HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Homeros ve İlyada Destanı’nın Tarihsel-Kültürel Önemi (2) (Devam)

16 Ağustos 2019 Cuma Saat: 08:49

Homeros yazılarını hangi yazı ile yazmıştır. Çok eskilerde de, eski Yunanistan’da bir ilkel yazı sistemi mutlaka vardır, ancak daha sonraları Yunanistan ve İyonya, bugünde kullanılan ve devrin Fenike alfabesini temel alan bir harf-yazı modelini kullanmaya başlamışlardır.

Eski Yunan Filozoflarından Platon’ da, Sokrates’de Homeros’tan söz ederler. Platon’un yaşadığı devirde,  İlyada’nın,  tıpkı bir kutsal kitap gibi tutuluyor olması, toplumun politika, din, askerlik, gemicilik, hekimlik veya herhangi bir konuda, çeşitli bilgileri öğrenmek için İlyada ve Odissea’ya başvurur olmaları, sonunda, çocukların eğitimlerinde-okullarda İlyada ve Odissea’dan başka kitap kullanılır olmaması, Platonu kızdırmakta, destanla ve tek bir kaynak kitapla bu işin, yani eğitimin olmayacağını, araştırmadan,   bir tek kitapta yazanı olduğu gibi ezber etmenin,  doğru olmayacağını, söyleyerek, bu eğitim sistemine isyan ettirmektedir.

Sokrates’ten sonra, Atina ve Hellenler’in,  dış dünyaya açılmaya başlamalarıyla,  bu ezber çağı da değişmeye başlar.  Hellenistik çağ, yakın bölgelerde kurulmuş, ünlü İskenderiye kütüphanesi,  Bergama kütüphanesi gibi, birçok büyük kütüphaneler yaratmıştır. Bu kütüphaneler, birer okul olarak ta işlev de görmektedir.  Roma ve Bizans egemenlikleri ile kaynaklar, daha da zenginleşirse de,  Hristiyanlık hepsini küle döndürecektir.

Bütün Homeros destanlarının tek bir kaynağa,  ‘vulgata’ denilen tek bir öz metne dayandığı söylenmektedir.  İon-Aiol dilindeki bu tek metni,  Yunanistan’a Isparta kralı Lykurgas’ın getirdiği ve ilk kez tiran Peisistratos tarafından düzenlenerek, bugünkü konumuna getirildiği söylenmektedir. Anlaşıldığına göre Lykurgas’tan duyup önüne getirten, kopya ettiren ve eğitim sistemine sokan da, tiran Peistratos’tur. Bu şekilde metinler Attica-Helen lehçesine çevrilmiştir.

Birçok yazarların düşüncelerine göre Peistratos’un topladığı kurul tarafından metinler ayıklanmış, bazı vahşet, tecavüz, ihanet,  kurban etme sahneleri gibi kısımlar çıkartılmış, üstelik ‘cyclos-çember’ denilen, arada başka ozanlarında şiirlerininde bulunduğu ‘destan gurupları’ azaltılarak, konu,   İlyada ve Odissea olarak iki ayrı destana indirilmiştir. Şiirler, destanlar o kadar sevilir ki,  her yıl düzenlenen Atina’nın kendine özgü bayramı, Panathenaia’da, usta ozanlarca halka okunmaya başlanır. Homeros vb. gibi usta ozanların bir seansta 1500-2000 dizeyi birden-  mutlaka ezberedir- okudukları söylenir.

Kısacası, İlyada, Homeros adlı Anadolulu büyük bir ozanın, Mö. dokuzuncu yüz yılda yarattığı, muhteşem bir destandır. Homeros devrin bin bir çeşit efsanelerinden kalma on binlerce dizelerin içerisinden çeşitli destanları bilinçli bir düzen içerisinde seçmiş, Troya’nın yaşamından, Helena ile Paris’in aşkına,  Akhilleus’un öfkesinden,  Hector’ un ölümüne kadar,   bir bütün olarak kurguladığı bu olayları, bir düzen içerisinde işleyerek bu muhteşem eseri yaratmıştır.

