Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
13 Şubat 2018 Pazar
TURGAY GÜVEN
Aşk Dediğin Boğaziçinde Yaşanır ( 1) “Boğaziçi’nde aşkın tarihi”

Aşk deyince Boğaziçi , Boğaziçi’nde aşk deyince de, aklıma ilk olarak,  kuleye hapsedilmiş sevgilisine kavuşmak için boğazın dalgaları arasında kaybolan  delikanlının, hüzünlü hikayesini anlatan, efsanevi Kız Kulesi öyküsü gelir. Sevgilisine kavuşamamış tüm  çaresiz aşıklar gibi, Kız Kulesi’ de, ömrünü, bin yıllardan beri, denizin dalgalarını, tepeleri, çam korularını,  geçen gemileri, tekneleri, martıları, kıyılardaki yaşamı  mahzun, buruk, hüzünlü seyrederek geçirir.

Bir de,  çok çok daha eski, tarihin derinliklerinden çıkıp gelen, Doğu Roma-Konstantinopolis’li  yakışıklı delikanlı ile Tuna boyları’ndan güzel Hun kızının,  ilginç   aşk hikayesi vardır ki, onu da anlatalım.

Yıllar önce okuduğum, Attila’ya barış elçisi  olarak gönderilen Bizans’lı,  saraylı bir asilzade Priscos’un  hizmetkarı olarak, sefere katılan, bir gencin, hatıralarını anlatan romandan,  aklımda kaldığı kadarıyla,  Hunlar’ın arasında uzun süre kalan, asilzade ve genç kahramanımızın, sonunda  Otağ’a-huzura kabul edilip,  Hun İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu arasında, bir  barış antlaşması imzalamaları  ile  doğu sınırlarını garantiye alan Attila, batıya karşı yeni seferlere çıkar.

Attila’nın yokluğunda, onun izni olmadan oradan ayrılamamaları  ve daha sonra da   yaklaşan kış nedeniyle, Hunlar’ın, kahramanlarımızı, bir süre daha zorunlu olarak  misafir etmeleri sonucu,    Hunlar’la gelişen dostlukları, meraklı bir genç olan bizimkinin, Hunlar’ı daha fazla tanımaya, bazı konularda Hunlar’la konuşmaya ve iyi ilişkiler sürdürmeye hevesli oluşu dolayısıyla da, misafirlikleri hiçte sıkıcı geçmemektedir.

Kışın soğuğunda bizim delikanlının  hastalanması, bakımıyla ilgilenmek üzere, yanına, beyaz tenli, açık kestane saçlı, sevimli, becerikli  bir Hun kızının görevlendirilmesi ve  iyileştikten sonra da, kızın, bizim oğlanın  yanından hiç ayrılmamasıyla   ilerleyen roman, Attila’nın ölümü ve  Hunlar’ın, taht kavgalarıyla birbirlerine girmeleriyle son bulurken, romanın genç kahramanı, hizmetinde olduğu saraylı asilzade ile birlikte, İstanbul’a, pardon Konstantinopolis’e, yani Bizans’a  doğru yola çıkarlar.  Sevimli Hun kızı da onlarla beraberdir. Ver elini Bizans.

Mutlaka, İstanbul’da aşk başkadır ve kim bilir, o zaman ki Boğaziçi’ nde  ne kadar mutlu yaşamışlardır.

Böyle güzel, muhteşem bir mekanda,  kimbilir,  bugün tarihin sayfaları arasında kaybolmuş,  nice güzel aşklar, sevdalar, sevgiler yaşanmıştır.

O İstanbul ki, kıtaları tutmuş hakimiyet alanları, barındırdıkları sayısız toplumlar ve başlarındaki  güçlü,  muktedir imparatorlarla,  iki büyük imparatorluğa başşehirlik yapmıştır. Bizans ve Osmanlı.

Elbette ki, İmparatorlar ve sultanlarda insandırlar. Sıradan insanlar gibi duyguları vardır.    İmparatorlar ve sultanlarda severler, sevilirler,  zaman zaman da, tarihe geçen, büyük aşklar yaşarlar.

Bizans’tan günümüze kalan ünlü bir aşk hikayesi , Bizans İmparatoru Justinyen  ile karısı Theodora’nın aşkıdır. Tarihlerin anlattığına göre, gayet hafif meşrep bir kadın olan, Theodora’nın,  güzelliğinden ve bir gece-eğlence kulübünde yaptığı rakstan etkilenen, ailesinin, sarayın, halkın tüm tepkilerine ve Bizans geleneğinde, hukuğunda  ve yasalarında,  imparatorların ve hanedan üyelerinin, halktan kişilerle evlenmeyeceği yönündeki,  kesin ve bağlayıcı  hükme rağmen, bir emirle  bu hükmü kaldırıp, Teodora’yla evlenen, yapıldığı dönemde dünyanın en büyük ibadethanesi sayılan Ayasofya Kilisesi’ni yaptıran İmparator Justinyen’in, böyle bir evlilik  yapmış olması, Theodora’ya çok büyük bir aşkla bağlandığını anlatmaktadır.         

Osmanlı’dan kalan en ünlü aşk hikayesi   ise, imparatorluğun en büyük, en güçlü olduğu o muhteşem yüzyılda, uzun yıllar hüküm süren, Kanuni Sultan Süleyman ile  Hürrem Sultan’ın aşkıdır. Gençliğinde, Ukrayna’da,  Tatar akıncılar tarafından kaçırılıp, getirildiği İstanbul’da, onu, Şehzade başı’ ndaki Kızlar Pazarı’ndan Topkapı Sarayı’nın haremine kadar  getiren,  asıl adı  Roksalan  olan, Ukrayna  asıllı  Hürrem’in,  güzelliği ve zekası ile, ona, bir  Osmanlı padişahıyla nikahla evlenmiş ilk padişah karısı, Sultanın gözdesi , Haseki Sultan olmasını sağlayan, onu,  zaman zaman, koskoca cihan hükümdarı Kanuni’yi etkileyebilen, ona sözünü  geçirebilen, bir mevkiye getiren, şansı ve  bahtı , Kanuni’nin  Hürrem’e  zafiyet derecesinde aşkından dolayıdır.

Peki, bu “Boğaziçi Aşkı” da nasıl oluyor . Neden Boğaziçi ?” filan derseniz , size bir şarkı ile anlatalım.

 “ Boğaziçi şen gönüller yatağı  

Her bucağı âşıkların otağı 

Yamaçları sanki cennetin bağı

Mehtâbı hoş, güneşi hoş, günü hoş 

Boğaziçi herkesi eder sarhoş

Pırıltılar oynaşırken sularda

Ötüşürler martılar kuytularda Tarabya'da, Bebek'te, Üsküdar'da

Mehtâbı hoş, güneşi hoş, günü hoş

 

Boğaziçi herkesi eder sarhoş” ( Devamı var)



Bu Haber 98 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI