Prefabrik
HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
25 Ağustos 2019 Pazar
Fındık Fiyatı


16 TL - 16,50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Geldi Geçti, Gençlik Yıllarım ( 3) (Devam)

18 Temmuz 2019 Perşembe Saat: 08:52

              Okul bitmişti.  Askere gittim, Ankara- Mamak Sağlık Yedek Subay Okulu. Karşıda Hasan-Hüseyin Gazi tepeleri. Kuralarım genelde şanslıdır. Ankara-Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Askeri servisle göreve gelip giderken, fakülte önlerinde öğrenci kuyruklarını seyrediyorum. Sağcılar sağdan, solcular soldan. 

               Ne yazık ki, haberler hiç ümit verici değil, askerlik sonrası işsizlik ihtimali yüksek. Ekonomik sıkıntıdan ve ilaç hammaddesi  ithalatı  azaldığından, piyasada  ilaç sıkıntısı var, satışlar çok düşük, cirolar kar getirmiyor, ilaç kar oranları düşüyor,  eczaneler birer birer  kapanıyor,

               En başta yazdığım gibi, Gençlik yaşım bitmiş, ama, kara bahtım, kör talihim,  benimki uzatmaya geçmişti.  Hazır elim kolum boşken, askerlik sırasında yeniden  üniversiteye giriş sınavına girdim ve Cerrahpaşa Tıp’ı kazandım. 79’ un 30 Eylül’ünde Yedek Subaylık bitti, İstanbul’a döndüm, birkaç gün sonra okul açıldı. Eczacılıkta okuduğum  bazı   Matematik-Biyometri,  Devrim tarihi ve Biyoloji derslerinden muaf sayarak 2. Sınıftan başlattılar, ancak eczacılıkta da aynı şekilde okuduğum  biyokimya, mikrobiyoloji ve farmakolojiyi kabul etmediler.  Daha  askerliğin tozunu, subaylığın  ağırlığını  dahi  üzerimden atamadan  yeniden üniversite öğrenciliği.  Benden 6-7 yaş küçük sınıf arkadaşlarımla beraber  yeniden gençlik- öğrencilik yaşıyorum. Yanımda çocuk gibi kalıyorlar.             

               O yıllardan birkaç hatıra; 12 Eylül öncesi, günlerden bir gün, akşam okul çıkışı,   Şehremini’nin den Aksaray’a, eve doğru yürüyorum. Alaca karanlıkta bizim mahalleden bir iki taze  delikanlı, karşıma çıktılar, isimlerini bilmiyorum, ama, göz aşinalığım var. Saygısızlık filan etmediler, amma,  “Turgay abi, sen okulda falanlarla, filanlarla  konuşuyormuşsun, niçin konuşuyorsun?”   “Ben herkesle konuşurum,” “ Filanla,  laboratuarda  beraber çalışıyormuşsun.”  “ Ben tecrübeli olduğum için,  bana bir şeyler soruyor.”   Neyse  fazla  uzatmadılar.

              1980 Eylül başlarıydı, sınavlara girip çıkıyoruz. 12 Eylül sabahı komşu kadının balkondan sesini duydum.“ Kalkın,  İhtilal oldu” diyordu. Yukarda anlattığım yıllardan gelme  tecrübeyle,  evde bazı temizlikler yaptım. 

            Hazır yeri gelmişken;   27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül  hakkında, belki yüzlerce kitap çıkmış, sayısız  program yapılmış, makale yazılmıştır, insanlar eziyet çekmiş davalar, cezalar birbirini izlemiştir. Bende tarafsız bir şeyler söylemek istiyorum. Ülkeyi tamamen sarmış, ülke insanlarına nefes aldırmayan bir kargaşaya, hükümetin kontrol edemediği  bir kaosa elbette ki, birinin müdahale etmesi gerekiyordu. Ben çocuktum, 27 mayıs oldu, lisedeydim 12 Mart, Üniversitede 12 Eylül oldu, benim bunların hepsini, üstelik  yakından  gözlemleme şansım olmuştur. Birincisi hepsi, alınan dış borçlar, yapılan  hesapsız harcamalar ve  parasını alamayan dış güçlerin sıkıştırmaları sonucu olmuştur. İkincisi,   elbette ki, tüm bu darbeler,  sıradan insanların yaşamlarını çok fazla etkilememiş olsa da, bir çoğu, aydın çevrelerde bir daha geri dönülemeyecek derecede ağır tahribatlara neden olmuştur.  Bir yazarın bir sözü var. “Sonuçlarının,  illaki  böyle  despotça mı  olması   gerekiyordu?”

               Bazen, bazı bazı sol arkadaşlar, sitemde bulunur, “ Bizler hapislerde sürünürken,  sizler keyif sürüyordunuz.” Derler. Birazda  haklılar,  onlarınki  kadar olmasa da,  tüm sıkıntılarına rağmen,    yine de yaşam, bütün güzelliğiyle sürüyordu.  Biz dışarıdakiler, o yılları, belki, biraz daha rahat  geçirmiştik.

