Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
11 Ocak 2018 Pazar
MİSAFİR KALEM
Şükrü KARAMAN / Gazeteciler ve Basılı Gazete

Dün,  sigorta, kadro ve sendikal haklardan yoksun, zor koşullarda özveri ile kamuoyunu bilgilendirme görevini yapan basın emekçilerinin günü idi.

Her yıl olduğu gibi “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” çeşitli iletiler, açıklamalarla kutlandı, meslektaşların içinde bulunduğu olumsuz koşullara dikkat çekildi, basın mensuplarının baş tacı olduğu vurgulandı. Ne var ki bu açıklamalar 10 Ocak’ın hemen ardından unutuluyor, yaptıkları haberler ve yazılarından ötürü adeta “Günah keçisi” olarak görülmeye devam ediliyor.

Haberleri veya yorumlarından ötürü ya hırpalanıyor, dövülüyor, hatta işinden ediliyor ya da davalık oluyor çileli meslektaşlarımız. Bir anlamda çalışma koşulları kısıtlanmaya çalışıyor. Aslında zor  olmasına karşın, tutku ile yapılan gazetecilik mesleğinin çözüm bekleyen o kadar sorunu var ki. Bu sorunlar, görev sırasında karşılaşılan sıkıntılar, güçlükler meslek örgütleri tarafından her daim gündeme taşınıyor, dikkat çekiliyor. Ancak olumlu karşılık bulmuyor.

10 Ocak 1961, basın emekçilerine güvence hakkı getiren,  kadronun yanı sıra bir takım olanaklar tanıyan basın iş yasasının yürürlük tarihidir. Hani gazetecilerin çok iyi bildiği 212 sayılı yasanın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarih. O yasa ile yasal güvencelere kavuştu, sarı basın kartı almaya hak kazandılar. Ne yazık ki, yasa medya patronlarının tavrından ötürü günümüzde işlevini oldukça yitirdi. Özveri ve sevda ile gazetecilik yapan gençler artık bu haklardan çok yararlanamaz oldu.

Günümüzde asıl sorun 212 sayılı yasanın tanıdığı hakların bazı medya devi şirketler tarafından kısıtlanması,  gazetecilerin çok düşük ücretle, sendikal haklardan yoksun çalıştırılması, belirli süre sonunda kapının önüne konulmasıdır. Bugün medyada gerçek anlamda toplu iş sözleşmesi yapılan tek işyeri Anadolu Ajansı’dır.  Yirmi yılı aşkın gururla ve keyifle çalıştığım, emek verdiğim Anadolu Ajansı’nda sendika değişikliği olsa da hala toplu iş sözleşmesinin bağıtlanması çalışan arkadaşlarımız adına büyük kazanım. Umarım, sektörde sendikalı işyeri sayısı artar, toplu iş sözleşmeleri bağıtlanır. Umarım, özveri, tutku, sevda ile görev yapan çileli meslektaşlarım sıkıntılarından, sorunlarından tez zamanda sıyrılır, hak ettiğine fazlasıyla kavuşur.

Gazetecilerin sorunu kadar yazılı basının geleceği de sıkça tartışılır oldu meslek büyüklerimiz tarafından.  Malum, sosyal medya dünyada olduğu gibi ülkemizde de hayli yol aldı, yazılı ve görsel medyayı solamaya başladı. Akıllı cep telefonlarının yaşamın her alanında kendini göstermesiyle yazılı medyanın, yani gazetelerin tirajında gerileme olduğu aşikar.

Sosyal medyanın gazeteler üzerinde olumsuz etki yarattığı ülkelerin başında geliyor Türkiye. Zaten gazete satışlarının az oluşu olumsuzluğu net şekilde ortaya koyuyor. 1990’lı yıllarda 60 milyonu aşkın nüfusa sahip ülkemizde 6 milyondan fazla gazete satılırken, nüfusun 83 milyona dayandığı günümüzde ulusal gazetelerin toplam satışı ancak 3.2 milyon kadar. Nüfus artışına karşın, günlük gazete satışlarında sürekli gerileme yaşanıyor.

Zaten okumayı sevmeyen topluma sahip Türkiye. Ne yeterince kitap dergi, ne de gazete okuyor  yurdum insanı.  Hatta çoğunun evine girmiyor bile. Yani o denli iç karartıcı bir durum var ortada. Oysa, kitap, gazete, dergi okumak o kadar farklı ki. Olaylara bakışı, tahlili değişiyor, kör inattan kurtuluyor. Maalesef okumuyor, elindeki cep telefonu, ya da başında saatler geçirdiği internette okuduğunu yeterli görüyor, bilgi sahibi olduğuna inanıyor. Ama yanılıyor. Kültürel sorunların başında geliyor Türk insanının okumaması, kitaba, gazeteye, dergiye uzak durması, sinemaya, tiyatroya gitmemesi.

Gazete satışlarının giderek gerilemesi karşısında bazı yazarlar basılı medyanın sonunun geldiğini, uzatmaları oynadığını, yakında tümünün kepenk indireceğini savunuyor.  Savını ülkemizde ve dünyada kapanan gazetelere dayandırıyor.  Doğru  basılı gazete çıkarmak oldukça maliyetli ve pahalı bir iş. Bu tablo karşısında oldukça zorlanıyorlar. Bir ölçüde reklam gelirleri ile ayakta kalmaya, ya da abone sistemi ile yaşamaya çalışıyorlar.

İşte burada öne çıkıyor farklı haberciliğin, atlatma manşetlerin önemi. Eğer okurun ilgisini çekecek , toplumun yararına olacak haberleri manşete çekerse o gazete bir adım önde olacaktır rakiplerine karşı. Demem o ki; iyi,  toplumun sorunlarına duyarlı habercilik her daim kazanacaktır.

 

Son söz, her ne kadar satışlar düşse de basılı gazete hiçbir zaman ölmeyecek, sosyal medyaya karşı mücadelesini sürdürecektir. Çünkü, mürekkep kokusunu kanıksamış, kağıt sayfalarının hışırtısından keyif alan o kadar çok okur var ki…



Bu Haber 103 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI