BİRİNCİ BÖLÜM
Çok soluk bir kayıt bile en
Güçlü bellekten yeğdir
Çin atasözü
[Susuzluktan ölmek üzere olan bir karga, dibinde biraz su bulunan bir testi bulmuş. Başını güçlükle testinin dar boğazından içeri sokan karga tüm çabasına rağmen suya ulaşamamış. Bunun üzerine testiyi devirip suyu yere dökmeğe çalışmış.Testi ağır olduğu için bunu da başaramayan karga, umudunu yitirmek üzereyken aklına parlak bir fikir gelmiş. Çevresinde bulduğu küçük çakıl taşlarını testinin içine atmağa başlamış. Testinin dibinde biriken taşlar suyun düzeyini yükseltmiş. Böylece suya ulaşan karga ölmekten kurtulmuş.
Aisopos’ un bu masalı icatların itici gücünün gereksinim olduğunu çarpıcı bir biçimde belirtir.
İşte yazı ve onun gereçleri bu tür bir gereksinim sonucu icat edildi. Altay Gündüz: Yazının icadı ve evrimi ]
İlk yazılar kömürle taşlar üzerine yazıldı.
Yazı ile yapılan işler çoğalıp alanı genişleyince, düz beyaz taşlara, ağaç kabuklarına, tahtalara ceylan derilerine kömür ve ilkel boyalarla yazılan belgeler gereksinime cevap veremeyince, kil tabletler yazı kağıdı ve defteri olarak kullanılmağa başlandı.
[ İlk uygarlıklar iyi ki yazı defteri olarak fırınlanmış kil tabletler kullanmışlar. Bu tabletler kalıcılıklarını binlerce yıl koruduklarından günümüze ulaşmayı başardılar. Tarih çağlarından günümüze kadarki gelişme onlar yardımıyla öğrenildi ]
Çivi yazısı ya da hiyeroglif yazı sistemleriyle kil tabletlere yazılan belgelerin, taşınması çok zor olduğundan. Uzun metinlerin bir çok tablete yazıldığı için arşivlenme zorluğu yaratması yüzünden.
Kil tabletler kusursuz değildi
Arayışlar sürdü.
Ve günümüzün parşömen kağıdı benzeri antik kağıt Mısır uygarlığında icat edilerek kullanıma girdi.
Dünyanın başka yörelerinde pek yetişmeyen, Ancak Mısır’ın Nil vadisi ve deltasında bir orman gibi gür ve çok geniş alanlarda yetişen papirüs bitkisi ( Cyperus papyrus ) uygun koşullarda boyu kimi zaman beş metreye ulaşan, koyu yeşil renkli otsu bir bitkidir.
Mısırlılar bu bitkiyi Nil kıyılarında, genellikle de deltada, geniş ölçüde yetiştirdiler ve kağıt yapımında kullandılar.
Bu gün sadece deltanın batısında, Natron vadisinde üretilmektedir.
Papirüs bitkisinin gövdesi dipten beş metre yukarıdaki tepesine kadar ayni kalınlıkta ve üçgen prizma şeklindedir.
Eski Mısırlılar yazı yazmak için yaptıkları papirüs kağıdını şu yöntemle üretiyorlardı.
Önce bitkinin sapı, yapmak istedikleri kağıt boyunda parçalara ayrılıyor. Kabukları soyuluyor. Meydana çıkan özünden şeritler çıkarılıyor; Bu şeritler birbiriyle biraz örtüşecek şekilde yan yana diziliyordu.
Sonra ayni yol izlenerek bu katmanın üstünde dik açı yapan ikinci katman diziliyordu.
Daha sonra iki katmanlı levha ıslatılıyor, bitkinin özündeki nişastayla, katmanlar birbirine yapışana dek tahta tokurcaklarla dövülüyordu.
Elde edilen kağıtları istenilen ölçüde uzatmak için birbirleriyle yapıştırarak levhalar oluşturuyor, üste dizilen katman içte kalacak şekilde dürülen levhalardan da rulo tomarları yapıyorlardı.
Tomarların uzunluğu 9-10 metre olabiliyordu.
Belgeler, kırıştırılmadan açılıp düzeltilen tomarların önce iç yüzüne sonra dış yüzüne yazılır, yazım işi biten belgeler dürülür, ahşap karkas üzerine kaplanmış silindir biçimindeki kılıflarında saklanırdı.
Yazı işlerinde kullanılan tomarların üretimini sadece kraliyet bünyesindeki atölyeler yapıyordu. Üretim çok gizliydi.
Papirüs tomarları Grek-Roma döneminin sonu olan MS. 395 yılına kadar Mısır’ın başlıca dış satım ürünü oldu.
Antik Mısır’lılar papirüsü ip, sandalet, tekne gibi nesnelerin yapımında da kullanmışlardır. ( age )
Papirüs parşömenler son derece dayanıklı, kalıcı, üstelik silinerek tekrar-tekrar kullanılabilen kağıtlardı.
Dünyanın her yerinden, özellikle de antik Mısır mezarlarından çıkarılan binlerce yazılı papirüs ruloları elimizdedir. Halen de yenileri bulunmaktadır.
Nüfus artışı yanında, Nil’in periyodik taşkınlarının önlenmesinden sonra papirüs sazlıklarının yok oluşları hızlanmış, Mısırlılar papirüsü tarım etkinlikleriyle yetiştirme yöntemine baş vurmuşlar ve bunda başarı sağlamışlardır.
Günümüzdeki modern Mısır’lılar, üniversite bünyelerinde oluşturdukları papirüs enstitüleriyle, uygarlığın ana yayıcısı olan papirüs parşömenini yaşatmağa çaba göstermektedirler.
Modern Mısırda akıllara durgunluk veren antik kalıntıları ziyaret gezileri düzenleyen tur operatörleri, papirüs enstitülerinde kağıt yapım tekniğini görmek için programlar yaparlar.
Mısır’a giden her turist, bu son derecede basit. O derecede de hayranlık uyandıran tekniği, şaşarak izlerler.
İKİNCİ BÖLÜM
Enstitü öğrenci, öğretmen ve ressamları, Turist guruplarının karşısına geçer, önce papirüs otsu bitkisini tanıtır, istediği boyda sapı keser. Soyar. Çıkardığı özü diler.
Yukarda anlatılan sırayı takip ederek parşömeni oluşturur.
Sonra, kağıt yapımını dikkatle izleyen turistlerin arasından birini çağırarak, sizin önünüzde onun da papirüs sapından şerit çıkarmasını, kağıt yapmasını ister. En sonunda da isteyenlere kesilmiş papirüs sapları verir.
Tüm bu görsel şölen bittikten sonra da sıra, bu kağıtlara ressamların yaptığı, mezar duvarlarına kazınmış resim kopyalarının satışına gelir.
Çeşitli boydaki parşömenlere yapılmış harika tablolar hayli pahalıdır.
Örneğin :
Elli dolar verdiğiniz bir tablonun aynisi, enstitünün önünde satış yapan seyyar satıcılarda sadece bir dolardır.
Bu duruma hiç şaşmazsınız.
Çünkü rehberiniz sizi daha önce uyarmıştır. Bu tabloların yapıldığı kağıt papirüs parşömeni değil, banana –muz – kabuklarından ayni teknikle yapılmış kağıtlardır.
Papirüs parşömen bembeyaz , yırtılmaz, zor kesilir, olumsuz şartlarda dahi çok uzun yıllar kalıcılığını koruyan bir kağıttır.
Ötekiler de tam tersidirler.
Ama siz onlardan da bolca alırsınız . Değişik, Sadece Mısır’a has değer verilen hediyedir çünkü.
*** *** ***
Evimin yolu üstünde, onu gördüğüm güne kadar hiç dikkat etmediğim çok bakımsız bir bahçede, ( bu evimin yakınındaki bahçeye bu denli hor bakan komşuma kızdığım için bahçeyle hiç ilgilenmiyordum karma karışık çalı-çırpı arasında, epeyce geniş bir alandaki otsu bitki kümesi aklımı karıştırdı önce.
Sonra birden aydım.
Şaşkınlık, inanamazlık, sevinç duygularının verdiği sersemlikle düşercesine sendeledim.
Karşımda tıpkı Natron vadisinde yetiştirilen ( Natron : Sodyum karbonat. Mumya evindeki cesetleri 70 günde kurutarak on beş kiloya indiren tuz. Mısır’da Kahire ile İskenderiye arasında, Nil vadisinin batısında doğal natron vadisi. Mumyalama tekniği icat edileli beri cesetler buradan çıkarılan natronla kurutulmuştur. ) papirüsün tıpkısı duruyordu.
Uçarcasına yıkık duvarların arasından geçerek bakımsız bahçeye girdim.
Aman Allahım!!
Bir buçuk- iki metre yüksekliğinde, sapları bir Cm. kalınlığa ulaşamamış, üçgen prizma şeklinde ama kenar yüzleri dışa doğru bombeli papirüsleri ayan-beyan tanıyınca neler hissetmedim?
Tanımış mıydım gerçekten?
Gözlerimi yumdum.
Mısır’da, papirüs sazlığının içindeyim.
Bin bir çeşit kuşun sesini duyuyorum.
İçinde bulunduğum ormandaki papirüslerin saplarına yaratıklar, tanımadığım maymunlar tırmanıyor.
Tıpkı bay Tİ’ nin papirüs ormanından tüm görkemiyle geçerken, kayığından ürken yaratıkların papirüs saplardan tepelere tırmanışları gibi.
Sazlığının ötelerinden kazlar ördekler havalanıyorlar.
Hemen yanımda, on sekiz yaşındaki çocuk Firavun Tut-Ank-Amon, sevgili eşi ayni zamanda kız kardeşi Ankesenamon ile altın sandalının içinde avlanıyor. Kimi zaman altın kaplama yayıyla ok atarak, kimi zaman da bumerank kullanarak vuruyor kazları ördekleri. Sazlığa her düşen kuşu Ankesenamom’a getiriyor Firavunun sazlıkta gizlenmiş erkanı.
Altın sandalda, ayakları dibine istiflenen su kuşlarının kendisine değmesinden çekinerek ellerini çırpıyor çocuk Kraliçe. Sevgili eşi ve ağabeyi genç kralın avdaki başarısını alkışlıyor.
Sazlığın bittiği sınırda Nil, uçsuz bucaksız bir deniz gibi.
Mısır’ı kasıp kavuran güneşin yakıcı ışıkları Nil’in sularını, göz kamaştırıcı parıltılarla bir yol gibi bana doğru uzatıyor.
Dalgasız, bir ayna gibi apak akan Nil, gözlerimi yoruyor, midemi bozuyor. Nil’in takip ettiğim akıntısı, deniz tutmasına, baş dönmesine benzer bir bozukluk yaratıyor bünyemde.
İçinde bulunduğum otel geminin iki yanından süzülürcesine geçen onlarca otel gemi, başımım dönmesiyle mide bulantımı hat dereceye yükseltiyor.
Bahçenin ortasında, papirüslerin oluşturduğu kümenin kıyısında, hayal ettiğim anılar yüzünden kusmak üzereyken aklım başıma geldi. Gerçeğe döndüm.
Kendimi bahçeden dışarı attım.
Koşarcasına eve gelip telefona sarıldım.
Komşumun, bahçesindeki cılız papirüs sazlığından haberi var mıydı? Öğrenmek ateşiyle yanıyordum.
Yada o, oraya kim tarafından getirilip üretilmişti?
Aloooo!
Aloooo Yaşar!
Oğlum!!... –Ona böyle seslenmeğe hakkım var. Elimde büyüdü.-
Oğlum bahçende bir hazine buldum!!..
Uzak bir yöredeki Yaşar şaştı galiba. Bir süre sustu. Aklını başına devşirmeğe çalıştı herhalde
Abi!!... Ne dediğini biliyor musun sen?!...
Biliyorum-biliyorum Yaşar. Ama senin bildiğin hazinelerden değil bu bulduğum hazine. Bir bitki bu. Bana sadece Mısırda yetişir diye öğrettikleri bir bitki. Bir saz yada kamış türü bir bitki. Sen onu nerden buldun da yetiştirdin bahçende.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Gene afalladı Yaşar.
Ne sazı? Ne kamışı abi?
Papirüs kamışı. Papirüs sazı Yaşar.
Ben öyle bir bitki ekmedim bahçeme abi!! Bahçemde olduğunu bile bilmiyorum. O hazine senin olsun abi!! Her kaç lira kazanacaksan o hazineden, helal olsun sana o hazine abi!!...
Tamam Yaşar!! Ünye’ye geldiğin zaman ara beni. Sen gelinceye kadar ben o hazineyi gözüm gibi koruyacağım. Gözlerini öpüyorum Yaşar!
Ellerinden öperim abi! Hoşça kal.
İşte bu..
Yaşardan almayı umduğum bilgi fos çıktı. Ben ne edeyim şimdi?
Gözlerimden şimşekler çakarak verip veriştirdim Mısırlı akademisyenlere…Bu bitki öyle dünyanın her yerinde değil sadece Mısır’da yetişir diye beni kandırdıkları için.
Yoksa kandırmamışlar mıydı?
İnternete bakıp bir iyice bilgilenmek geldi aklıma birden..
Papirüs sözcüğünü yazıp tıkladım.Şunları diyor internet
Papirüs sözcüğü, Cypereae ailesinden bir su bitkisi ve onun gövdesinden yapılan kağıdın adıdır. Eski Mısırlıların yelken, bez, hasır, kağıt yaparak kullandıkları bitkidir papirüs. Türkiye’de yetişmez. Günümüzde, İtalya’nın bazı yerlerinde, Gabon’da yetişir. Kuzey Afrika’da yetişen yumrulu papirüsün yumruları gıda olarak tüketilir. Mısır’da papirüsten yapılan kağıtlar perdahlanır, böceklerin yememesi için üzerlerine sedir yağı sürülür. Sonra da bir kamışın ucu, dişler arasında çiğnenerek tiftiklenir fırça yapılır. Bağdaş kurarak yere oturmuş yazıcı, papirüs parşömenini dizinin üstüne kor. Fırçasını mürekkep hokkasına batırarak hiyeroglifleri döktürmeğe başlar. Papirüs kelimesinden İngilizce kağıt demek olan paper, Türk argosunda da para anlamına gelen papel kelimesi türetilmiştir. Para da kağıt ya.
Yukarıda, papirüs bitkisi hakkındaki internet bilgi metninin bir bölümü benim bilgim ve internete bağışımla oluştu.
Aldınız mı bilgiyi?
Vallahi billahi papirüsü bilgisayardan çok biliyorum. Aklı varsa yarışmasın benimle.
Peki kim ekti papirüsü Yaşarın bahçesine öyleyse?
İşte, Akıl yürütmesini bilenlerin fikirleri.
1 - Tohumlar, sindirilemediği için göçmen kuşların dışkılarıyla gelmiş olabilir.
Daha kabul edilebiliri.
2 - Ülkemize defalarca ulaştığını okuyup TV haberlerinde seyrettiğimiz çölün kum fırtınaları eşliğinde taşınan tohumlarla.
Biraz aptalcası.
3 - Birisi tohumunu getirip ekmiştir.
Yaşarın bahçesine mi lan?!!...
Hee!
*** *** ***
Bir şüphe… Kendisine kafa tutup benimle yarışamaz diye meydan okuduğum internetteki iki resim ne kadar görmezden geldimse de beynime bir çivi gibi çakılmıştı.
Biri : Papirüs bitkisi maddesini tıkladığımda, başı püskül gibi ince yapraklarıyla dağınık saçlı kızlarınkine benzeyen Mısır sazlıklarındaki papirüs resmi.
Öteki : Japon şemsiyesi maddesini tıkladığımda benim, Yaşarın bahçesinde keşfettiğim papirüsün tıpkısı olan resim. Ancak sapın üstündeki yapraklar gerçek bir şemsiye gibi açık, az sayıda ve enli.
Ama
Kök ayni. Sap ayni. Dipteki sap kılıfları ayni. Sapın üç köşeli yüzleri ayni. Sadece sap, Mısır’dakilerden cılız
Ee…
Daha ne.
Daha nesi var mı? Birinin yaprakları püskül, öteki şemsiye…
Öyle bile olsa, bunlar çok yakın akraba.
Ne akrabası?!.. Kardeş bunlar, kardeş…
Sen… İyisi mi? Güvendiğin dağlara kar yağmadan sesini kes. Senin papirüsün sana, Mısır’ın papirüsü Mısır’a…
Yaşar’ınki de Yaşar’a…
He he he !!…