O zamanlar,  ilk çağda bölgeye Dardanel veya Hellespontos, Helle’nin boğulduğu deniz deniyor, Kent, İda dağı-Kaz Dağı’nın eteklerinde, Skamandros- Karamenderes ırmağı ile Simoesis –Dümrek Çayı’nın sınırladıkları, bir yanı Ege Denizine diğer yanı ise Dardanel-Çanakkale Boğazı’na bakan üçgen biçimli bir ovaya hâkim yüksekçe bir kaledir.

Homeros hayranı Alman arkeolog H. Schliemann’ın, 1870 yılında, yanında, kendisini bu yönde teşvik eden Yunan asıllı karısı ve elinde de İlyada ve Odessa Destanlarıyla, Troya’nın bugünkü izdüşümü olan Hisarlık Tepesi’ne ilk kazmayı vurmasıyla,  önce kat kat bina-duvar kalıntıları ve sonra da kat kat yaşam-kültür kalıntıları,   binlerce yıldır gözlerde uzak sakladıkları muazzam zenginlikler ve muhteşem güzelliklerle beraber, destansı bir tarih te gün ışığında parlamaya başlar.

O paha biçilmez hazinenin, görevli Osmanlı Kontrol Komiseri’nin atlatılarak kazı alanından çıkarılması, Berlin’e nakli, oradan da yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında Berlin’i işgal eden Ruslar tarafından Moskova’ya götürülmesi ise, ayrı bir hikâye ve müthiş bir film senaryosu olacak niteliktedir.

Kafasına göre kuyu kazar gibi kazarak, üst üste oluşmuş 5 bin yıllık nazik tarihi dokuyu paramparça eden Schliemann’dan sonra, 1932 yılında,  bölgedeki ilk gerçek bilimsel araştırmaları yapan, ABD -Cincinnati Üniversitesi Profesörlerinden Amerikalı Arkeolog Biegen’in kazılarıyla,  tarih öncesi ve tarihsel çağlardaki yaşam göz önüne çıkartılmış ve döneminde,  Anadolu, Balkanlar, Kuzey Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz, Girit, Kıbrıs, Suriye ve Mısır arasında önemli bir kilit noktası olan bu kent, gerçek haliyle gün ışığına çıkartılmıştır.

Kazılardan ele geçen bilgilere göre, kent dokuz arkeolojik kattan oluşmaktadır ve her biri yaşadığı kültür dönemini içeren izlerle- kalıntılarla doludur. Troya I,  Mö. 3000 yıllarında kurulmaya başlanmış, deniz kıyısında bir tepede birkaç kulübeden oluşan bir yerleşim birimiydi. 2300’ lerden itibaren başlayan tarihiyle, güçlü bir bölgesel Miken-bronz kültür merkezi olan Troya II’nin,  Balkanlardan gelen savaşçı kavimler tarafından talan edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Troya III, Troya IV ve Troya V’in tarihi bir önemi olmazsa da, Troya VI ve Troya VII, Miken kültüründen daha farklı özellikler taşıyan parlak birer kültür merkezleridir.  Ünlü Troya Savaşı’nın TroyaVII a’ da olduğu, kentin kısa zamanda kendisini toparlayarak, Troya VII b’yi ve Troya VIII c’yi yaşadığı sanılmaktadır. Kentin Troya VIII-X  Dönemleri ise,  Yunan ve  Roma egemenliğinde geçmiştir ve bu devirlerde  Yunan- Roma kültürleri egemendir..

Aslında,  24 bölüme ayrılmış on altı bin ciltlik içeriğine,  çağları ve kıtaları tutmuş ününe rağmen, İlyada Destanı’nın, Akhilleus’un Akha orduları başkomutanı Agamemnon’la olan çatışması nedeniyle savaştan çekilmesi, ancak, daha sonra, Akhaların savaşta ki zor durumunu görerek savaşa geri dönmesi ve karşılıklı çarpışmada Troya komutanı Hektor’u öldürmesini kapsayan savaşın çok kısa bir kısmını anlatan, basit bir konusu vardır.

(Devamı var)


Bu haber toplam 1.064 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları