Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
13 Şubat 2018 Pazar
RECEP ÖZCAN
Çakıldağı Kaybolan Değirmenler

Millet olarak soframızda ekmek fazla yer tutar. Buğday ve mısırları un yapabilmek ve soframıza ekmek olarak getirebilmek için değirmenlere ihtiyaç vardı.

Değirmenler suyla çalışmaktadır. Değirmenler için su enerji kaynağıdır. Ordunun dereleri meşhurdur biliyorsunuz. Köylerin içinden veya kenarında geçen bu dereler köylerimizin süsüdür. Klasik olarak çeşitli şekillerde insanımız tarafından faydalanılmıştır.

Sular değirmenlere kanallarla getirilir. Yüksekten aşağıya doğru oluklar vasıtayla çarklara vurdurulur. Hızla çarklara vuran su, taşların dönmesini sağlar. Dere kenarlarına, her mahalle kendine bir değirmen yapmıştır. Değirmen önceleri tahtadan, daha sonraları çimentonun hayatımıza girmesiyle taştan yapılmıştır. İlk yapılan değirmenlerin oluğu ve çarkı da ağaçtan yapılmıştır. Daha sonra oluk betondan, çarklarda demirden yapılmıştır. Oluğa su gelmesini sağlayan savacak da tahtadandır.

Yetiştirilen mısırlar değirmenlerde öğütmek için sıra bulmak imkânsızdı. Sabah erken horozlar ötmeden değirmene gidilir, sıraya girilirdi. Değirmene geliş sırasına göre sıra işlemimi geçerli idi. Eğer acil bir durum varsa küçük bir torbayla öğünlük alınırdı, öğünlük almaya her zaman müsaade edilirdi.

 Günümüzde ise köyde mısır ekim alanları azaldığı gibi yaşayan insanlarında azalması sonucu değirmelerin işlevi de azalmıştır. Teknolojiyle birlikte elektrikle çalıştırılan değirmenlerde devreye girmiş ve insanımızda burada da gelişmeyi takip etmiştir.

Değirmenler hayatımızın bir devresinde büyük yer tutmuş bizim kültürümüzdür. Halen devam etse de birçok kültürümüz gibi değirmenler de yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmaktadır. Her terk edilen, kullanılmayan şeyler yok olup gittiği gibi değirmenlerde günden güne çürüyerek yok olmaktadır.

Değirmenlerde büyüklerimizin birçok anıları olmuştur. Oralarda yaşadıkları onlar için önemlidir. Zahrasını öğütmek için erkenden sabah namazından sonra değirmenin yolunu tutmuştur. Bir adım kim değirmene önde girmişse sırayı o kapmıştır. Bu nedenle “Değirmene gelen nöbet bekler” sözü dilimizde yer etmiştir.

Geceleri suyun biraz fazlalaşması, herkesinde değirmene gitmemesi bazıları için bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirirken ateş yakarak ısınırken karnın acıkması kaçınılmazdı. Bu durumda öğütülen zahradan bir bileki ekmek pişirmek ne güzel olurdu. O lezzeti bilekiyi (değirmen çöreği) yiyen büyüklerimize sormak gerekir. İşte bunu için “değirmenden gelenden bileki umurlar” denilmektedir.

Değirmenler özellikle fındığa, Ramazan orucuna veya kar başlamadan önce dolup taşardı. Veya özel zamanlarda sıra bulmak imkânsız hale gelirdi. Eğer birde değirmen taşının dişleri yok olmuşsa sıkıntı çekilirdi.

Değirmenin taşları sert bir taş olan çakmak taşındandır. Yuvarlak bir şekilde, ortası delik iki taşın üst üste konulmasıyla çalışmaktadır. Mısır iki taşın arasındaki dişler tarafından un haline gelir. Alttaki taş sabit, üsteki taş suyun gücü ile dönmektedir.  Mısırın konduğu tekneden aşağıya mısır kutu şeklinde bir yere akmaktadır. Ucu dar olan kutuya da iple çakıldak bağlıdır. Çakıldak da mısırın kontrollü bir şekilde dönen taşın ortasındaki deliye düşmesini sağlar. Taşın arasından geçen mısır un halini alır. Çakıldak unun ince ve kalınlığının ayarlanmasında kullanılır. Unluğa dökülen unların ince ve kalın olmasını birde taşların dişlerinin iyi dişenmesi belirler.

Değirmen dişemek de başlı başına bir olaydır. Bu işten anlayan büyükler, birkaç kişiyle araya gelir, bu dişeme işlemini yaparlardı. Dişeği kullanmak suretiyle taşın üzerinde diş açmaktır. Bu dişek de demirden yapılmıştır. Hatta yaşamımızda birine kızdığımızda; kızan kişi ağzına geleni söyleyip fırçalamışsa bu durumda “Falanca beni iyi bir dişedi veya seni iyi bir dişedi” denir. İnsanı dişemekte böyle bir şeydir.

Yine hayatımızda değirmenle ilgili kullandığımız değimler vardır.  Değirmeni su almış çakıldağını (takıldağını) aramak, Değirmenin suyu nereden geliyor, herkesin bir derdi var değirmenin de su, değirmen oluğu, değirmenin altın su geçiyor, değirmene su tutmak, sen bilirsin değince değirmende kavga olmazmış, camiden gelene yemek, değirmenden gelene kötek, öğünlük almak, oluğun ağzına sıfın vurmak, gibi.

İnsani ilişkiler açısından da değirmenlerin sosyal hayatta da öneminin büyük olduğu da bilinmektedir. Köylüler birbirleriyle bir ayaya gelirler böylece birbirlerini daha iyi tanırlar. Komşuluk ilişkileri burada kendini ortaya koyar. Sohbet imkânı bulur, sohbet sayesinde dertleşir. Biliyorsunuz ki, dertleşen insanlar da psikolojik sorun oluşmaz. Bunun için “Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan” denilmiştir.  Değirmen kuyrukta beklemeyi öğretir bu sayede saygıyı da öğrenmiş olur. Sen daha iyi bilirsin demeyi öğretir. “Sen bilirsin denilince değirmende kavga olmazmış” denilmesi bunun işaretidir.

Değirmenlerde fareler bol bulunmaktadır. Dökülen mısırlardan ve unlardan faydalanmaktadır. Bu sebeple “Değirmenlerin sıçanları bol olur” denilmiştir. Yine değirmene yakın alt kısımlarda kalan sularda balıklarda bol olur. Değirmenin yanından bu balıkları tutanları değirmen öğütürken görürdük. Balık tutmak büyük zevk verirdi tutan insanlarımıza.

  Köyümde Keşaplı Recep Hoca konuşurken şaka dilinden düşmezdi. Onun şakalarından biri de “Değirmenin altından su geçiyor” derdi ve çok kullanırdı. Bunu söylerken karşısındaki kişi gereksiz konuşuyorsa veya boş soru soruyorsa bu durumda kullanırdı. “Sen geç bunları” anlamında ne güzel söylenmiş bir söz değil mi? İşte bu nedenle değirmenin altında su geçiyor galiba!

Yine çok konuşanlara, gereksiz konuşanlara, her duyduğunu başkasına söyleyen kimselere veya “ağzında bakla ıslanmaz” dediğimiz kişilere “değirmenin oluğu” gibisin denilmektedir.

Cuma günü değirmene giden adam zahrasını öğütür ve eve gelir. Tabi Cuma namazını kılamamıştır. Eve gelince hanımına karnının acıktığını, yemek hazırlamasını söyler. Hanımı hiç o taraflı olmaz, başka işlerle uğraşır. Adam buna kızar “Neden yemek hazırlamıyorsun karnım açıktı çabuk yemek hazırlasana” der. Bunun üzerine hanım; kocası Cuma namazını kılmadığı için “Camiden gelene yemek, değirmenden gelene kötek” sözünü sarf eder. Bu söz günümüzde de kullanılmaktadır.

 

Bunları anlatırken; “Değirmenleri su almış zaten” boşuna takıldağını arama diyebilirsiniz. Olsun! Değirmenlerin bizlere çok şeyler hatırlattığını, hayatımızda bir dönem büyük bir yer tuttular. Belki sizlerinde anılarında kırıntıları kalmıştır. Bu sayede bunları hatırlatmış olduysam bana ne mutlu. 



Bu Haber 760 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.