HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
21 Eylül 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


14.00 TL - 14.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Homeros ve İlyada Destanı’nın Tarihsel-Kültürel Önemi (1)

15 Ağustos 2019 Perşembe Saat: 08:45

             Tam da Troya antik kenti ile uğraştığım bu günlerde,  Ege denizindeki iki adamızdan biri olan, Çanakkale ilimize  bağlı Bozcada’da,  onlarca yıldan beri düzenlenmekte olan yaz festivali kapsamı içerisindeki etkinliklerden birinin, Ünlü Anadolu’lu  ozan  Homeros’a ithafen ‘Ozanın Günü ve Homeros Okuması’- bence  adı daha farklı olmalıydı, Homeros’u  şöhret yapan  Anadolu’muz’un  ünlü kenti Troya’nın da  adı geçmeliydi-, olarak düzenlenmekte olduğunu duymak, beni oldukça ilgilendirmiş bulunmakta.

             Her yaz tatillerini Bozcaada’da geçirmekte olan bir gurup sanat ve tarih insanı,  İlyada Destanı ve  Troya  meraklısı   birkaç  entelektüelin girişimleriyle, yıllar önce başlatılan  bu tür bir etkinliğin, gelmiş olduğu nokta ise, ülkemizin tarih ve kültür tanıtımı yönünden memnuniyet   verici.  Etkinliğin sabah gün doğarken, Troya’ya çokta uzak olmayan bir sahilden başlatılıyor olması da,  ayrı bir incelik ve saygı belirtisi. Tam 22 dile çevrilmiş olan   şiirler-dizeler, isteyenler tarafından  istediği dilde okunabiliyor. Etkinliğin manevi  baş yıldızı ise, ünlü Antik Çağ  otoritesi insanımız Azra Erhat. Etkinlik zamanla kült bir sanat olayına dönüşmüş, Amerika’dan Japonya’ya insanlar,  Troya ve İlyada  denilince ilgi göstermekte. Troya ve İlyada,  dünyanın en çok bilinen entelektüel öykülerinden birine dönüşmüş durumda. Muhteşem parlaklıkta  bir turizm  mücevheri.

      Aslında, batı ve batının kültür egemenliğindeki ülkelerde  ve sıradan düşünen toplumların  kafasında, konu,  sadece Homeros – Yunan  edebiyatı ve akabinde   Hellen –Paris aşkı- magazin sayfası  ile  Akhilleus-Hector   çatışması-  kişisel güçler mücadelesi   seviyesine indirilmiş  bulunmakta. Söylenmeyen şudur ki, olay,  o zamanlarda bile Anadolu toprakları üzerinde hakimiyet kurmak,  kıtalar ve denizlerle kaplı  yeryüzünün tam orta göbek yerinde bulunan Anadolu topraklarının ve Anadolu dan geçen kara ve deniz yollarının , ayrıca doğal kaynaklarının üzerinde hakimiyet kurmak isteyen,  batıdaki   üç bin yıl önceki  ilk çağlar  Yunanistan’ının  ve tıpkı yüz yıl önce,   aynı yerde ki , Çanakkale’ yi topa  tutan, bugünkü Avrupa’nın yaptığı  saldırı da  olduğu gibi,  emperyalist bir eylemi-operasyonu-güç ile ezme hareketidir.

           Bizim kamuoylarımızda pek bilinmez,  amma, batı, olan bitenden sonra da bu konuyu unutmamış,   üzerinde oldukça kafa yormuş, belki biraz da,  vicdan yapmış, amma, hep, bir gün intikamının alınacağından korkmuş,  o nedenle ,  zaman zaman, gerek İstanbul’un Fatih tarafından alınışını,   Troya’nın intikamına, gerekse  Kurtuluş Savaşı’nı, Anadolu’nun, Attica-Atina’ya karşı rövanşına benzetmiştir.

        Aslında bu konunun kökeninde ekonomik çıkar çatışmaları olduğunu bal gibi herkes bilmektedir ve Fatih’in kuzey Ege ile Karadeniz arasındaki    kara ve deniz ticari  yollarını kontrole almak için İstanbul’u fethettiğini, Yunanlı’ların  Ege ve  doğu Akdeniz’ deki kara va deniz ticari yollarını kontrol altına alabilmek için,  İzmir’e çıkarıldıklarını tahmin etmek, hiçte zor değildir.

      Neyse, biz yine maziye dönelim. Mazide, yaklaşık beş bin yıl önceden beri, Ege Denizi ve  batı Anadolu sahilleri arasında çok şeyler olmuş, karşılıklı çıkar çatışmaları,  egemenlik mücadeleleri, istilalar, savaşlar,  isyanlar, ölümler, yıkımlar, acılar, kayıplar, yitişler, yitilişler  birbirini izlemiş, tüm bunlar, bölge insanlarının, halklarının toplumsal hafızalarında bin yıllar boyu  yaşayıp,  bugünlere kadar gelmiştir. Homeros’un  derleyip, toparlayıp,  tanıttığı  İlyada  Destanı’da onlardan biridir.

         Aslında destanın çok çok daha uzun olduğu düşünülmektedir.  Batıda bir mecliste, Homeros üzerine tartışmalar yapılmaktadır. Bir üniversite profesörü, “ Homeros mu,   ( İlyada demek istiyor. Bence, İlyada ve Troya  denmesi   lazımdır.), Onu 40 bin  ciltlik bir kitap olarak ansanız daha iyi olur.” Der.  İlyada, Troya’nın evladı  ve   Homeros’un eseridir,  elbette ki, Troya  olmadan,  Homeros  ve  İlyada  konuşulamaz.

          Söylentilere göre Homeros’un adı, antik Yunan tarihinde,  ilk kez yedinci yüzyılda geçer. O tarihten beri ise,  İyonya’ da Homeros’tan , İlyada’ dan söz etmeyen asker, yönetici, ozan, tarihçi, felsefeci ,yazar veya her hangi bir kişi  bulamazsınız. Herkes bir şekilde ondan söz eder. Homeros,  Yunan toplumunda ulusal bir yücelik kazanmıştır.  Bir çok yerde adı Khioslu –Sakız adalı-İzmir’li diye geçer.   Onun adını anmayan  bir  Yunanlı yazar bulamazsınız.  Neredeyse Antik Yunan Tarihi’ni başlatmış gibi kabul edilir. Ege- Halikarnas’lı ünlü tarihçi  Heredot der ki,  “Hesidos’la Homeros,  Yunanlıların tanrı soylarını kurdular, tanrılara ad ve ek adlarını taktılar, yetkilerini  ve işlerini  belirlediler,  görünüşlerini anlattılar.”Benim, kişisel  ve orijinal kanaatim, Troya olayının, eski Yunanlılara ilk kez milli  bir şuur ve kimlik kazandırmış olduğudur.

             Ünlü tarihçi  Herodotos der ki;  “Homeros, Mö.850 yıllarında  yaşamıştır. Homeros’un yaşam öyküsü-vitası hakkında ki kaynaklar değişiktir. Yazar Proklos’a göre Homeros adı,  Yunanca ‘tutsak’ anlamına ge len ‘homereia’dan gelmektedir. Bazı kaynaklar ise, Homeros kelimesinin Aiol lehçesinde kör manasına geldiğinden söz etmekteler. Bu deyim,  belki , her şeyi kendi gözüyle görmeden,  başkalarının anlattığı hikayelerin  içine, biraz da  coşku-heyecan   katarak-uydurarak  anlattığı   içindir.  Belki de,  gerçekten,  gerçek hayatında,  güçlü hafızasında tuttuğu halk şiirlerini, manilerini, destanlarını  filan   ezberinden  okuyan, Ege’li kör bir esir de olabilir.  

          Babasının adının Maion olduğu, İzmir yakınlarında Meles ırmağı kıyılarında doğduğu, asıl adının Melesegienes olduğu ve tutsak olarak,  Khios –Sakız adasına verildiğinde adının Homeros’a çevrildiğinden  söz ederler. İlyada ve Odissea Destanlarının Aiol ve İon lehçelerinin bir karışımı olması ve Symirna-İzmir’in de  Aiol ve  İon bölgeleri arasındaki   sınır da bulunması  bu iddiayı doğrulamaktadır.  

         Mö. Altıncı yüzyılda Sakız adasında,  şairlikleriyle ünlenmiş ve  yüzyıllarca, Homeros’un destanlarını  okumayı  sadece kendi tekellerinde bulunduran, ayrıca bu tür öğreniminde verildiği bir okul açmış bulunan, ünleri  tüm Yunanistan’ı tutmuş,  Homeroides- Homeros oğulları  adlı bir gurubun varlığı da   bilinmekte olup,   bunlara, Homeros destanlarının ilk nüshalarındaki Aiol dilindeki  deyimle ‘aoidos’ dendiği, ayrıca, tahminimce, o devirlerde,  yazıya dökülmüş destanları,   şiir  kıtalarının yazılı olduğu yuvarlak tahtaları –değnekleri –katlanan levhaları veya tabletleri  her neyse..  gözleri hizasında tutarak okudukları için rhabdos –değnekçi –değnek okuyan   dendiği  düşünülürse, ataları Homerosun yolundan ve mesleğinden giden torunları olduğu kesindir. ( Devamı var)


Bu haber toplam 264 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları