Neden müze?
“Müze” yerine, “Ünye Evi” yahut “Müze Ev” demek daha doğru olacaktır. Klasik anlamda bir müze gerçekleştirmek, daha fazla imkânı gerektirir. Sergileme mekanı ve sergilenecek eserler açısından çok farklıdır. Müze, daha çok sanat, tarih, bilim ve kültürle ilgili eserlerin toplanıp sergilendiği yerlerdir. Ünye’de kurulmaya çalışılan “Müze ev” ise, öncelikle, mimari anlamda eski bir Ünye evinin iç ve dış mekanlarıyla otantik bir sunumu olacaktır. Bu noktadan itibaren tüm Ünyelilere çok önemli bir yükümlülük düşmektedir. Ünye Evi’nin mimari yapısı ve projesine uygun eski Ünye işi el işlemeleri, mutfak eşyaları gibi çeşitli gereçlerle evi donatmak gerekiyor. Evi ziyaret edecek olan kişi şayet Ünyeli ise, dedesinin evinde yıllar önce gördüklerini görecek, nenesinin işlemeli bohçasıyla karşılaşacak, annesinin çeyiz sandığını görecektir... Dışarıdan gelenler Ünye hakkında fikir edinecektir.
Müze Ev kurma fikri ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?
Ünye’de müze ev fikri Ünye’de uzun yıllar konuşuldu. Girişim olarak ilk defa 2003 yılının sonunda ortaya çıktı. Ünye Ticaret Borsası genel sekreteri Nadi Çolakoğlu beni Nuran ve İsmet Çataklı ile tanıştırdı. O yıllarda Yerel Tarih Grubu’nun dönem başkanıydım. Eski bir Ünye evi’ndeki miras hakkının müze yapılması koşuluyla bağışlanmak istendiğini öğrendim. Maalesef o dönem, evi bağışlamak isteyen Meliha Vural Hanımefendiye net bir cevap verilemedi. Dönemin belediye başkanı ve kaymakamı ile konuyu görüştüm ama neticesiz kaldı.
2005 yılında Ahmet Arpacıoğlu’nun Belediye Başkanı olmasıyla “müze ev” girişimi yeniden başladı. 2007’de mutabakata varılarak, Meliha Vural’ın bağışı kabul edildi. 2008 Yılı sonunda Hacı Emin caddesinde bulunan ev boşaltılarak, Ünye Belediyesi’ne devredildi. Evin mirasçılarının fazla sayıda olması ve “bağış” işleminin gecikmelere / karar değişikliğine uğraması sebebiyle “cebri istimlâk”e gidildi. 14 Nisan 2009’da 92 Bin TL. bedeli Ünye Belediyesi tarafından Ziraat Bankasına yatırılarak satın alındı. Hukuki süreç son aşamaya gelmiş ve sıra tapu tescil işlemine gelmiştir. Evin rölevesi mimar Melike Ünlü tarafından çıkarılarak Anıtlar Yüksek Kuruluna gönderilmiştir. 1 Ay gibi bir sürede sonuç alınarak, evin restorasyonuna başlanacaktır. Muhtemelen yılsonu yahut gelecek yılın başında envanterdeki Ünyelilerin bağışladığı eşyalar sahiplerinden alınarak müze eve yerleştirilecek ve Müze Ev tamamlanmış olacaktır.
18 – 24 Mayıs arası Müzeler Haftası’dır. Söyleşinin içinde bulunduğumuz böyle bir haftaya denk gelmesi tesadüf mü?
Tamamen tesadüf. Böyle bir haftada ülkemizin kültür varlıkları tanıtılır. Eski eserlerin niçin korunması gerektiği anlatılır. Müzeler kültür ve tarih bilgimizin zenginleştirildiği yerlerdir. Hafta içinde açık oturumlarla bu tür çalışmalar desteklenmeli, okullarda bir zamanlar yapıldığı gibi Müzeler köşesi hazırlanmalı, bu köşede müzecilikle ilgili basında çıkan yazılar sergilenmelidir.
Nuran Çataklı ve Meliha Vural Hanım’a buradan teşekkürlerimizi sunarak şunu sormak istiyorum; müze olması koşuluyla evin bağışlanma düşüncesi olmasaydı, Ünye’de bir müzeden söz edemeyecek miydik? Sorun “bağış” sorunu muydu? Örneğin yıllarca düğün salonu olarak belediyece kiraya verilen Yalı’daki kilise, müze için neden düşünülmedi? Zaten restore edilecek ev “bağış” olmaktan çıkıp “satın” alınmadı mı?
Sayın Varilci, siz de bu gibi durumları, ağır aksak gelişmeleri benim kadar bilmektesiniz. Ortaya çıkan gelişmeler hayli sancılı bir süreçten geçmektedir. Şikâyet etmek istemem ama karşılaştığımız güçlükleri burada ifade etmeye çalışsam, bir yıllık tefrika (yazı dizisi) çıkar. Ancak müze / müze ev gibi bir girişim Ünye için kaçınılmazlar arasındaydı. Örneğini Cumalıkızık’ta, Beypazarı’nda ve Safranbolu’da gördüğümüz, bizde de olan ama gün geçtikçe elimizden kayıp giden bu yapıların / yapıtların, kültür ürünlerinin artık korumaya alınması gerekiyordu.
Yalıdaki Kilise, belediye’nin elinde muhteşem bir tarihi yapıdır. Bu haliyle dahi, Karadeniz turuna çıkan turistlerin önemli gezi duraklarındandır. Sizin de bir dönem önerdiğiniz gibi, Ünye’nin tarihi, kültürel yapısını yaşatacak biçimde; yapısıyla, işleviyle yeniden düzenlenmesi, uygun bir biçime dönüştürülmesi gerekir. Yakın bir gelecekte bu tarihi yapı, resmi – sivil tüm Ünyelilerin ortak çabasıyla hak ettiği değeri bulacaktır. Nasıl ki, Osmanlı’dan kalma Avrupa’daki camilerimiz kapatılarak başka amaçlarla kullanılmasını hoş karşılamıyorsak, eski bir kilise binasının da düğün salonu olarak kullanılması hoş olmasa gerek.
Bir başka müze konusu, açık hava müzesine ilişkindir. Ünye’de onlarca kuyu başı, sütunlu taş kapılar, dibek, tekne ve Roma dönemi buluntusu lahitler mevcuttur. Bunları bir açık hava müzesinde toplayamazsak, zamanla kaybolup gideceklerdir.
İleride Ünye gerçek bir müzeye kavuşursa, yıllar önce Ünyeli etnograf Prof. Dr. Kılıç Kökten’in buluntuları da dâhil, Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde, Samsun ve Ordu Müzelerinde ve diğer müzelerde sergilenen Ünye’ye ait birçok tarihi eseri müzemize getirtmek mümkün olacaktır.
Çalışmaları son aşamaya gelmiş olan Müze Ev’in mimari yapısı hakkında bilgi verir misiniz?
Geniş bir bahçesi, kuyusu ve çamaşır yıkama teknesi bulunan ev, Anıtlar Yüksek Kurulunun tespit ettiği 56 tarihi evden biridir. Hamidiye Mahallesi, Hacı Emin Yokuşunun sağ tarafında bulunan, taş zemin üzerine ahşap, eski bir kaptan evidir. Ünye evlerinin ayakta kalan tarihi örneklerinden biridir. Tavan, duvarlar, dolap ve mutfak aksamı ahşap işlemeciliğinin güzide örneklerindendir. Çatıya yakın kısımlarında renkli camlardan oluşan pencereleri (vitray) vardır. Güneş ışığını günün değişik saatlerinde içeriye farklı renklerle yansıttığı söylenmektedir. Elbise dolabı (musandra), kiler, banyo (gusülhane) gibi kısımları ahşap yapılandırılmış olup, geniş bir salona sahiptir. Pencere kenarında boylu boyunca uzanan divanı vardır. Tabi yılların bakımsızlığı sebebiyle harap durumdadır.
Müze Ev için bugünden Ünyelilerin yapabileceği bir şey var mıdır?
Elbette var! Olmaz mı?
Kurulan ev, Ünyelilerin ortak evidir. Ünye’nin kent kimliğini ve hafızasını temsil ve teşhir edecektir. Müze Ev’e konulması düşünülen eşyalar, yine Ünyelilerin katılımıyla gerçekleşecektir. Kültürümüzün bir parçası olan eşyalarla hep birlikte bir kent müzesi oluşturulacaktır. Verilecek olan eşyalar, şimdiden bir envantere kayıt edilmektedir. Kim ne verecekse, envanterde yer alacak ve müze açılışıyla birlikte eşyalar sahiplerinden alınarak, kendi isimleriyle birlikte müze evde teşhir edileceklerdir. Bir yerde eve eşya bağışlayanların adları, Ünye adıyla birlikte gelecek kuşaklara aktarılacaktır.
Bu konuda yazılı - görsel basında ve internette duyurularımız oldu. Halkımızın konuya ilgisi oldukça fazla. Bağış konusunda şimdiden epey taahhüt aldık.
Envantere kaydettiğimiz eşyaların sahibi bazı hemşerilerimiz:
Faruk Akkuş, İbrahim Civanbay, Cemal İhtiyaroğlu, Recai Kılıç, Bekir Şimşek, Ali Pınarbaşı, Mustafa Emil, Mustafa Kavaklı, Hulusi Sağlam, Hamdi Bakışgan, Seyit Bilal İhtiyaroğlu, İrfan Dağdelen, Haluk Civanbay, İbrahim Gürkan, Fikri Terzioğlu, Yaşar Karaduman, Sakine Çamaş (Şatıoğlu), Musa Özgür Kıroğlu…
Elindeki imkânları envantere kaydettiren hemşerilerimize teşekkür ediyoruz.