HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Nisan 2021 Çarşamba
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Karadeniz’in Yeni Baş Belası; Ricana Simulans-Vampir Kelebek (1)

2 Eylül 2019 Pazartesi Saat: 08:41

Malüm, hep anlatıyorum ya, yıllardır, her yıl yaz kış, bayram seyran, düğün dernek, tatil ya da başka bir fırsat ile memleketimiz, doğu Karadeniz’e, baba vatanımız Rize-Fındıklı ilçemize gitmekteyiz ve de elbette ki,  oradaki günlerimiz de eş, dost hısım akraba ziyaretleri ile geçmekte, ayrıca,  orada geçen çeşitli etkinliklerimizi de okurlarımızla paylaşmaktayız.

         Şimdi anlatacağım, mizansen haline getirilmiş şeyler ise, her seferinde gitgide artarak ve her seferinde daha da sıkça olmaya başlamış bulunmakta olduğundan, konuyu siz,  değerli Ünyeli okuyucularımla da paylaşmayı uygun görmekteyim.

         Yıllardır her bayram zamanı olduğu gibi, bu bayram da, arefe günü, sabah Ünye’den yola çıkıp, akşama doğru,  Rize Fındıklı’daki misafir kalacağımız akraba evimize ulaşmışız. Sarılma, kucaklaşma, ne var, ne yok filan,   hep beraber oturuyoruz.

           Ev sahibemiz, gelin hanım soruyor. “Açsınızdır,  yemeğe oturun, enişte ne yersin?” “Lahana yemeği varsa, bana dıble pirinçli lahana koyun.” “Beğendin mi enişte? “ Güzel,  lahana arka bahçenin mi? Yok, çarşı lahanası.”  “Bu yıl bahçe-bostan yapamadınız mı? Yaptık, ama hep kurudu, bir vampir kelebek var, Gürcistan’dan geldi, hepsini kuruttu. Bunları çarşıdan çıkarttım.”  “Neyse öyle olsun, lahana olsun da.”

        Tabii ki ertesi gün, Bayram Namazı’ndan sonra ziyaretler başlıyor. Tek tük konu komşu büyük ziyaretinden sonra, sıra büyüklü küçüklü uzak akrabalarda.   Sabah kahvaltısını biraz geç saatte yapıp,  doluşuyoruz arabalara,  vuruyoruz Karadeniz’in dağ tepe dolambaçlı yollarına, yağmur çamur, her yer ıslak, amma, yollar çoğu yerlere kadar asvalt, ver elini temsil misal Ayşe yengemiz’in, karşıda, dağlar tepeler arasındaki dik yamaçta, taa  tepenin  başındaki eski usul yapılmış, asırlık evine. “Hoş gelmişiniz”, “Hoş bulduk”, alıyorlar bizi evin geniş eski usul salonuna, hoş beş, vakit nasılda geçmiş,  karşı tepedeki camiden öğle ezanı okunuyor,    

         “Biz kalkalım.” Olmaz, öğle yemeğini beraber yiyeceğiz.” “ Biz tokuz, kahvaltıyı yeni yapmıştık.” “ Olur mu, buraya kadar gelmişsiniz, acıkmışsınızdır. Sizi aç karna yollamayalım.” Kızlar-gelinler bir telaş, ‘doğal ve pratik sofrası bir Karadeniz sofrası’ kuruluyor. Çekine-nazlana oturuluyor ve mutlu- memnun bakan aç gözlerin önünde, sofraya kocaman bir sahanla, her evde bir iki bulunan ve isimleri kınalı, tafralı, vb. gibi isimleri olan sarıkız’ların, kara kız’ların, sabah sağılmış taze sütünden yapılmış günlük tam yağlı taze peynirin doğranıp ve taze öğütülmüş uygun bir miktar mısır unu ile karıştırılıp, üzerine katılan bir parça kaynar suyla kısık ateşle pişirilen,  eriyen peynirle un birbirine iyice karıştırılıp,  kaşıkla kaldırdığında, öyle şimdilerde moda olmuş Karadeniz lokantası reklamlarında olduğu gibi kaskatı, kalıp gibi değil de, biraz daha zarif bir biçimde bulamaç- peynir proteini ve yağı ile unun karbonhidratının, sıvı jel halinde akacak hale gelene kadar, bir taşım kaynatılıp, ateş kapatıldıktan sonra, üzerine, yakmadan eritilmiş tereyağı gezdirilmiş Karadeniz’ in ünlü gerçek muhlaması -kuymak değil- geliyor.

          Yanında, taze mayalanmış hamuruyla, ağustos ayındaki  yayla serinliğinde, gece gündüz yanan  kuzinenin fırınında pişirilmiş yumuşak mayalı ekmek. Kesmeye gerek yok, kopar koca bir parçayı,  tak çatala, daldır tabaktaki muhlamaya, seyret uzamasını, afiyetle yut ve sonra, çatalı,  kocaman bir kayık tabakla sofraya gelmiş bol soğan-az domates, salatalık, maydanozdan müteşekkil salataya daldır.

       “Çocuklar kusura bakmayın, salata biraz az oldu.” “Ayşe yenge, bu yıl bostan yapamadın mı? Senin bahçende her zaman, her tür zerzevatın hazır olurdu.”  “Yaptım ama, hep kurudu, bir vampir kelebek var, Gürcistan’dan geldi, hepsini kuruttu. Bunlar çarşı-sera domatesi-sebzesi.” Eskiden Bafra-Çarşamba olurdu, şimdi, malüm kaynak, bin km ötedeki Antalya.

      Kalkıyoruz, bu kez, yine taa karşı tepelerden birinde Emine yenge’nin evine. “ Hoşgeldiniz.” Sohbet muhabbet, ikindi namazı okunmakta.  “Biz kalkalım.”  “Kalkmayın,  gelin, taze hamsili ekmek yaptı, yemeden yollamayız.” Sofraya geliyor, kuzinenin fırınından yeni çıkmış şöyle ufaaak bir tepsiyle,  aynen ekmek için hazırlanmış mısır unu hamuruna katılan, ayıklanıp kılçığı alınmış salamura hamsinin, birazda pazı, maydanoz vs. yumuşak mevsim sebzelerinden katılarak, fırında pişirilmiş, buram buram dumanı, mis kokusu ve biraz sonra ağzınızda hissedeceğiniz muhteşem lezzetiyle  ‘hamsi karıştırılmış mısır ekmeği’, Karadeniz deyimiyle ‘hamsili ekmek.”

        Yanı sıra kocaman bir kayık tabakla soyulmamış salatalık, öyle eline alıp, bir elinde kocaman bir dilim hamsili ekmek, diğer elinde de bir taze salatalık,   bazen bahçede bile gezerek yiyebileceğiniz,  gayet otantik bir menü. “Emine yenge, bu yıl bostan yapamadın mı? Yaptım amma, hepsi kurudu, bir vampir kelebek var, Gürcistan’dan geldi, hepsini kuruttu. Bunlar çarşı-antalya-sera salatalığı.”  Hey gidi, nerde o, eski günlerin daldan elinle kopardığın, iri ve bol sulu yerli salatalığı. Lazcasıyla taze şuka.

          Akşam eve gelmişiz, sofraya oturuyoruz, bir haber, “Akşam yemekten sonra, Fadime yenge çağırdı, onlara geçeceğiz, orda da ikram olur, fazla bir şey yemeyin. Midenizde yer bırakın” Fadime yengenin evi sahilde, eski evi yıkıp yeni yapmışlar. Denize bakan veranda da oturuyoruz. Hoş beş, biraz sonra, masaya,  bir tepsi dolusu haşlanmış mısır, büyük tabaklarla meyveler geliyor. “ Fadime yenge mısırlar yukarı bahçenin mi?” “ Hayır, bu sene hep kurudu, Gürcistan’dan bir kelebek gelmiş…Bunlar Çarşamba mısırı..”

          Gerisini sizde biliyorsunuz. Kısacası; memleketin tadı kaçmış vaziyette.

          Kaldığımız yerde İnternet yok, Ünye’ye geldiğimde bilgisayarı açıyorum. Karadeniz Feryat Ediyor. Feryatlardan bir demet;   “Doğu Karadeniz’in baş belası. Son 8 senedir peydah olan ilginç bir kelebek. Gürcistan'dan ülkemize gelen sebze-meyve-fide ile birlikte ülkemize giriş yapmıştır. Tüm ekim alanlarına zarar verir. Akşamları dışarıda oturmanıza bile izin vermeyecek derecede çokturlar.

    “Doğu Karadeniz’de mahsulün anasını belleyen zararlı. Allah belasını versin. Halk arasında ‘vampir kelebek diye de bilinir. Bugün açılan bir başlığa da konu olmuştur.  (bkz: Doğu karadeniz'i istila eden kelebek)”

 ( Devamı var )


Bu haber toplam 1.036 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları