Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
19 Ekim 2017 Pazar
AV. İRFAN YILDIZ BEŞLİOĞLU
Ünye Çığlıkları

Taşla kaplı eski sokaklarında

Geziyor yeni bir güvercin

Dolgu örme yerli tuğlalarında

Yırtılmış tüllerden bir perde var

 

Hep sonrası var sokakların

Sondan bir önce hep bir sapak var

Eski köylü pazarından kalan

Lacivert bir lahana var

 

Kara-lôş sokakların ardında

Bekleyen ihtiyarlar var

Yaşamakla ölmek arasındaki pencereden

Kurumuş eski su kuyularına

 

Değirmen taşlarını çaldılar

Suyu kuyularını, dibekleri

Bahçeli evleri

Çaldılar zeytinlikleri, limonları

 

Cezaevi Yokuşu boyunca

Metruk evleri cenneti oldu

Dereleri kapattılar, kuyuları

Kapattılar anı dolu sokakları

 

Üstü alınmış Eski İskele gibi

Naftalin ve gül kokan

Susamlı sarı-çiğdemli sokakları

Işıksız ve boynu bükük bıraktılar

Sahil boyunda uykulu yürüyor

Anason mahkûmları

Kara bira kapakları yerde

Kayıklar ters dönmüş

 

Ahşaplar çürüdükçe silindi künyemiz

Ölümcül çıtlatılmış zaman çekirdekleri

Uzay kabakları akşamüstü

Gündoğdular, hanımelleri

 

Bu karnı hançerlenmiş şehir

Bu hâtıralarına balta vurulmuş kent

Gökleri ve yerleri kimyasal doldurulmuş

Bu geleceği çiğnenmiş şehir

 

Eski iskeleleri evlerin

Melül mahzun bakıyor

Yaşlı kadınlar loş pencerelerde

Gözyaşları akıyor

 

Bin yıllık bir türküyü dinler gibi

Bastonlu dedeler

Mermer avlulara akıyor

Musalla ile sandalye arasındaki

Mesafeye bakıyor

 

Öbek öbek, çap çap yıldızlar

Semalar semalara bakıyor

Ağustos çığlıkları gökte

Avlulara bakıyor

 

Ey çeyizleri evlerde çürüyen kızlar

Ey benzi soluk odalarda

Romatizma olanlar

Gurbet pabucuyla dolaşanlar

 

Murçla kesmişler zamanın köşesini

Taşa değmemiş atların ayakları nalsız

Taşra mekânları içinden ney çalar

Duymaz ki duvarın dışındaki gamsız

 

Sen de palto içinde bir gurbetsin bu şehirde

Azatlı bir köle gibi ürkeksin

Âşiyandan âşiyana göçen bir

Kuş gibisin, yaralı, kanadını sürten yere

Çalılara takılmış gibisin

 

Belli ki sen bir masala inanıyorsun

Masalda yaşıyor sayıyorsun kendini

Yahut bir masaldan atıldın sokağa

Veya yere düştün göksel bir anlatıdan

 

Bir vadiye konmuş milyon kelebek içindesin

Say ki bir kuş cennetindesin

Turnalarla göçüyorsun

Flamingolarla geliyorsun geri

 

Çam ağaçlarında gizlisin

Kızıl ışıklarını perdeliyorsun güneşin

Bir sahile vuruyorsun deniz-çakılı gibi

Alüvyon biriktiriyorsun ırmak ağızlarına

 

Ne diyorduk işte o ürkünç dişlerindesin zamanın

Kimi timsah gülümsemesi kimi kertenkele kaçması

Yılan uzaması ya da balıkçıl pikesi

Sözlerin kemiklerini topluyorsun selden kalan

 

Fırlat incileri söküp denizden

Al sana şatafat ey zaman al sana

Bu sokaklardan söküp aldığını geri ver

Bohçacılarla, çerçilerle gezen zaman

Geçmiş yılların yosunuyla ilerleyen

 

Sen hangi ırmağın eski yatağısın ey gönül

Hangi Çakırtepe, hangi Kızılkaya

Sen Fok-Fok’tan konuşan balıkları tanırsın

Dikili Kayalara yüzmeye giden çocuksun

 

Ben böyle bir bünye görmedim

Bu kadar unutulan ve ezberlenen

Bu kadar porsuk ini, çakal ini,

Bu kadar gelin atı görmedim

 

O en güzel atlar en güzel şekilde Cevizdere’de koşardı

O en güzel çingeneler en güzel yerinde konaklardı

Irmak Adasının, en güzel sularla ay-ışığına karışırdı

Kimdi harbiden o kara gözlü çingene

 

Bütün acıları bir limanda biriktirdiler

Eski limonları kopardılar tek tek

Dutları burdular, kavakları kestiler,

Cevizler kan-ağlıyorken

Taşıdılar kara kamyonlarla

Sen şimdi yeni doğmuş bir tay gibi

Arıyorsun akan su gibi bendini

Adamışsın mavi göklerle denizlere

Yeşil ormanların ruhuna kendini

 

Ünye Masalları kitabında

Bir yer arıyorsun

Akçay, Gölevi, Kale, Liman, Asarkaya

Bir lâhza huzur için yıkıyorsun bendini

Yedi deryalardan çıkıp yeni deryalara salıyorsun

 

Sen kimsin bu şehirde

İsmin ne cismin ne

Hangi kahvede oturursun

Mahallen ne

Kim oğlu kimsin

Çamlardan, taflanlardan

Havalisini yitirmiş bir köy evisin

Tavanların çürümüş, çatın çökmüş

Ortası göçmüş oda gibisin

Bin yıldır fare kemirmiş gibi tahtalarını

 

Ben böyle bünye görmedim

Başka bir Ünye görmedim

Düşlerden masallardan deyişlerden

Çıkıp Anadolu’da gezen

Eli âsâlı bir derviş gibisin

 

İrfan Yıldız sen bu gâm-ı kederden

Ulu atan Hacı Hüseyin’i görmüş gibisin

Beşlioğlu görküyle kutlu masaldan

Molla Halillerle Molla Salihlerle göçmüş gibisin

Belki Sinop’tan Trabzon’a

Belki Horasan’dan Ünye’ye

Gelmiş bir Alp Eren gibisin

Trabzon, Beşikdüzü, Zeytinlik

Giresun, Eynesil, Dereli

Keşaplı, Göreleli

Nice yollardan geçmiş gibisin

Pir Gaip’ten, Kırklardan

Yedi Ulu’dan, Yedi Uyurlardan

Erzurum Dağlarından

Allahûekber Dağlarından

İnmiş gibisin

Askerliğini Sarıkamış’ta

Süvari olarak yapmış gibisin

 

Ben böyle künye görmedim

Ben böyle Ünye görmedim

Sazın telinde mızrap

Neyde nefes

Otuz-kuşta ötüş görmedim

Ben ne Ünye’ye gelmedim ne gitmedim

Ben Ünye’de doğdum, ölmedim

Ünye’de ölmedim

Yeni doğmuş bir tay gibi göklerde

Nöbet bekleyen Ülker gibi

Ünye İskelesinde bekledim

Çayımı içmeden kendimden geçmedim

İskele’nin rüzgârında

Kuşlarından kanadında

Gezersin Ünye diye

 



Bu Haber 385 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI