HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
20 Ekim 2019 Pazar
Fındık Fiyatı


15.00 TL - 15.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Homeros ve İlyada Destanı’nın Tarihsel-Kültürel Önemi (3) (Devam)

17 Ağustos 2019 Cumartesi Saat: 08:51

Gerçek destan, diğer bölümleriyle birlikte, başka başka ozanlara ait altı ayrı destanın bir paket halinde birleşmesinden meydana gelmiştir ve çok daha uzundur. 1. Kıbrıs Destanı -Stasinos 2. İlyada Destanı- Homeros 3. Etiyopya Destanı-Arktinos 4. Küçük İlyada Destanı-Lerkhes 5. İliyopersis Destanı –Arktinos 6. Nostoi-Odissea-Dönüş Destanı-Agias. Anlaşıldığına göre, o dönemlerde fetih-ticaret için deniz aşırı dış ülkelere doğru sefer-yelken açan Yunan’lı-Akha’lı gemiciler epey maceralar yaşamışlar. Belki de diğerleri, Yunanlılar açısından İlyada kadar başarılı geçmemiş olabilir, Odissea ise zaten  ‘dönüş’ü anlatır.

Homeros, Troya Savaşı’nı iki ayrı mekân da anlatmaktadır. Üst mekânda, güçlüler-tanrılar- toplumlara ve yaşama yön verenler- hazır yeyiciler, başta baş tanrı Zeus, karısı tanrıça Hera,  Athena,  Afrodit, Apollon ve özellikle savaş tanrısı Ares ile diğer birçok tanrıların oturduğu, muhteşem Olympos Dağı-Yüce Dağ. İkide bir içtikleri, bitmez tükenmez yaşam özsuyu- nektarın suyu hangi çeşmeden geliyor? Belli değil.

Alt mekanda  ise, yaşamaya- çeşitli  ihtiyaçlarını  kendileri temin etmeye, bunun için mücadele etmeye, bu nedenle zaman zaman kendi ırkıyla savaşmaya-acı çekmeye  mahküm olan insanoğulları-insan kızları.Görüntüde  tüm muhteşemliğiyle  Troya kenti, surları, savaşın yapıldığı ova, kıyıda  Akha    donanması,  karaya çıkmış Akha ordusu,  kenti savunan  Troya birlikleri,  atlı savaş arabaları,  zırhları ve silahlarıyla savaşçılar.

Savaş ve destan, bu iki mekân arasında gider, gelir.  Gökte insanların kaderini çizen, zaferini veya mağlubiyetini yönlendiren yüce tanrılar, altta tanrıların keyfine veya menfaatine göre yaşayan veya yaşayamayan, şanslılar veya kara bahtlılar.

İşin ilginç yanı, Homeros, on yıl süren tüm bu savaşlara neden olduğu söylenen, efsanelerdeki hikayelerden, örneğin son derece yakışıklı bir genç olan Paris’in tek kişilik jüri-hakem olduğu ve sonunda, Afrodit’i seçmesi sonucu mükafat olarak kendisine Atina’lı Hellena’nın takdim edildiği, tanrıçalar arası güzellik yarışması vb. gibi fantazi şeylerden, söz etmemektedir.

Homeros’un ustaca araya sıkıştırdığı dizelerden görüldüğü kadarıyla, Troya toplumu,  yönetim sınıfı ile çoğu eğitimli bir kent toplumudur ve bunca kültürüne ve zenginliğine rağmen, köle kullanmayan, oturacağı evin yapımından  hayvanların bakımına, evdeki yiyeceği yemeğin yapılmasından, giyeceği  giysilerin dokunmasına,  öykünün genç  ve yakışıklı aktörü Paris’in, kaz dağlarında keçi- hayvan otlatmakta olduğu gibi,  bir gün hayvancılıkla uğraşırken,  diğer bir gün zırhını giyerek savaşa katılmasına kadar, her işini  kendi yapan  bir  toplumdur.

Tunç çağını yaşamakta ve tarımsal-hayvansal üretim yapan yerleşik bir düzene geçmiş olmasına rağmen, Troya’nın gözü pek kahraman savaşçısı Hector’un karısına karşı davranışlarında olduğu gibi, kadının hâkim olduğu Anaerkil düzenden, erkeğin hâkim olduğu Ataerkil düzene tam geçmemiş, her iki cins arasındaki dengelerin destandaki dizelere dahi yansıdığı bir toplumdur. Toplumsal kademeler arasındaki kademeler çok geniş değildir. Yunanlılar ise, savaşçı baskın erkek ağırlıklı, kadınların ikinci, üçüncü tabaka olduğu, kendi içinde ve dışında yağmacı bir toplumdur.

Her ne kadar bazı kaynaklar, Homeros’un,  çok daha kanlı ve vahşice geçmiş olduğu tahmin edilen bir savaşı, hikâyesinde oldukça yumuşatarak ve fazlaca tiksinti yaratmayacak derecede verdiğini iddia etseler de, hikayede, vahşetin, o kadar kısa süredeki o kadarıyla bile, yeterince ağır olduğu da görülmektedir.

Son olarak, Attica-Troya Savaşıyla Homeros’tan sonrada, Troya ölmemiş, zaman zaman hem doğudan hem de batıdan saldırılar işgaller yaşamıştır. Kenti doğudan gelenler kurmuş ve geliştirmiş, genellikle batıdan gelenler kentin denizler üzerindeki hâkimiyetini kırmak için kenti yakmış, yıkmış, ancak, uzun süre tutunamamıştır. Her seferinde yine Doğudan gelenler kentin denizler üzerindeki hâkimiyetini yeniden kurmak için, kenti yeniden ayağa kaldırmıştır.

Tarihler, kentten sürgün edilen Troya’lıların nerelere gittiklerinden, hangi yeni medeniyetlerin ateşlerini yaktıklarından pek söz etmezler. Amma, örneğin, efsaneler, İtalya’da Roma’yı kuranların Troya soyundan geldiğini söylemektedir. O nedenle, Roma İmparatorları, Troya’yı ihya ve kutsal mekân-ata yurt olarak kabul etmişlerdir.

Roma İmparatorluğu’nda Hristiyan inanışının yayılmasıyla, bu kentin bir hükmü kalmamışsa da, Troya’nın tarihsel ömrünü bitiren asıl sebep, yeniçağların jeo-sosyo-stratejik gerçeklerine çok daha uygun bir konumda, Bosphorus-İstanbul Boğazı’nda,  yeni bir şehrin, Konstantinopolis- İstanbul kentinin kuruluşudur. Yine de,  muhteşem surlarına ve tüm bir imparatorluk gücüne rağmen,  Konstantinoplis ve daha sonra İstanbul bile, sık sık, doğudan ve batıdan gelen saldırılardan kurtulamamıştır.

Kısacası, öyle görülmekteki, önceki yüzyıldaki vahşi saldırısında perişan olmuş olsa da, denizler ve deniz ticaret yolları üzerinde hâkimiyet mücadeleleri sürdükçe, emperyalizim bu yöreye vahşi saldırılarına her zaman devam edecektir.

Sözlerimizi yöreyle ilgili güncel bir konudan söz ederek kapatalım. Madem konu destan-şiir filan, bizde bir tane söyleyelim.

İda Dağı Destanı; “Kaz Dağları,/Kaz Dağları,/Dozer, kepçe/kaz dağları./Del altını, /al altını./Biri sana,/ biri bana./Ne oluyor,/ne oluyor./ Bilen’yum’dan sor./Bilen’yum’dan olmazsa /Uranyum’dan sor.”  İdaalist.

Ağaç demiş ki; “Baltaya kızamıyorum, ateşi kömürdendir, cevheri demirdendir, benden değildir, amma, sapına kızıyorum, çünkü kökü bendendir. Yapan insana da kırgınım, gölgemle ben yaşattım, meyvemle ben besledim, dallarımdaki kuşlarımın şarkılarıyla ben mutlu ettim.  Güçlenince yanıma gelip baltasıyla beni kesti. Tüm bu güzel şeyler benimle beraber kayboldu, gitti. Şimdiyse, kim,  gölgem olmadan yaşayabilir, kim, meyvem olmadan beslenebilir, kim, kuşlarım olmadan mutlu olabilir. Ben şimdi ne yapayım? Hiç kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Ben olmayınca, İnsan, Nasıl Mutlu Olacak? Ben asıl, onun için üzülüyorum.”

Kıssadan hisse; “Ha bir orman, ha bir toplum, kesilirken yok edilirken kolay da,  yeniden yeşertmek, yaşartmak çok güç oluyor.

Saygılarımla. 


Bu haber toplam 393 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları