UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

İNSANIN FARKI

4 Mart 2019 Pazartesi Saat: 09:40

İlkçağ filozoflarından itibaren yani felsefi düşüncenin başladığı kabul edilen dönemlerde insan, kendi dışındaki diğer canlılara kıyasla tanımlanmıştı. İnsan düşünebilen hayvandı. Bu söz Aristo’ya atfedilir. İnsan nedir sorusu kadar mühim bir soru belki de ihmal edilmişti, “Eğer diğer canlılar, mesela izafe edilen tür olarak hayvanlar olmasaydı, insan ne ile nasıl tanımlanırdı? Böyle bir soru sorulmuş mudur, bilmiyorum. Ama belli ki sorulsa da pek bir yeri olmamışa benziyor. Çünkü ilkçağ felsefesinden insanlığa kalan en bilindik miras Aristo’ya ait bu sözdür. Bu söz, cevap bulmayı uman birçok soruyu doğmadan öldürmüşe benziyor. Çünkü felsefe biraz da var olan üzerinde düşünmek demektir.

İnsanı düşünme melekesiyle tanımlamak iyi bir nokta. Fakat insanı tür olarak hayvanla bir görüp de sadece düşünme melekesiyle ayırt etmek bilmem ki insanı nereye koyar? Aklıma ister istemez şöyle bir soru geliyor; eğer insan düşünebilen hayvansa, hayvan nedir? Düşünemeyen insan mı? Mesele uzun…

Elbette vahiysiz bir dünyada insanın kendini fark etmesi için, kendi dışındakine bakması, ötekini görmesi gerekmişti.  Bunun için kullandığı yöntem de kıyastı. Bu bağlamda kıyas insanın ilk ve en kolay fark ettiği düşünme biçimi, pratiği olmuştur. Ve oldukça eskidir ama eskimemiştir. Mesela Kuran vahyinde ifadesini bulan insanın yaratılması sırasında iblisin itirazında da aslında kıyas vardır. Kıyas bu minvalde anlaşılabilir bir durumdur. Ve sağduyulu bakıldığında makuldür. Fakat arkaik ve ilkeldir. Çünkü kıyasın oluşabilmesi için iki eş değerde varlığa ya da şeye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla insan düşünebilen hayvan olduğunda, kıyas noktası hayvandır. Ve ilginçtir insan, kendinde bir melekeyle kendinin farkına varırken kendini kıyas ettiği bağlamdan ya da kıyas noktasından kurtaramamıştır. Düşünen de olsa hayvanlığı tanım itibariyle baki kalmıştır. Tam bu noktada insanlık tarihi içinde vahiy, insanı bambaşka bir bağlama koymuş ve tanım getirmiştir. Bu tanımda insan bütün yaratılmışlar içinde ayrı, apayrı bir yere kavuşmuştur. İnsan son kertede, kendisine verilmiş ve bildirilmiş olanla tanımlanmıştır.

Bütün bunlara şöyle bir değindikten sonra beni bugün için ilgilendiren esas soru biraz daha farklı; “İnsanın insandan farkı nedir”? Zannımca bu soru, insan nedir sorusundan daha ince daha girift bir sorudur? İnsanın insandan farkını, gören göz, duyan kulak elbette biliyor. Ama insanın insandan farkının buralara indirgenemeyeceğini bu naiflikte konuşulamayacağını da biliyoruz. En başta ırk, renk ve cinsiyet meselesi var. İnsanoğlunu belki de birbirinden en çok ayıran ve elbette en çok da birbirine benzeten, yaklaşan unsurlar bunlar. Sonra geleneklerin, göreneklerin, adetlerin, kültürlerin insanları birbirine benzettiğini de biliyoruz. Modern ulus devletin eşitlik söylemi başka bir bağlam, oraya girmiyorum bile. İnsanın farkı bahsinde sanki insanoğlu sahip olduğu, kendisine verili olan bütün görünür görünmez vasıflarla, meziyetlerle hem birbirine benziyor hem de birbirinden ayrılıyor. Bütün bunlar anlaşılabilir ve görülebilir noktalar. Ama insanın farkı meselesi daha başka bir bağlamda şekilleniyor kafamda. Bir kere herhangi bir kıyasa müracaat ederek sormuyorum bu soruyu. Yani zihnimde bir insanı kavramak için başka insanlar düşüncesi yok. Çünkü insanın farkı benim anladığım ya da kurgulamaya çalıştığım şekilde kıyasa sığabilecek gibi değil. İnsanı sahip olduğu vasıflarla yapıp ettiği her şeyle kendi bütünlüğü içinden anlamaya, kavramaya çalışıyorum. İnsanın insandan farkı varsa eğer bu fark ancak böyle anlaşılabilir. Bu mevzuya devam edecek gibiyiz…

AMEL DEFTERİ:

*Bu hafta Çaybaşı İlçe Müftülüğü bünyesinde hizmet veren 4-6 Yaş Grubu Kreş velileriyle söyleşimiz olacak. Nasipse.