HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
21 Eylül 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


14.00 TL - 14.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Arslanların Boğuştuğu Park (1)

30 Temmuz 2019 Salı Saat: 08:51

İstanbul’a yeni gitmişiz. İstanbul –eski İstanbul-sur dibine yakın Karagümrük semtinde oturuyoruz.  Nurettin Tekke Sokak.   Sokağın ortalarına doğru oturduğumuz evden biraz uzakta, bir zamanlar ki İstanbul’dan kalma ulviyetiyle, eski, harap, kırık dökük, perişan, kapısı zaten kilitli,  gerçek bir Bektaşi tekkesi kalıntısı var.              

İstanbul-Vefa Lisesinde okuyorum. Okula gitmek için,  sabahın köründe kalkmış, kahvaltı olarak kendi elimle hazırladığım, bol kaşarlı çeyrek somun tostumu yiyip evden çıkmışım, artık, o zamanlar yeni başlamış apartman modasıyla,  yeni yeni yapılmakta olan altı katlık ve devrine göre modern apartmanların arasında kalmaya başlamış, bir zamanların eski ve yoksul İstanbul evleriyle dolu dar sokaklardan geçe geçe,  Haliç tarafından,  Karagümrük yokuşunu tırmanıyorum.

Vefa Stadının sol tarafından geçip,  Fevzi Çakmak Caddesi  boyunca  Fatih’e doğru yürüyorum.   Fatih Camii’nin ve Fatih ’in İstanbul’u aldıktan sonra, memlekette ilim- irfan yürüsün diyerek  yaptırdığı ,  devrine göre muhteşem yücelikte  Fenni  ve Dini konularda  iki adet Sahn-ı  Seman  Medreselerinin ve Çarşamba pazarına çıkan caddenin   önünden geçiyorum.

Yolun karşı kulvarında ise, yine yol boyunca  sırasıyla peygamberimizin hırkasının saklandığı  Hırka-i Şerif Camii   ile bazı kutsal emanetlerin bulunduğu  Sultan  Selim Camii, Akdeniz Caddesi, Balipaşa Caddesi, yanında  meşhur Sarı güzel Caddesi,  Fatih Postanesi ve Millet kütüphanesi uzanmakta.

Aralardan Aksaray’a, Sofular’a , Horhor’a ve bizim  daha sonraları  oturduğumuz İskender Paşa-Havlucu Sokak’a  doğru inen- kesişen caddeler, sokaklar …  Daha  aşağılarda bir yerlerde, çevresindeki geniş arazide Balkanlardan, Kırım-Ukrayna’dan, Kafkaslar’ dan getirilmiş, çoğu  kadın –kız olan esirlerin satıldığı,  eskilerin esir pazarının tek hatırası bir tek sütun; Kıztaşı.         

Solumda 15 Mayıs Hava Şehitleri Parkı, onun yanında  Fatih ilçesi Kaymakamlık binası, arkasında Fatih İtfaiyesi .    Karşımda boylu boyunca Şehzadebaşı  semti  ve Şehzade Camii uzanıyor.  Yine karşı  kaldırım boyunca  tarihi bir  Roma hamamının ve sarnıcının kalıntıları. Daha aşağılarda Pertevniyal Valide Sultan Camii ve Külliyesi,  babamın görev yaptığı Pertevniyal Lisesi, kardeşimin okuduğu  Oruç  Gazi Orta okulu, Sofular Semti ve  taa Roma’dan kalma ünlü  Horhor Çeşmesi.

Şehzadebaşı-Saraçhane  üst geçidinden geçiyorum.   Yol boylu boyunca ileriye doğru uzanmakta. Solda Haliç’e doğru muhteşemliğini   bin yılların yok edemediği,    iki katlı, her katında sıra sıra kemerli destek ayaklarıyla  bir ufuktan bir ufuğa yarım adayı boydan boya geçip, bugün  Yer altı Sarayı denilen Bizans’ın ünlü su sarnıcını dolduran,  Bizans’ın ünlü      su yolu Bozdoğan Kemeri uzanmakta.

Çapraz   alttan ise,  Haliç-Unkapanı köprüsünden başlayıp,  köprünün altından  Haşim İşcan Geçidi ile geçtikten sonra, Aksaray Bulvar’ı  ve Yenikapı  yolu ile Marmara denizine  ulaşan, yarım adayı  dikine kesen bir  geniş  cadde-Atatürk Bulvarı    uzanmakta.

İlerle, Solda, kaldırımdan kemere  kadar  genişçe bir park. Roma  kalıntılarıyla dolu Saraçhane Parkı. Parkta hemen yola yakın bir konumda arslan heykelleri var. Arslanların dişleri birbirlerinin boğazlarında, pençeleri  birbirlerinin enselerinde. Birbirinin boğazına dalan  o  arslan heykelleri beni çok  etkilemiş, yaşamımın daha sonraki yıllarında da hep  düşündürmüştür.

Sonradan  o parkta,  ‘Faaatih’in    İstanbuul’uu fethetttiiiği  yaştaasınnn...’,  marşındaki gibi  coşkulu-gururlu,   Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u  fethedişinin sembolize  edildiği, Fatih’in beyaz atıyla,  yanındaki vezirleri ve askerleriyle göğe yükseldiği  bir  Anıt-heykel yapıldı.

Parkın bitimiyle semte adını veren Şehzade Camii’nin çevre duvarları başlıyor. Duvarlar boyunca uzunca bir yol kat ediyorum. Duvarların bitimindeki köşede, insan boyunda  rengarenk   bir mermer sütun. Mihenk Taşı. Derler ki,  bu taş eski Sur içi  İstanbulu’nun  merkezi noktasıdır ve o nokta, o zamanki denizden, surlara kadar  İstanbul’un her tarafına eşit  uzaklıktadır.  Bugünkü İstanbul kentinin atası Konstantinopolis’i kuran Büyük Roma  İmparatoru Konstantin, şehrin surlarının uzaklığını  buraya göre düşünmüş.  O zamanların astronomik–topografik  ya da dinsel kayıtlarında her hangi bir özellik  var mıdır, bilemem,  amma, Şehzade Camii’ni yapan mimarda , Cami  çevre duvarlarının bir köşesini bu noktaya denk düşürmüş.Ben o köşeden içeriye, yan sokağa dönüp, okuluma,  tarih i-asırlık Vefa Lisesi’ne gidiyorum.

Caddenin karşı tarafında ise, bugünlerde ajans haberlerinde sıkça görülen  upuzun beton  giriş yolu  ve yolun iki tarafı boyunca uzanan  havuzlu bahçesi ile  Saraçhane’ deki   İstanbul Belediye Binası  yer almakta. Bazı günlerde de   o kulvara geçip,  havuzun ve binanın yanından  geçerdim. Bina 1960 yılında yapılmış ve kapısındaki   Plakette 26 Mayıs 1960   günü hizmete açıldığı ve aynı gün  Nato  Ülkeleri Savunma Bakanları  toplantısının orada yapıldığı yazılı. Ertesi gün malüm. Binanın ilginç bir kaderi var.

O  bölge  iki deniz, yani Boğaz-Haliç ve Yenikapı -Marmara arasında tümüyle deniz rüzgarlarına açık, bolca esintili bir alandır,  özellikle soğuk kış günlerinde eser tozar, amma,  aynı esintiden dolayı yazın   daha serin olurdu. Ayrıca, yine  yazın sıcak günlerinde,  fıskıyelerden fışkıran suların serinliğinde  ve,  serinlemek için donla havuza giren mahalle çocuklarının keyifli haykırışları ile onları sözde   kovalayan bina bekçilerinin bağırışları arasında,  oradan geçmek hoşuma giderdi.

Daha sonraları İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde okurken de,  yine, aynı yoldan okula giderdim. Elbette ki bu sefer,   Liseye dönüş noktasından   daha ileriye ve ancak bu sefer  yolun güzergahı gereği  sağ taraftan, yine  Belediye Binasının önünden geçip, İstanbul Üniversitesi  Fen-Edebiyat Fakültesinin ve  Erkek Öğrenci Yurdu’nun, ayrıca  bölgeden her yöne giden dolmuş duraklarının bulunduğu, yolun iki tarafının, 1850’lerin 60’larından başlayıp,  o günlerde, Meşrutiyetlerin- Cumhuriyetlerin,  Güllü Agop’ların-Naşit’lerin,  bir  zamanların ünlü Direklerarası tiyatrolarıyla dolu olduğu, bu günlerde  ise,  hepsi birer virane haline gelmiş  ve  ucuz-basit-kalitesiz yerli filmlerinin gösterildiği sinemalara dönüşmüş  binalarla dolu  Vezneciler semtine doğru   ilerler, Fen Fakültesinin önünden geçerdim. Ver elini Beyazıt Meydanı. Ver Elini İstanbul Üniversitesi Merkez Binası, Üniversitenin taa Bizans’tan kalma Büyük Kapısı,  Eczacılık Fakültesi, Beyazıt  Camii  ve  bölgedeki tüm fakülte öğrencilerinin  mekanı  Çınaraltı çay bahçesi.  ( Devamı var )        


Bu haber toplam 275 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları