18 Ocak 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bir yazı, üç tavır...
musakiroglu@mynet.com

Bu köşemde 11 Ocak tarihinde “Atatürkçü Düşünce’nin gençleri nerede?” başlığı altında bir yazı yazmıştım.

Yazımda, yeni yerinin açılışına gittiğim Ünye Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği programda gençlerin olmamasının eksikliğine dikkat çekmiştim.

Bu eksikliğin tam da bu zamanda, bağımsızlıkçı ruha en çok ihtiyacımızın olduğu böyle bir dönemde önemine değinmiş… Atatürk’ün bağımsızlığımızı ve cumhuriyeti emanet ettiği gençliğin, Ata’sından uzak kalışının yarattığı tehlikeye işaret etmiştim.

Bu yazım üzerine çeşitli kesimlerden, tanıdığım ve tanımadığım birçok okurumdan değişik tepkiler aldım.

Bu tepkiler üç farklı anlam içeriyordu.

Bunlardan birincisi: “Bu ülkede iktidar olan ‘gericiler’ Atatürk ve devrimlerini yok etmek için her şeyi yapıyor. Sürekli ‘gerici propaganda’larıyla gençleri Atatürk düşmanı yapıyorlar.”

İkincisi: “Atatürkçülük ve Kemalizm bir döneme damgasını vurdu, tutmadı. Çünkü ‘milletin değerleri’yle zıtlaştı. Artık o dönemin yerine “milletin değerleri”ne uygun yeni bir sistem kurmanın zamanı geldi.”

Üçüncüsü ise: “Atatürkçülüğü ve cumhuriyeti değişmez kurallar bütünlüğü içinde ele aldık. Demokrasiye ve değişen dünya gerçeklerine kapalı tuttuk. Gençlik, geleceği ve gelişmeyi temsil eden yeni nesil olduğu için gelişmeye kapalı bir Atatürkçülüğe uzak kaldı” şeklinde oldu.

Tepkiler arasından bu üç ayrı görüşü kendi içinde gruplaştırıp, böyle maddeleştirerek daha kolay anlaşılmasına çalıştım.

       Şimdi bakın, bir yazıya üç farklı noktadan bakış… Üç farklı yorumlama

       Yanlış anlaşılmasın, ne yorum farklarına karşı birisiyim. Ne de farklı dünya görüşü, ya da düşüncelere.

       Ama bir konuda bir olmanın, birlik olmanın gereğine önemle ve özellikle dikkat çekmek istiyorum… Ülke bağımsızlığı.  İşte bu konu çok hassastır, öyle ayrılık gayrılık kaldırmaz.

       Burada yaşadığım çok önemli bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. 1980 darbesi sonrası sağcı-solcu çok sayıda genç gibi ben de gözaltına alınmıştım. Trabzon’da Boztepe Gözetimevi’nde tutulduğumuz sırada içerde sağcı-solcu birbiriyle bırak konuşmayı, selam bile vermiyor… Aynen dışarısı gibi içerde de ‘düşmanlık’ sürüyordu. Bu düşmanlığın temelinde de birbirini ‘vatan haini” olarak görmek yatıyordu…                        

      Tam o sıralarda Balkan Basketbol Şampiyonası müsabakaları oynanıyordu.  Gözetimevinde o yılların siyah-beyaz televizyonundan maçları izliyorduk. Maç sırasında sanki anlaşma yapılmış gibi sağcılar salonun sağ tarafında, solcular sol tarafında oturur maçlar öyle izlenirdi.

       İşin esas ilginç tarafı neydi biliyor musunuz? Milli Basketbol takımımız sayı kazandığında sağcısı-solcusu herkes aynı anda birlikte ayağa kalkar, sevinç ıslıkları çalardı.

       Sıra son maça gelmişti. Yine takımımızın sayı kazandığı bir sırada sevinç gösterileri arasında sağcısı-solcusu hep birlikte havaya zıpladı.

       Ben tam o sırada gittim, televizyonu kapattım; “Buradaki vatan haini kimse ortaya çıksın” diye bağırdım.

      Kimse ortaya çıkmadı tabi ki… Herkes adeta donmuş şaşkın, şaşkın bana bakıyordu. Devam ettim;

      “Biz birbirimizi vatan haini ilan ettik. Kanlar aktı, canlar gitti. Peki, bu nasıl vatan hainliğidir ki, Milli Takımımızın bir sayısı sağcısını solcusunu aynı anda havaya zıplatıyor.”

       Devam ettim ve “Arkadaşlar lütfen herkes bunu çok iyi düşünsün” dedim.

       Sonra ne mi oldu? Sağcı-solcu arasında önce selamlaşma, sonrasında ise derin sohbetler başladı.

Şimdi,  yazdığım o yazıya gelen mesajlardan sonra bu olay geldi aklıma.

      Düşündüm kendi kendime, “Acaba…” dedim, “Yukarıda sözünü ettiğim bu üç grup Milli Takım’ın bir maçı sırasında birlikte maç izleseler, takımımızın atacağı gol karşısında hep birlikte havaya zıplar, sevinç çığlıkları atarlar mı?

      Kendini hangi grupta görürse görsün, ama herkes bunu bir düşünsün          



Bu Haber 563 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Çok güzel bir örnek Tarih : 19 Ocak 2010 / Pazar Üye Adı :yavuz halıcı
Musa Amca, hayatınızdan vermiş olduğunuz kesit T.C devletinin geçmişinin bir özeti gibidir. Bu ülke kurulurken de hala da bu " vatan hainliği " kavgası hep vardı ve var olmaya devam ediyor maalesef. Birilerinin yaşam koşulu sanki karşısında düşman ilan ettiğine bağlı. Dünün kahraman ordusunda görev alanlar daha sonranın vatan haini olabiliyor bu ülkede. Niçin ?
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI