HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Nisan 2021 Çarşamba
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Geldi Geçti, Gençlik Yıllarım (1)

16 Temmuz 2019 Salı Saat: 08:55

                 “Bahar  geçti,  yaz geçti,  geldi ömrün sonbaharı...”

                   Televizyonda bir batı müziği programı var. Spikerin sesi çınlıyor. “Siz gençler, 15 -24 yaş arası.” O gün gerçeği anladım. 25 yaşındaydım ve benim için artık gençlik bitmişti. 

                     Hep düşünürdüm 19-24 yaş arası gençlik insan yaşamının  en güzel , en zor zamanı, ama, yinede,  en çok belirsizlik,  en çok kargaşa o dönemde var. Yeni yetme delikanlılıktan-genç kızlıktan, tam delikanlı -genç kız oluyorsun, aile evine yakın-uzak bir iş veya  askerlik , evlilik ,üniversite  filan, birde bakıyorsun ki, genç - orta yaş gurubunda  adın okunuyor.    

             Kısa kısa gençlik hatıralarım. Hep şükrederim, bir çok zorluklarına rağmen, hayatım yine de rahat geçti. Bazen kendi aklım, bazen şansım, beni binbir çeşit gençlik belasından uzak tuttu, kurtardı.

           Bizim gençlik yıllarımız çoook dalgalı geçmiştir. Biraz, bir şeyler anlatalım.

             Çok çok az kişi bilir, Türkiye’de Kıbrıs gibi milli davalar ve 27 Mayıs dışında, ilk öğrenci hareketi ‘orta öğretimde öğrenci başarı notu puanlarında yapılan değişiklik’  nedeniyle çıkmıştır.

                 Bizim çocukluğumuzda ilk okul da notlar 5 üzerinden verilir,

geçen geçer, kalan kalır, sonunda mezun olur, kırsal bölge çocuklarıyla taşra çocuklarının çoğu okulu  orada   bırakıp, hayat gailesine katılır. Bazısı erkek sanat, kız meslek, bir meslek öğrenir, daha kibarı ticaret lisesine gider, imam hatip çok az, ancak hızla açılmakta. Gözde trend lise, kısacası, bugünkü düz lise, mümkünse ordan üniversite.

               Orta okullarla liselerde notlar 10 üzerinden, her dönem  üç habersiz  yazılı, bir habersiz sözlü, dört notun  ortalaması geçer not beş, farz edelim ki ortalama 4,75 veya 4,5 oldu, öğretmenin   onu en yakın  tam nota yani 5’ e yuvarlama yetkisi var,   maksat öğrenci mağdur olmasın, karne dönem notu beş, yıl sonunda iki dönem misal, 5 artı 4 eşit dokuz, böl ikiye 4,5’tan 5, sınıfı geçtin, kazara 5 artı 3.5 oldun, ortalama 4,25. güm…eylülde kurtarma  sınavına, olmadı aynı sınıfta devam. Ayrıca sınıfı geçmiş olsan bile ilk, orta, lise sonlarında bir de ayrıca haziranda  bitirme imtihanlarına giriyorsun,  aynı şekilde 4,5 aldın, iş tamam, amma 4,25 aldın, güümm.…                               

                Ben orta ikideydim, 1966-67 öğrenim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı  ‘reform’ adı altında  orta öğretimde notların 100 puan  üzerinden verilmesi uygulaması getirdi, geçer not elli,  47, 48, 49’ la sınıfta kalmalar, filan  başladı,  düşünün, eylül’de 49’la  kaldınız, mezun olamadınız, güüümmm,  zaten o zamanlar  çok az olan fakültelerden birini kazanacak bir puan almışsınız, üniversite puanınız ziyan  oldu, psikolojiniz darmadağın, ne büyük bir  güüümmm.

                 İlk öğrenci yürüyüşleri, daha doğrusu -49 ile kalmaktan dolayı-hak arama yürüyüşleri o zaman oldu, hükümet-bakanlık  hatayı fark etti, mutlaka evden, ocaktan da çok canı yanan da vardı, uygulama iptal, notlar yeniden 5’e yuvarlandı, herkes mutlu oldu.

                  İkinci dalgaya katılmak, şahsıma da nasip olmuştur, İstanbul’a yeni gitmişiz, lise birinci sınıftayım, 1969 TÖS Öğretmen Boykotu. Bir sabah geldik ki, öğretmenler derslere  girmiyor, giren ders vermiyor,  ‘maaş, özlük hakları filan benzeri’ hak talepleri var, İstanbul Vefa Lisesi’ndeyim, hiç kız öğrenci yok, hep erkek, öğretmenler dersi asarda, özür dilerim, ben taşradan yeni gelmiş Anadolu çocuğu,  hepsi fırlama İstanbul çocuğu, bir okul dolusu liseli oğlanı tutabilir misin, “sevgili öğretmenlerimize destek vermek için, bizde boykota katılıyoruz”, okuldan çıktık, başka liselerle birleştik,”Öğretmen-öğrenci elele, ..”  Aksaray-Laleli’ ye geldik, önümüzü arkamızı polis çevirdi, bir iki çömeldik, kalktık, İstiklal Marşı okuduk,  bir komiser “ Çocuklar hangi okuldansınız ?” filan sordu, sonra “ Hadi dağılın, okulunuza dönün…filan” dedi. Bizde döndük.           

                  Hiç unutmam, aynı yıllar, tek tük sağ-sol öğrenci olayları başlamış, mayıs sonları, okullar kapanmak üzere, derslerin son günleri, birkaç arkadaş öğle tatiliyle beraber  okuldan çıktık, Beyazıt Meydanı’na doğru yürüdük, niyetimiz oradan  Kapalıçarşı’ yı  geçip Sultan Ahmed  Meydanı’ndan Boğaz’da Sarıyer  tarafına  doğru gideceğiz. Ortam  cıvıl cıvıl turist kaynıyor.

                  Tarihi Üniversite Kapısı’na büyük bir Dev-Sol bayrağı asmışlar, bir kısım öğrenci bayrağın dibinde bekliyor, arada  marş filan söylüyor, tam öğle saati,  çevredeki  fakültelerin öğrencileri de  Üniversite Kampüsü’nde ki  ana yemek haneye geliyorlar, üniversite önü öğrenci dolu, meydan vatandaş  dolu, tam tekmil  öğle kalabalığı.

                  Bir silah patladı, amma, tam patladı. Peşinden yaylım ateş, kulağımın dibinde ‘cıv cıv’ kurşun seslerini duydum. Büyük bir gürültüyle  havalanan bir meydan dolusu güvercinin kanat sesleri, can havliyle kaçışan bir meydan dolusu vatandaşın bağrışma seslerine karışmakta. Ortalık ana baba günü. Biz aynen Süleymaniye taraflarına kaydık, çevre sokaklara arazi,  güzergah değiştirip aynen Eminönü. Oradan  ‘Şen gönüller yatağı Boğaziçi’nde bahar gezintisi, akşama döndük, bizden sonra ne oldu bilmiyorum. Ne zaman o meydandan geçsem, hep aklıma gelir.

                Ondan sonrası, gelsin 12 Mart-sıkıyönetim. Deniz Gezmiş’ lerin, Mahir Çayan’ların efsane olduğu yıllar. Muazzam bir ihbar furyası ortalığı kasıp kavuruyor. “ Yandım anam” diyen diyene. Sürekli sokağa çıkma yasağı, arama tarama. Solcu avı. Öğrenci yurtları  didik didik ediliyor.              

                 Gerçek bir hikaye. O zamanlar memleket yurtları çok yaygındı, yani diyelim ki, orta boy bir Anadolu kenti halkı birleşir, Ankara, İstanbul  gibi merkezi büyük şehirlerde güçleri yeterince yurt açarlar, maksat oralarda okuyan kendi çocukları,  zaten kıt ve üstelik perişan olan öğrenci evlerinde sürünmesinler, o şehirden veya çevresinden  olup ta oralarda okuyan, herkes kalabiliyor. Bunlardan birinde arama yapılıyor, öğrencinin birinin kitapları arasında ‘sol görüşlü-sakıncalı’ bir kitap bulunur, genç öğrenci ‘götürülecek’ tir. Oda arkadaşı ve hemşerisi olan diğer öğrenci itiraz eder.  “Ben ‘ülkücü-milliyetçi  görüşlü’yüm. O kitabı bende okudum, öyle düşündüğünüz gibi ‘vatan- millet için sakıncalı’ bir şey göremedim.” Der. Cevap sert ve kesindir.  “Sen de gel.”

                 Kısacası, o zamanlar bela hep çevremizde kol gezerdi, sen istediğin  kadar, uzak durmaya çabala,

              O zamanlar,  ilk, orta ve lise hepsinde sınıfı geçtikten sonra okul  bitirme sınavları vardı, bütün derslerden yeniden imtihana giriyordun, ben üçüne de girdim, üçü de ben girdikten sonra, ertesi sene kaldırıldı.

           Lise sonda, önce bitirme, sonra üniversite sınavına gireceğim. O sene zaten bir terslik vardı.  Bitirme sınavında beklenmedik bir sürpriz oldu,  fizikte heyecandan bir formülü ters yazmışım, formül yanlış olunca sonuçta yanlış,  eylül dönemine kaldım, eylülde geçtim, kazara sınıfta kalsam üniversiteye giremeyeceğim, babam zaten kızgın, ‘dikkatsiz’ deyip duruyor.    

            O  zamanlar  üniversiteye giriş sınavları  temmuz başlarında yapılırdı, tek sınav, benim eskiden beri gastritim vardı, yaz meyveleri dokunurdu,  sınavlara birkaç gün kala  rahatsızlandım,  sınavlara o vaziyette girdim, hedeflediğim puanı tutturamadığım için birkaç puanla zaten birkaç tane olan tıpları kazanamadım, babam  “Ben sana kendine dikkat et  demiştim, şimdi ne olacak.” deyip duruyor, kısmet, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini kazandım. 

 (Devamı var)


Bu haber toplam 976 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları