarak, Avrupa’da Aydınlanma’nın Rönesans’la başladığı sanılır, halbuki Rönesans başka, Aydınlanma başka bir şeydir.

Halbuki Avrupa’yı  Aydınlanma’ya yönelten en önemli faktör, özellikle 10-11.ci yüzyıllarda, kilisenin ve  derebeylerin elinde tuttukları büyük büyük arazilerin dışında, azda olsa kendilerine ait arazileri ekip biçip kendi üretim ve tüketimlerini kendileri yapan köylülerin ve ilkel burjuva esnafının, kimi zaman, bir şekilde  komşu ülkelerden duyup öğrendikleri, kimi zaman da, kendi düşünce, gözlem ve  deneme yoluyla geliştirdikleri, tarımsal ve el işleri üretimlerini, bir şekilde kağıda döküp, kitap haline getirip, toplumun-loncaların istifadesine sunmaya başlamalarıyla, bunları kullanmaya başlayan Avrupa toplumlarının, üretim ve tüketim çoğalması, yani, Teknolojik Aydınlık  yaratması, Aydınlanma, daha doğrusu, Aydınlanmanın Başlangıcı’dır.

 

Rönesans-yeniden doğuş ise, Tanrı’nın oğlu  İsa’dan başka bir peygamberin ve Tanrı’nın yeryüzündeki krallığı Hristiyanlık’tan başka bir din  olamayacağına kesinlikle inandırılmış,  Avrupa toplumlarının, doğuda yıldızı parlayan   Hz. Muhammet ve  Müslümanlık  dini, getirdiği yeni felsefe ve  gösterdiği başarılar karşısında uğradıkları hayal kırıklığı ile   Arap ordularının doğu  kara ve deniz ticaret yollarının büyük kısmını ele geçirmeleri sonucu uğradıkları ticari sıkıntıları aşmak için, yaklaşık olarak, üç yüz yıl boyunca gerçekleştirdikleri, Haçlı Seferleri de başarısızlıkla sonuçlanınca,  tıpkı İsa’nın-Hristiyanlığın ilk zamanlarındaki gibi, adaletli ve mutlu olduğu farzedilen toplumlara doğru bir dönüşü gerçekleştirebilmek, dini daha iyi, Hristiyanlığı o güne kadar geldiği kasvetli görünümden-herşeyde ceza, her şeyde cehennem- kurtarıp, güzelleştirebilmek,  biraz daha cazibeli, biraz daha göz alıcı, biraz daha  duygusal, kalbe dokunuşlu, gönül alıcı gösterebilmek, örneğin Noel Baba efsanesi gibi, azizlerin insani taraflarını, toplumlarda sevgi-sempati uyandırabilecek bir şekilde anlatabilmek, haçlılarda hayranlık uyandırmış muhteşem Müslüman şehirlerinin yarattığı parlak uygarlığın azametinin karşısına, muhteşem kiliseler ve büyük binalarla çıkmak,  kilise ve şatoları muhteşem  büyüklükte ve güzellikle resim heykel ve özellikle dini musiki  eserleri ile süsleyerek, Müslüman dünyaya karşı  üste çıkmak çabasıydı. Sonuç,  dine ilgiyi arttırmıştı, ancak,  insanların dini kitapları çözmeye başlaması da, bu kez,  kilisenin sözleriyle dini kitaplarda yazanların ve keşiflerle ortaya çıkan gerçeklerin farklılığını göstermiş,  farklı bir aydınlanmayı-Dinsel Aydınlanma’yı -yaratmıştı. ( Devamı var )



Bu Haber 100 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI