HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
16 Ekim 2019 Çarşamba
Fındık Fiyatı


15.00 TL - 15.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

O. İRFAN IŞIK

O. İRFAN IŞIK

Eski Paralar ve Ölçüler

24 Ağustos 2019 Cumartesi Saat: 17:43

Enflasyon ve Karaborsa’nın, pahalılık ve kıtlık olarak bilindiği İkinci Dünya Savaşı yıllarından önce, 1930-1939 yılları arasında, Osmanlı’dan gelen paralar halen tedavüldeydi. Hem eski yazılı madeni paralar, hem de kağıt paralar kullanılıyordu.

Son derecede değerli kağıtlara Avrupa da basılan bu paralar yemyeşil ve çok büyüklerdi. Değerleri yüksek olduğu için bir liradan büyük değerler taşıyanlarını biz küçüklerin görmemiş olması normaldi. Ben de bir liradan büyük olanını hiç görmemiştim zaten.

Madeni bozuk paraların en küçüğü beş para idi. Sonra 10 para, 20 para, 40 para, bu günkü iki buçuk kuruşa karşılık gelen 100 para, beş kuruş, on kuruş  , yirmi beş kuruş, elli kuruştu. Sonra kağıt paralar sıralanıyordu.

40 para bu günkü adıyla bir kuruştu. Matematik ifadesi ise 100 santimdi. İlkokullarda parayı santime, santimi paraya çevirme işlemleri öğrencileri çok zorluyordu. Öğretmenler, bıkıp usanmadan bu işlemleri öğretiyorlar, öğrencileri tek – tek tahtaya kaldırarak şuna benzer problemlerle öğrenip öğrenmediklerini kontrol ediyorlardı.

5 para ile bir-iki halka şeker aldığımı anımsıyorum ama daha ne ya da neler alınabildiğini anımsamıyorum. Ancak bir yumurtanın 10 para olduğunu kesin biliyorum. Ben tanesini 10 paradan aldığım yumurtaları, baca kurumu ve soğan kabuğu ile kaynatıp, kahverengine yakın kırmızıya boyayarak 40 paraya satmış adamım.

Hıdırellez, mayıs yedisi ve okul zamanları dışındaki bahar günleri benim ticaret günlerimdi. Dahiyane bir buluşla boyadığım yumurtaları  vuruşturma yarışmalarıyla çok kısa bir sürede satarak okul masraflarıma katkı sağlardım.

Biz gene benim ilkokul ve daha önceki yıllarıma dönelim.

Büyüklerimiz bize, o da bayramlarda olmak şartıyla, yüz para harçlık verirlerdi. Neler alınmazdı ki o para ile.

Bir kalem yirmi para idi. Renkli kalem otuz para. Kırk yapraklı saman defter kırk para, kaymak defter altmış paraydı. Daha çok yapraklı saman ya da kaymak defter almak istiyorsanız ki her zaman bu tercih ediliyordu. Çünkü, yaprak sayısı azla çok arasındaki fiyat farkı dardı. Örneğin: seksen yapraklı kaymak defter 75 paraya satılıyordu.

Beyaz eser-i cedit kağıdından yapılan defterlerin adı kaymak defterdi. Saman defterin kağıt kalitesi düşük olduğundan yaprakları esmer renkliydi. Mürekkep dağıttıklarından güzel yazı derslerimizde kullanılamıyorlardı. Ödev ve güzel yazı defterlerimiz hep kaymak defterler olur, özenle korunurlardı.

Okul çantalarımız, özellikle tahtadan bavul formunda yapılmış şeylerdi. Deri el çantalarını zengin çocukları kullanıyordu. Onlarda pek-pek azdı zaten. Öğrencilerin çoğu, defter ve kitaplarını ellerinde, yağışlı havalarda ise koyunlarında taşıyorlardı.

Benim kuşağımın çocuklarına aileleri, özel günler ve okul gereksinimi dışında hiçbir zaman, al şu parayı da canının çektiği şeyleri al diye para vermemiştir. Çünkü bizim ilk ve ortaokul öğrenciliğimiz savaş yılları içinde geçmiştir. O yıllarda yemeğe ekmek bulamayan çocuğun canı mis gibi kokan sıcak ekmekten başka ne çekebilirdi ki?

Benim,  cebinde parası olan, bir tek bile arkadaşım olmadı çocukluğumda. O günlere ait hiç unutamadığım bir anım var para konusunda. Kemal isimli çok sevdiğim bir arkadaşım vardı sınıfımızda. Bir Çarşamba günü, kulağıma eğilerek öğleden sonra Kapan’a gidelim demişti. Çarşamba günleri okul tatil ediliyordu. O zamanda da Çarşamba günleri köylü pazarının kurulduğu gündü. Şimdiki belediye zabita müdürlüğü binasının olduğu yerde, Kapan dediğimiz, içinde bir kısım köylü ile şehirli esnafın sergi kurarak yiyecek sattıkları üstü kapalı, yanları açık bir Pazar yeri vardı. Onun arkasında kasap dükkanları bulunuyordu. Hemen önü şimdiki gibi Döner Çeşme Meydanı idi. Orada da köylüler Pazar kuruyorlardı.

Kemal şimdi yok. Tek günahı o beş kuruştur inşallah.

Kırk paradan küçük, 5-10-20 paraların satın alma güçlerinin bittiği günlerde bir söylenti yayıldı Ünye’ye. Beş paralar gümüşmüş diye.

Madeni bozuk para olan 25 ve 50 kuruşlar gerçekten gümüş idiler. İşte onların basımında kullanılacak olan külçe gümüş darphanede, yanlışlıkla beş paralarda kullanılmış.

Haydaaa!

Herkes, özellikle de biz çocuklar başladık harıl-harıl beş para biriktirmeğe. Çünkü bu parayı en çok kullanan bizlerdik. Bu söylenti çıktığında kocaman ortaokul öğrencileriydik artık. Yıllardır, şimdilerde kullanılan deyişle, cebinde beş parası olmadan gezen bizlerin cebi para gördü. Her birimizin cebinde üç-beş tane 5 para şıngırdıyordu artık.

Aylarca, gelip bu paraları gümüş değeriyle bizden alacak kuyumcuları bekledik ama kimse gelmedi. Üstelik beş paraların gümüş olup olmadıklarını dahi öğrenemedik. Ancak gerçek gümüş olduğunu bildiğimiz 25 ve 50 kuruşları toplayıp biriktiren aklı evveller, yıllar sonra sattılar benim harcamağa kıyamadığım paraları.

Biz Cumhuriyetimizin ilk çocuklarıydık. Bizden önceki Osmanlı kuşağı olan büyüklerimizden, onların kullandıkları paralar hakkında şaşırtıcı öyküler dinledik.

Onların en küçük parası metelikmiş. Metelik matematik ifadeyle 2,5 santim değerinde bir para. Bir zamanlar onun da satın alma gücü varmış. Açık ifadeyle söylemek gerekirse Osmanlının kullandığı para hayli değerli imiş.

Günümüzde, bir malın değersizliğini belirtmek için ölçüt olarak kullanıyoruz onu.

Hatta genişleterek metelik etmez deriz ahlaken değersiz adama. Meteliğin hala bir değeri olduğunun üstüne basa-basa. Cebinde parası olmayana da fakir adama da, meteliğe kurşun atıyor deriz.

Dirhem, okka, batman, kantar kullanılıyordu ağırlık ölçüsü olarak. Okka bu gün kullanılan kg. a göre 1200 gr.lık bir ağırlığı ifade ediyordu. Okka 4oo dirhemdi. 7 okka bir batman, kantar 50 okkaydı.

Kafanızın karıştığını biliyorum. Benim doğduğum yıllarda ölçü sistemleri hakkındaki devrim henüz gerçekleştirilmemişti. Yüce atamızın 1923-1938 yılları arasına sığıştırdığı bu günkü kazanımlarımızın içinde olan ağırlık ölçüleri devrimi 1933 yılında gerçekleşti.

Ama alışkanlıklardan kurtulmak uzun yıllar alıyor.

Büyüklerimiz bizi alışverişe gönderdikleri zaman, bir batman un al. İki okka şeker şu kadar okka tuz al derlerdi. Biz de öyle istersek, bakkal kilo ile tartarak veriyordu isteklerimizi tabii.               

Manifaturacılar elbiselik kumaş ya da entarilik basmayı endaze ile satıyordu devrim tarihine kadar. Bu 65 cm.lik bir uzunluk ölçüsüydü

Bundan sonra uzun yıllar manifaturacılara giden müşteriler hep, beş endaze basma ya da şu kadar endaze kumaş istemişlerdi.

Masal oldu o günler.


Bu haber toplam 706 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları