Buz gibi bir sabahtı.
Münih garına indiğimde hava yeni aydınlanıyordu.. Hannover’e gidecek olan München-Hamburg Kuzey Ekspresine aktarma yapacaktım.. Treni beklerken yanımdan geçen Nazi subayı tipli Alman polisleri dik dik baktılar yüzüme.. Yanlarındaki iri yarı Alman kurt köpeği yanıma yaklaştı, üzerimi başımı kokladı..Köpeğin yaklaşmasından tedirgin olmadığım için şaşırdı dönüp bir daha baktı Nazi suratlı polis.. İri Kurt köpeği giderken elimi yaladı, başını okşadım..Beş yaşımda bir köpek tarafından ısırıldığımdan beri köpeklerle aram iyi olmuştur, severler beni..
Asağı Sakyonya Eyaleti’nin başşehri bu aristokrat şehirde ilk dikkatimi çeken evler ve çatıları olmuştu. Çatılar hep aynı hizada ve çok dikti..Sorduğumda çok kar yağdığı için dediler.. Hannover’de binaların pencereleri az ve küçüktü.. Kışlar çok soğuk geçtiği için az ve küçük pencere yapmışlardı binalara..
Bu mimari Almanya’da olduğu gibi, dik çatılı az pencereli binalar gittiğim diğer Avrupa ülkelerinde de vardı.. Viyana’da Zürih’te Bern’de Paris’te.
Bütün bu şehirlerde ve binalarda bir şey çok azdı..
Hemen hemen yok gibiydi..
Bu neydi tahmin edebildiniz mi?
Bu Türk insanının vazgeçemediği ve çıktığında tatile gitmiş gibi olduğu, sefaların en güzelini yaptığı Balkon’du.. Avrupa evlerinde balkon yoktu. Evlerde balkon sıcak ülkelere indikçe görülüyordu.
Balkon
Artık bize hiç yabancı gelmeyen Balkon, dilimize Fransızcadan geçmiştir.. Tüm Avrupa dillerinde aynıdır. Hatta Fransız tipi balkon günümüz mimarisinde yaygındır.
Türklerde balkona gelince, balkon bizim hayatımızdır. Genelde saksı çiçeklerini atmak ve çamaşır asmak için kullanılsa da nefes alacağımız bir yerdir. Balkon bazen kapatılarak eski eşyaların konulduğu depo olarak ta kullanılır.
Bir yerde okuduğum bir yazıda yazar:
“Balkon zavallı modern çağ insanının doğayla tek irtibatıdır. Toprak sadece balkondaki saksıda görülür, hava balkonda alınır, evin mahalleye açılan kapısıdır. Ahı gitmiş vahı kalmış Türk mimarisinde önemlidir bir yerdir” der.
Balkon bir de Argo’da kullanılır, argoda balkon iri kadın göğsü demektir.
Bizim çocukluğumuzda Ünye bugünkü gibi betonlaşmamıştı. Apartmanlar mahalle aralarında yeni yeni sivriliyordu. Bahçe içindeki evlerinden koparılıp beton duvarlar içine hapsedilen insanın gökyüzünü gördüğü tek yerdi balkonlar bu apartmanlarda, karşı apartmanın balkonundaki çizgili pijama ve atletle gezen amcaya, ve kötürüm mahalle manzarasına baksa da ..
Çocukluğumuzda bahçe içinde bir evimiz vardı. İstanbul’a gelene kadar, hiç balkonlu evde oturmamıştım.. İstanbul’da üçüncü katta tutuğumuz evin karşı apartmanın köşesinden gökyüzünü görecek kadar küçük bir balkonu vardı.. Kendimi burada sürgüne gönderilmiş bir mahkum gibi hissetmiştim..
Sonradan Ortaköy’de oturduğumuz evin balkonundan boğazın karşı yakasını seyreder, ay ışığında boğazdan geçen gemilere ve uzak yıldızlara bakardım. Balkonun ilk defa çamaşır asmaktan başka işe yaradığını da görmüştüm.
Tüm şehirler gibi Ünye’de balkonlu apartmanlarla doldu. Köylerinden, doğadan koparılan insanlar bu apartmanlara balık istifi gibi tıkıldılar ve burada nefes aldılar
Balkon sevdaları, balkon sefaları balkon aşkları oldu. Pencere aşkları balkon aşkına dönüştü..
Avrupa şehirlerindeki binalarda balkon olmayışı beni hap rahatsız etmiştir..
Çok sevdiğim Zürich’te, Zürich gölüne karşı balkonlu bir evde oturmayı çok istemiştim, burasını İstanbul boğazına benzetirdim, sokaklarındaki evlerde balkon ve o balkonlarda yaz akşamlarında çay içenler yoktu.. Daha doğrusu onların balkonu yoktu. Ama Marsilya’da Napoli’de her evde balkon ve balkonlarında çay içen atletli amca yoktu ama rengarenk çiçekler vardı.