             Eğer insanoğlunun yüreğinin, o en derin yerinde direnen, umut- yaşama gücü olmazsa, bu günleri görmek herkese kısmet olmazdı.

             Bilmezler ki,  o  yıllardan hatıra kalan tek  bir şey, ‘doktorlara mecburi hizmet’ benim tüm kaderimi etkilemiş,  bütün yaşamımı bağlamıştır. Yoksa ne işim vardı, Ünye’de.

             Bir  iki anım daha var. Birinde, ders çıkışı  karşı binaya geçip,

 bir arkadaşıma ders  notu vereceğim, köpek bile sokağa atılmaz bir sağnak altında, karşıya geçtim,  kapıda polis,  “Dışarıda bekle.” Dedi.  Beni giriş koridoruna sokmadı. Çıkış  zili çalana kadar, kapı dışında  yağmur altında bekledim.

             Diğerinde ise, 12 Eylül günlerinin son zamanları, askeri yönetim, bir daha böyle bir kaos yaşanmaması için  gerekli  askeri kontrol ve idari işlemleri hazırladıktan sonra, yeniden  demokrasiye geçileceğini  müjdelemiş  ve  seçimlerin yapılacağını bildirmiş,  siyasi partilerin yeniden açılmasına müsaade edilmiş, eski sıkılık yok, kontroller gevşemiş.

            Uygulama laboratuarındayız, asistanları bekliyoruz, kız öğrencinin biri ortaya  çıktı, askeri yönetim aleyhine bir şeyler söyledi. Az sonra  polis -jandarma geldi, kızı yaka paça götürdüler.  Zaten, askeri yönetim işini bitirmiş, idareyi  sivillere bırakıyor. Kızım senin ne zorun var? Değdi mi?

            Bir gazetede, hem de sol bir gazete de bir avukatın bir yazısını okumuştum. “ Aslının ne olduğunu, sonunun nereye gideceğini bilmediğiniz siyasi işlerde, gaza gelip te, kendinizi öne atıp ta, boşuna  mahkeme kapılarında beklemeyin, ana babanıza, ev arazi, mal mülk sattırıp avukata para  yedirmeyin.” Diyordu.

                 Birileri, o devirlerde birilerinin çocuklarını   siyasette  çok kötü kullandılar, siyasi emellerine alet ettiler, harcattılar.  On altı yaşında dünyadan habersiz, daha gözü yeni yeni açılıyor, o  çocuk siyasetten ne anlar. Bizim ailelerimiz, dünya halini bilen insanlardı, bizi de aklıselim ile yetiştirmişlerdi, amma çoğu gariban, çoğu taşralı, kaç nesilden pırıl pırıl gençler-  çocuklar   ziyan olup gittiler. Keşke yaşasalardı, keşke gençliklerini güzel yaşasalardı.

                Yıllar önce, bazı resmi işler için, sağlık müdürlüğüne gitmiştim. Muhasebe odasında oturuyoruz. Başı önde, yüzü bembeyaz, görünümü perişan   bir genç geldi, muhasebe memuru  ona bir miktar para verdi, gitti. Bende durumu pek anlayamamışım, bakıyorum. Memur,  bana doğru eğildi. “Falan yerin doktoruydu, eskiden-öğrencilik zamanından filan kalma bir dava yeniden mi açılmış mı, neymiş, şu anda görevinden alınmış durumda, maaşının üçte birini elden veriyoruz. Allah kimseyi o hallere düşürmesin.” Dedi.

                   Yine  yıllar önce bir mecliste  oturuyoruz, sohbet   arasına  siyasi  mevzularda  girmekte, ben toplum içerisinde öyle siyasi mevzulara pek girmem, evde,  işyerinde  çocukların,  yabancıların yanında pek ileri-geri siyaset konuşmam.  Suskunluğumu  fark eden birisi , “Doktor, niye bir şey demiyorsun, sizin gibi münevver insanların toplumun sorunları hakkında fikirlerini söylemeleri, öncü olmaları  lazım.” Dedi. Bende , “ Bu işlere kafayı  fazlaca takanların yarısı hapise, yarısı  mezara gitti. Hükümetle derdi olan, önce kendi öne çıksın.” Dedim.

               “ İşte böyle, dedim ya,  geldi geçti, gençlik yıllarım.”

         Not;    Eveet, bu yıl  temmuz başı itibarıyla  65 yaşıma girmiş bulunmaktayım ve  sağ olsunlar, sevgili  ailem, eşim, çocuklarım ile  personellerimin, benim için eczanede düzenledikleri doğum günü kutlamam,     malüm  internet-facebook   filan sayesinde tüm çevreye  ilan edilmiş olduğundan,  eksik olmasınlar, eş -dostun hayırlı olsun dileklerini  kabul ediyorum. Herkese gönülden teşekkürler. Allah herkese nasip etsin, 

                 Bahar geçti , yaz geçti, bunca sene, yaş geçti,  geldi ömrün sonbaharı, o bile hızla geçmekte..

                  Saygılarımla. 


Bu haber toplam 131 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları