İçinden ırmak veya nehir geçen şehir ve kasabaları oldum olası severim. Şehri ikiye böler ve şehre bir kimlik kazandırır. Son günlerde bu tür, içinden ırmak geçen şehirlerde çok başarılı belediyecilik çalışmaları yapılmıştır.. Bunlardan en güzelini Eskişehir’de görmekteyiz. Eskişehir belediye başkanı Porsuk ırmağını ve kıyılarını cennete çevirmiştir, nehir üzerinde gezinti motorları konulmuştur. Ünye ise bu konuda şanssızdır, rmak biraz dışından geçer.
Ama Tanrı Ünye’ye onun yerine başka güzellikler vermiştir. Ancak verilen güzellikleri görmemekte şehrin hemen yanı başında doğal park varken, denizi doldurarak park yapmak gibi anlamsız ve masraflı işlerle uğraşmakta, paramızı denize dökmekteyiz. Şehrin hemen kenarından geçen ırmak ise Allaha emanet.. Ne kadar çer çöp, molaz pislik varsa çevre sakinleri buraya atmaktadırlar. Sorun yalnız belediyenin sorunu değildir. Sorun Ünye’ye yeni gelenlerin şehirli olmamakta direnmelerinden kaynaklanmaktadır. Deredir alır götürür mantığı ile evinin penceresinden çöp poşetini dereye fırlatmakta, attığı çöpler kokunca da feryat etmekte, kendi çöpünde boğulmaktadır.
Bu bir kültür ve eğitim sorunudur.. Bir gün bunları da aşacağız.. Çok doğaldır, ülkemizde eğitim ortalaması ilkokul dört tür. Ne zaman sekiz yıla veya 11 yıla çıkarırsak o zaman deremiz kokmaz. Zürih’te oturduğumuz evimizin yanından akan Limnat nehrinde ben birtane çöp görmedim.. Neden? Çünki orada eğitim düzeyi yüksek..
Aslında bütün bunları eğitim düzeyine bağlamakta doğru değil.. Belediye hizmetlerinin işlemes,i şehircilik ve şehir yönetmeyi de bilmenin de rolü vardır.
Şehri yöneten değerli dostlarımız biraz gereksiz ve günübirlik işlerle uğraşıyorlar.. Noksanlıklarından biri de yapılan işlerden vatandaşı yeteri kadar bilgilendirmemeleri. Radyoyu, basını verimli kullanmıyorlar.. İnternet siteleri kötü..Çevrelerinde basın adına bir sürü yaramaz adamlar dolaşıyor. Bu adamlar belediyeyi ekmek kapısı görüyor, belediye kapısından ayrılmıyorlar... Oysa bu değerli dostlarımızın bu tiplere hiç ihtiyacı yoktur.. Aynı mekanda ve aynı karede görülmeleri bile karizmalarını çizer Düzgün ve faydalı çalışmalarını biz zaten yazıyoruz. Özellikle bu değerli arkadaşlarımdan bu tiplere prim vermemelerini ve etraflarından derhal uzaklaştırmalarını öneririm, kendilerine bile faydaları olmayan bu insanlardan bunlardan fayda ummak büyük saflık olur.
Konuyu dağıttık biraz..
İçinden ırmak geçen şehirlerde kalmıştık…
Ben birkaç haftadır Ünye’deyim, bir araştırma ve yayına hazırladığımız yeni bir yayın organının çalışmaları için bir müddet daha burada kalacağım, yakında sizlere çok güzel bir sürprizimiz var.
Geçtiğimiz Pazar günü bu çalışma için Terme’ye gittim.. Bu mütevazi kasabayı çocukluğumdan beri çok severim, benim için unutulmaz hatıraları vardır. Termodan çayının kenarında kurulmuş Amazon kadınlarının yaşadığı iddia edilen Terme yıllar içinde çok gelişmiş..
İlk gençlik yıllarımda her hafta Pazar günleri gittiğim eski Terme’den hemen hemen hiçbirşey bulamadım. Gözlerim, çocukluk sevgilimin tahıl pazarının yanındaki iki katlı pencereleri kafesli ahşap evini aradı.. Sokaklar o kadar çok değişmişti ki evin yerini bile bulamadım. Yolda halinden eski bir Termeli olduğunu tahmin ettiğim yaşlı birine sordum.. Evleri köprünün Ünye tarafındaydı.. Pazar günleri giderdim, o geleceğim saati bilir beni beklerdi. Sonra Ahşap caminin arkasındaki mezarlıkta çınarın altında otururduk. O cumbalı evin yerine beş katlı apartman yapılmış ama cami mezarlık ve altında oturduğumuz çınar ağacı duruyordu. Kırk yıl sonra aynı yere dönmüştüm.. Herşey tamam bir tek o kara gözlü kız yoktu.