Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
10 Ocak 2018 Pazar
AHMET DERYA VARİLCİ
Kırın Bacaklarını!!!

"12 yaşındaki oğlunu almak için okula yürüyorsun. Yaklaşırken bakıyorsun, oğlunun yanında birisi, elindeki minik paketi çocuğa veriyor ve ondan aldığı parayı cebine atıyor.

Ne sattığı belli değil mi?.

Ne yaparsın?. 

Oğlunu zehirleyen, belki de hayatını kaydıracak o adamı, o an ne yaparsın?."

 

****

Köşesinde böyle bir soru soruyor yılların gazetecisi Hıncal Uluç, Bakan Soylu'nun “Okul önlerinde uyuşturucu satıcıları görürseniz kırın bacaklarını, suçu da bana atın!” sözüne arka çıkmak için...

Cevap belli.

Ayağını kırmakla kalmam, kafasını kırarım...

Alacağım ceza umurumda olmaz!

Öldürürüm!!!

 

****

Evet, aynen öyle yaparım.

Çocuğuma uyuşturucu satmaya kalkanı, doğduğuna pişman ederim.

Yaptığımın yasalar önünde suç olduğunu bilsem de...

Kanun nizam düşünmem...

Elimden geleni ardıma koymam.

 

Her "meşru" olan, yasal değildir!

 

Hukukta şöyle bir kural vardır: Yasalar meşru olmak zorundadır ama her meşru olan "yasal" değildir.

Uyuşturucu tacirleri karısında vatandaşın refleksi de yasal olmayabilir ama devlet o konuda acze düşmüşse vatandaş her türlü savunma hakkını kendinde bulur. Yaptığı her eylem "meşru" sayılır. Sonuçları itibariyle "ceza" alacak dahi olsa, meşru müdafaadan sayılır.

Buraya kadar, her şey anlaşılır gibi...

Ancak!

Konunun öznesi vatandaş değil de devlet olunca...

Durum değişir.

Devletin kolluk güçlerinin görevi hangi şart altında olursa olsun suç zanlılarını bulmak, yakalamak, sorgulamak ve yargı organlarına teslim etmektir.

Yargılamak, suçlu olup olmadığına karar vermek polisin değil, mahkemelerin görevidir.

Sanık suçlu bulunursa, hangi suretle cezalandırılacağı kanunlarla belirlenmiştir. Aldığı ceza (hüküm), ceza ve infaz kurumlarınca infaz edilir.

İşte bu nedenle polis, adalet bakanlığına değil, içişlerine bağlıdır.

Yani polis...

Hem savcı, hem yargıç hem de infaz mercii değildir, olamaz!

Üstelik kanunlarımızda "bacak kırmak" gibi bir infaz biçimi yoktur.

Bu durumu "mecaz" yahut "istiare" gibi söz sanatlarıyla makul göstermeye çalışmak, yılların gazetecesine düşmez.

Böyle bir şeyi vatandaş yapar.

Kanunları çiğnemek pahasına yapar; kimse ayıplamaz, "Helal olsun!" der. O da gider, içeride aslanlar gibi yatar...

Ama devletin kolluk kuvvetlerine İçişleri Bakanı böyle bir salahiyet tanımaya kalkarsa, olmaz...

Bunun şakası yoktur.

Mecaza, teşbihe gelmez.

Sonradan...

"Aaa, yanlış olmuş, bacağını kırdık ama bu değilmiş..." denilemez...

En adi "suçlu" bile, önce sanıktır, suçlu olduğuna yargı karar verir.

Hukuk devletiysek bu böyle...

Başbakan bile "Bakan'ın söylediği yanlış anlaşılabilir" demek zorunda kaldı...

Birileri Hıncal'ın kulağına da fısıldasa, "yandaşlık" yapayım derken bi çuval inciri berbat etmese...      

 

 

Not: Bu yazıyı 7 Ocak (Pazar) günü kaleme almıştım. Bir sonraki gün aynı konuyu Haber Türk'ten  Sevilay Yılman'ın yazdığını gördüm. Neredeyse aynı sözcüklerle seslenmiş Yılman, ortak bir çok noktada buluşmuşuz... Yazımın devamını getirecektim, Bakan Soylu'nun talihsiz açıklamasından daha vahim bir duruma, Kanun Hükmündeki Kararnamelere bağlayacaktım konuyu... Özellikle de 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında sokağa inen sivillere yönelik "ceza muafiyeti"nden söz edecektim. Olağanlaşan Olağanüstü Hal'e (OHAL) kadar gidecektim. Belki haftaya yazarız, şimdilik virgülüne dokunmadan gazeteye göndermeyi tercih ediyorum bu yazımı, gerçek bir hukuk devletinde yaşamak umuduyla... 



Bu Haber 295 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI