HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
17 Nisan 2021 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Canlıların Evrimi -1; Charles Darwin ve Evrim Teorisi (2) (Devam)

2 Temmuz 2019 Salı Saat: 08:35

Günümüzde fosil çalışmalarını nasıl yaptığımıza gelince;  Bilindiği gibi, tüm canlıların yapısında bulunan proteinin bir numaralı ana elementi 6 proton ve 6 nötrondan oluşan C12 –karbondur. Ancak, her karbon kütlesinin içeriğinde belirli bir miktarda 6 proton ve 8 nötrondan oluşan C-14 dediğimiz,  dengesiz yapısından dolayı bozulmaya ve çözülmeye çok müsait izotop-radyoaktif Carbon’ da bulunur. 

İster kayaların tortuları, ister yerküredeki çatlaklar, kırıklar, yıkım, tahribat, deprem yangın ve benzeri olayların izleri, ister kumlar altından çıkan bir arkeolojik yerleşim kalıntısı, denizlerdeki batık gemi parçaları her ne olursa olsun,  geçmişe dair her tür buluntunun yaşı,   kayaları sarmış olan C-14 dediğimiz, 14 proton ihtiva eden radyoaktif Carbon elementinin oluşturduğu radyoaktif birikimin, çözünürlük-parçalanma oranından hesaplanabilmektedir. Geçerliliği tüm bilim çevrelerinde kesinlikle kullanılan ve şaşmaz doğru sonuçlar veren, bu yöntem, evrim teorisini aydınlatmada en büyük yardımcıdır. Elbette ki, bu konuda, ikinci büyük yardımcı da, modern biyoloji ve paleontolojinin yanında,  yakın tarihlerde devreye giren ve hızla gelişerek, harika sonuçlara erişmemizi sağlayan, genetik bilimidir.           

Bu güne kadar bulunan fosillerin en eskileri 3,6 milyar yıllıktır. Gözlemler göstermektedir ki, bunun 3 milyar yıla yakın zamanı, henüz pek keşfedilmemiş olan prekambriyen dönemine ve bölük pörçükte olsa, o zamanlar yeryüzünün her tarafında yerleşmiş olan tek hücreli canlı türlerine aittir. Evrimin asıl büyük dalgalarını yaratan, diğer canlı türlerinin,  öncelikle denizlerde meydana çıkışları,  okyanuslarda ve daha sonraları da karalarda çeşitlenmeleri, 600 milyon yıllık son zaman dilimine aittir.

Fosil tabakalarındaki bu izler, bu 600 milyon yıllık zaman diliminde oluşan, yeryüzünde yaşanan büyük tektonik kırılmalar, kıta ayrımları, volkanik patlamalar,  güçlü meteor çarpmaları, vb. şeylerin yanında,  kıtasal iklim değişiklikleri, kuraklıklar, yangınlar, atmosferi kaplayan sis, duman benzeri yaşamı güçleştiren şartlarında etkisiyle, büyük zaman dilimlerini saran büyük canlı yok oluşlarının, bunları izleyen büyük yeni canlı türleri varoluşlarının varlığını göstermektedir.

Bu şekilde, her ne olursa olsun,  yaşamın ve tabiî ki,  bütün canlı organizmaların kendisine kısa sürede bir imkân bularak yaşamayı sürdürebildiği gözlenmektedir. Evrimcilerin sözleriyle, ‘ Evrim Tarihi; Yaşam dinamiğinin, gezegenimizdeki olağan üstü başarısının öyküsüdür.’ Elbette ki, bu gözlem, daha önceki yaşam bilimciler tarafından da dikkate alınmış,  Yeryüzündeki canlı türlerinin bolluğunun nedeni  ‘Değişime Bağlı Türeme’ olarak açıklanmıştır.

Konu hakkında ilk cesur bilimsel açıklamaları yayınlayan evrim bilimci Fransız Biyolog Jean Baptiste Lamarck’ın düşüncesine göre,  günümüzde gördüğümüz canlı türleri bitkiler, hayvanlar, kuşlar, memeliler,  fosillerde gördüğümüz, mm lik canlılılardan yüzlerce tonluk dinozorlara kadar birçoğu bu gün kaybolmuş canlıların soylarından geliyorlardı.

Lamarck’tan yıllar sonra, iki İngiliz doğa bilimci Charles Darwin ve Alfred Russel Wallace, 1958-59 yıllarında ve yaklaşık olarak yakın zamanlarda, ‘Türlerin Varyete –alt tür- en az bir morfolojik özellik bakımından türün diğer üyelerinden ayrılmış guruplar- Oluşturma Eğilimleri ve Varyeteler İle Türlerin Doğal Seçilim Yoluyla Kalıcı Hale Gelmeleri’ üzerine, gözlemlerini, çalışma ve düşüncelerini açıklarlar.

Aslında, Wallace’nin gözlem ve çalışma birikimleri, Darwin’den kat kat fazladır. Ancak, Wallace evrimin işleyiş mekanizması üzerine kafa yormakta ve zaman kaybetmektedir.         

Darwin ise, yıllar önce, bu konudaki gözlem ve tecrübelerini arttırabilmek amacıyla katıldığı yaklaşık beş yıllık tüm yenidünyayı dolaştığı Beagle Keşif Yolculuğu ile yeni gözlem ve bilgiler edinmiş, onları Wallace’ninkiler ile de birleştirerek, değerlendirmeye çalışıyordu. 1858 yılında , ‘Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni ya da Yaşam Mücadelesinde Avantajlı Irkların Korunması’  adlı ünlü kitabını yayınladı.

Darwin’e göre, yaşam tarihindeki değişimin en temel nedeni, yavrularda kendi kendine ve rasgele ortaya çıkan, bu şekilde ait olduğu bireye avantaj sağlayacak ya da dezavantaj olacak  olan değişimlerin ‘ doğal yollarla seçilim’in, olumlu-işe yarayacak  taraflarının kazanılması  yada olumsuz- ayakbağı olanlarının  ayıklanması idi. Doğada,  sürekli olarak, aynı tür içinde, biraz daha avantajlı olan bireylerin – avantajlı yavruların-baskın olması  ve öne geçmesi, sonuçta  yeni bir tür oluşturmasıyla sonuçlanan,  bir nevi haksız rekabete dayalı, dengesiz  bir yaşam düzeni vardı  ve  doğa, bu durumun çaresini, yine,  kendi yöntemleriyle çözmeye çalışmakta idi.

Canlı türleri hakkındaki yaşamsal rekabet ve canlı türünün neslini devam ettirebilmesi için yavru sayısını çoğaltması, insanlığın yeryüzünü gözlemlemeye başladığı çağlardan beri biliniyordu.

 “Herhangi bir türde, muhtemelen hayatta kalabilecek sayıdan daha fazla sayıda bireyin dünyaya gelmesinin sonucu olarak, sıklıkla bir var olma mücadelesi ortaya çıkmakta, böylece herhangi bir canlı çok az bile olsa,  kendisine yarayacak bir değişim geçirdiği takdirde,  karmaşık ve kimi zaman da değişken yaşam koşullarında hayatta kalmak için daha fazla şans elde edecek ve doğal olarak seçilecektir. Güçlü kalıtım ilkesi gereği, seçilen herhangi bir tür yeni ve değişime uğramış biçimiyle çoğalmaya çalışacaktır.”  Ç. Darwin. Türlerin Kökeni. 

Elbette ki, ister virüs olsun, ister balık, ister bir kuş,  tüm canlı türlerinde, üreyen yavrular arasında temelde var olan, ortak genetik donanımlar vardır. Bu durum, ilkel canlı türlerinde daha belirgin, gelişmiş canlı türlerinde ise, daha çok farklılık gösterir konumdadır. İlkel canlı türleri her türlü farklılık ihtimaline karşılık,  yaşama şansını çoğaltabilmek için bol sayıda yavru üretir, gelişmiş canlı türleri ise bu farklılıkları, beyin yoluyla,  vücut ve organ fonksiyonlarını yeni durumlara uyum sağlamaya çalıştırarak yapar.

İçinde yaşadığı sudaki ısı derecesindeki farklılıkları derhal fark eden balık, en uygun yaşam ısısının bulunduğu yöne gider. Bunu gelişmiş canlı türleri de yapar. Uygun kalıtsal özelliklere sahip diyelim ki,  güçlü bacak kaslarına sahip,  yani, Avantajlı Yavrular yaşamayı başarır. Bu özellikleri olmayan, güçsüz- avantajsız yavrular ise, yeni yaşam koşullarına uygun değişimi sağlayamadıkları için,  baştan kaybederler ve baskın özelliklere sahip yavrular hayatta kalır. 
Ancak, kafanıza takılan soruya gelince,  bu Avantajlı Yavru  neydi, nasıl oluşmaktaydı.  Aynı tür anne babadan  olan yavrularda  neden farklılıklar bulunabilirdi?  Dahası,  bir canlı türü nasıl başka bir canlı türüne dönüşebilirdi?   

Ne yazık ki,  dış gözlemlere dayanan ve  felsefik  teorilerle  yayınlanan bu düşünceler, 1886 yılında Avusturyalı Rahip  Gregor Mendel, renkli  bezelyeler üzerinde yaptığı karşılaştırma ve karıştırma deneyleriyle ünlü Mendel kanunlarını yayınlayana kadar, sadece,  teori aşamasında kalmakta ve ispatı pek mümkün olmamakta idi. Zaten, Mendel’in buluşları da o devirlerde, sadece, dar bir çerçevede kalmış,  bilim dünyası bu deneyler üzerine fazla kafa yoramamıştı. 

1953 yılında İngiltere’de Cambridge Üniversitesindeki iki İngiliz bilim adamı Francis Crick ve James Watson’un genetik özelliklerin aktarılmasını sağlayan ve evrim kuramının ispatının ana eksenini oluşturacak olan DNA’ların ilk modelini oluşturmalarıyla, teoriyi oluşturan tüm kademeler, paleontologlar-fosilbilimciler ve genetikçiler tarafından teker teker incelenerek,  artık teoriden çıkıp yaşamın gerçeği haline gelmiş olan evrim hakkında zengin bir delil birikimi yaratıldı. Zaman içerisinde mutasyon keşfedildi,  evrim teorisindeki canlı türleri arasındaki geçişlerde eksik olan bağlantı bilgisi tamamlanmış oldu ve türler arasındaki dikey ve yatay farklılaşmaların anlaşılabilmesinin yolu açıldı.   ( Devamı var)


Bu haber toplam 935 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları