Ünye’ye geldiğim zaman ayakkabımı arada bir birkaç kuruş harçlık kazansınlar diye.. küçük boyacı çocuklara boyatırım.. Bilirim küçük boya sandıkları ile aile bütçesine katkıda bulunduklarını..Hele birkaç kuruş ta fazla verdin mi deymeyin keyiflerine, sizi hiç unutmazlar..
Sakın bu yazımda onları desteklediğimi ve yaptıkları işi onayladığımı falan çıkarmayın, yasalarımıza göre küçük çocukların çalıştırılması yasaktır. Ama toplumumuzun bu gizli yarası bazen görmezden gelinir, ben da arada bir tek gözümü kapatıyorum.. Bu işi meslek edinmiş çoluk çocuk geçindiren profesyonel ayakkabı boyacıları beni bağışlasınlar mesleklerine saygım sonsuzdur.
Ayakkabımı boyayan Burak’a sordum:
-İşler nasıl ?
Yüzünde tertemiz bir ifade vardı, benim çocukluğuma benziyordu kara kaşlı kara saçlı..
-Hiç iş yok amca, dedi, hava da soğuk, boya bir lira diyorum beşyüz olmaz mı diyorlar, boyuyorum bazen, bir an önce ayakkabı alacağım ayakkabım delik su giriyor..
Sonra uzatıp ayakkabısını gösterdi bana..
-Nerde oturuyorsun, annen baban yok mu?
-Bayramca’da oturuyoruz, babam üç yıl önce kanserden öldü, annem yetim maaşı alıyor biz de kardeşimle boyacılık yapıyoruz, işte kardeşim de geliyor.
Kardeşi yanımıza yaklaştı elleri boya içinde, bana:
-Ben sizi tanıyorum yazın ayakkabınızı hep bana boyattınız, beyaz bir ayakkabınız vardı dondurma yiyordunuz ban da ısmarlamıştınız, tanıdınız mı? Ben Barış..
Tanımıştım Barış’ı..
-Abi ben gidiyorum derse geç kaldım dedi barış aceleyle ayrıldı yanımızdan
-Ne dersine gidiyorsun Barış bugün Pazar, dershane ücretini kim ödüyor?
-Geçen sene yine sizin gibi bir ağabeyin ayakkabısını boyarken ilgilenmişti o ödüyor.
-Bravo barış dedim, kimmiş o?
-Eczanesi var abi Telcioğlu, Telcioğlu, dedi.. Ve hızla ayrılı yanımızdan
Türbe Mahallesinde Telcioğlu’nun dedesi ve babası ile komşuyduk.. Babası Rahmetli Sezai abi Ortaokula başladığım yıl ilk takım elbisemi dikmişti. Gençliğinde kuş merakı vardı, bu yüzden ona Hanumcuk Sezai de derlerdi.
-Bak Burak, dedim, Belediye Başkanımız da Bayramca’lı, sen ona bir uğrasaydın ve ”Sayın Başkanım ben de sizin mahalledenim, karda kışda delik ayakkabı ile dolaşıyorum, fakiriz,” deseydin
-Öyle değil abi biri bana Belediye’de başkan yardımcısıs İrfan ağabeyine git ondan bir çift ayakkabı iste dedi.. Sen İrfan ağabeyi tanıyor musun abi ona bi söylesen..
-Tanıyorum Burak dedim, söyleyemem ama aha buraya yazarım, İrfan abin de bunu bulur okur, bulamazsa okuyanlar ona söylerler, o da beni arar, senin adını ve adresini ister arış’la senin ayakkabı işinizi halleder. Hazır İrfan ağabeyinizi yakalamışken birer de kışlık mont istersiniz, İrfan ağabeyiniz hem gönlü hem kendi zengin adamdır, aynı zamanda paşalardandır.. Geçen sene İrfan abini bila ücret paşa yaptık ve Belediye’de epeyi adamı paşalığa terfi ettirdik. Ettirdik ama bu rütbeleri dağıtırken biraz karışıklık oldu, bazı paşalık sırası gelen kıdemli erkanıharb’leri (Kurmayları) unuttuk ve bu yüzden sağdan soldan epeyi sitem aldık onlar merak etmesinler bu yıl terfilerde onları iki rutbe birden atlatacağız.
Patron Ali Öztürk’te ikide bir bana baskı yapıp duruyor, “Abi, rütbeleri noksan dağıtmışsın, biz neden paşa olamadık diye söylenip duruyorlar, ben köşe yazarlarıma müdahale edemem dedim, anlatamadım şunları da paşa yap da kurtulayım.”diyor
Bu işler o kadar kolay değil patron dedim.. Paşalık öyle bol keseden dağıtılan bir unvan değil önce hak edilmesi lazım.. Öyle yola yamuk yumuk iki kilit taşı döşemekle, iki ışıklı baba dikmekle paşalık verilmez, içimiz dışımız kilit taşı ile ışıklı baba oldu..
Hem sonra bundan sonra ilk paşalığa şu Dolmapark’ı bir an evvel kim toparlarsa o terfi edecek.
Konuyu dağıttık.. Velhasıl kelam Barış ve Burak şimdi İrfan ağabeylerinden haber bekliyorlar .. İnşallah İrfan ağabeyleri bu yazıyı okur..Okuyanlar bir zahmet İrfan Abiye’de okutsunlar..