HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
7 Aralık 2019 Cumartesi
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

UZM. DR. ALİ COŞKUN

UZM. DR. ALİ COŞKUN

Ülkemin gelişimi üzerine bilimsel tahlil ve düşünceler ( 1 ) :

27 Eylül 2019 Cuma Saat: 08:49

Ülkemin veya herhangi bir zamanda herhangi bir ülkenin gelişmesi ve lider konumuna gelmesi 1- 2 senede olacak bir durum değildir. Osmanlı 1299 yılında kurulduktan sonra 1453 yılında İstanbulun Fethi ile süper güç haline geldiğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Süper güç olması için tam tamına 152 yıl geçmesi gerekmiştir. Fakat bu 152 yıl tasarlayarak, plan program yaparak neticelenmiştir. O nedenledir ki yaklaşık 150 senede zirveye çıkan bir İmparatorluğun çökmesi bile 450 yıl sürmüştür.

Ardından Avrupa özelikle de İspanya kralları Endülüsü harabeye çevirmiş, İspanya yarımadasını 1492 yılında RECONQUİSTA ( yeniden fetih ) adı altında yeniden ele geçirmiş, yetmemiş bu girdaptan çıkmak için yeni kıta keşfetmek amacıyla okyanuslara seferler düzenlemişler, 1492 yılında İtalyan Kristof Kolomb’a sponsor olmuşlar ve Amerika kıtasını keşfetmişlerdir.

İkinci macera da tam buradan başlıyor zaten. Amerika Birleşik Devletleri 1783 yılında Paris antlaşmasıyla Bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etmiş ve 1945 yılında Japonya’ya attığı atom bombasıyla da yeni dünya düzeni’nin süper gücü olduğunu kanlı elleriyle tüm dünyaya ilan etmiştir. Ne gariptir ki bu örnekte de 1945 – 1783 =  162 yıl süper güç olmak için geçen süredir.

Soru ? Neden dünyada yüzlerce Devlet, Krallık, İmparatorluk varken, Önce Osmanlı İmparatorluğu, ardından da Amerika Birleşik Devletleri kuruluşlarından yaklaşık olarak 150 – 160  yıl sonra süper güç olmuşlardır ? Neden diğerleri olamamışlardır ? Eğer bu sorunun cevabını veremezsek, şayet cevabını bulur ama uygulayamazsak, bilin ki sıradan bir Devlet olmak zorunda kalacağızdır. Ama benim şahsi düşüncem : DNA’sında süper Devletler kurma kodları taşıyan bizler yani TÜRK’ler, eminim maksimum 50 sene sonra yine dünyanın zirvesinde olacaktır ve eminim tarihteki hatalardan ders çıkararak, Tüm insanlığa barış, huzur ve adalet getirecektir. Tekrar konumuza dönersek Türk’ler ve Amerika’lılar geçmişleri süper güç özelliği ile donanmış ( tabi ki Türk’lerde bu özellik daha eski ve birden fazla sayıda ) iki Ulus neleri doğru yaptılar da bu konuma geldiler ?

Geçmişe bakıldığında her iki süper gücün de ortak bir özelliği göze çarpıyor : LİYAKAT. “liyakat” Arapça kökenlidir, “lyk” kökünden gelmekte ve “layık olma” anlamını taşımaktadır. Mesleki açıdan liyakat kavramı, bir işe bir eleman seçiminde, somut verilere dayanarak, adaylar arasında o işi yapmaya en layık olan kişi’nin sıfatıdır. Layık demek : bilgisi yeterli, becerisi yeterli, o işin gerektirdiği tüm vasıfları karşılayacak kadar yeterli özellikleri üzerinde bulunduran kişi demektir. İşte her iki süper güç de bundan taviz vermemişlerdir. Hatır- gönül , ahbap ilişkileri hep geçersiz olmuştur. Osmanlıyı hep eleştirirler neden bu kadar devşirme vezirimiz var diye ? Ama kimse bilmez o devşirmenin, vezir oluncaya kadar aldığı ağır saray eğitimini, bilgi donanımını, kaç dil bildiğini ve kaç yüz kişi arasından liyakat ile seçilerek o makama getirildiğini ? Ayrıca seçilen bu Devlet adamları, devşirme olduğundan herhangi bir sülaleye veya mezhebe değil, onun çocukluğundan beri şefkatle yetiştiren, büyüten, muazzam derecede iyi eğitim veren, en sonunda da Devletin en güçlü makamını kendisine teslim eden Devlete sonsuz bir sadakat ile bağlıydılar.  

Liyakat’ı esas aldığından, süper güç olmasını bile Alman- Yahudi asıllı Oppenheimer’a ( atom bombasını bulan bilim adamı ) borçlu olan ABD, bilimde ilerlemesini de sadece ve sadece liyakat sahibi olan bilim adamlarını, inancına, ırkına, milliyetine bakmaksızın üniversite kürsülerinin başına getirmesine borçludur.

Bir Devlet bilimde en üst düzeye gelirse, güç ondadır, süper güç de odur. Eğer bilimde geri kalırsanız, değil bayrağınızı, Vatanınızı, dininizi , namusunuzu bile koruyamazsınız. Tarih binlerce örnek sunar bize. Ders almak lazım. Üstelik gerçek bir Müslüman için bilim, onun yitik malıdır. Ali KUŞÇU Milattan sonra 1460’lı yıllarda  Batılıların astronomi deyince yere göğe sığdıramadıkları Nicolaus Copernicus ( 1473 - 1543 ), bizim KOPERNİK diye bildiğimiz alime ilham olmuş bir dâhidir. Ali KUŞÇU tam ve doğru olarak dünyanın yüzölçümünü ve meridyen uzunluğunu hesaplamıştır. Ali kuşçu kendisinden önce yapılan tüm astronomi hesaplarının yanlış olduğunu ilmiyle hesaplamıştır. Semerkand’da Ali Kuşçu’ya astronomi çalışmaları için gözlemevi müdürlüğü yaptıran ve onu çok destekleyen Uluğ Bey ( 1394 – 1449 ), oğlu tarafından öldürülünce, Semerkand karışır. Artık bilimin ışığı Semerkand’da sönmüştür. O tarihlerde bilim adamları iki yerde el üstünde tutulup, desteklenmektedirler. Bunlardan birisi Uzun Hasan’ın yönettiği Oğuzların Bayındır Boyundan gelen, Irak,  Azaerbaycan ve doğu Anadolu’da hüküm süren Akkoyunlu Devleti ( 1340 – 1514 ), diğeri ise Fatih’in yönettiği Kayı boyundan gelen Osmanlı Devleti’dir. Ne gariptir ki bu iki Devlet birbiri ile savaşın eşiğindedir. O sıralar Tebrizde yaşayan Ali KUŞÇU, Uzun Hasan Tarafından Fatih’e elçi olarak gönderilir.

Ali KUŞÇU’nun bilimdeki ününü yakından takib eden Fatih, Ali KUŞÇU’yu muazzam bir Devlet töreniyle karşılar. Fatih bu zeki elçi’den çok etkilenir ve İstanbulda kalmasını özgürce bilim yapmasını, öğrenciler yetiştirmesini ister. Ali KUŞÇU teklifi kabul eder. Kendisi gibi bir bilim adamı olan İstanbul kadısı Hocazade ile muazzam bilimsel söyleşiler yaparlar, daha sonra da biribirleri ile dünür olurlar. O zamanki en yüksek Devlet memuru günlük ücreti 150 akçe olmasına rağmen ( kadılar ), Fatih, Ali Kuşçu’nun günlük alacağı ücreti 200 akçe yapıp onu Ayasofya medresesine öğretmen olarak atar.

İşte Dünyanın süper gücü Osmanlı’nın bilim’e ve bilim adamına verdiği değer. Ama lider kim ? Efendimiz S.A.V.’in övdüğü Fatih Sultan Mehmed Han. Peki bilim bizden ne zaman gitti ? Onun da cevabı burada Takiyüddin RASİD ( 1526 – 1580 ) döneminde :

Takiyüddin RASİD, Tıp Kitap Yazarı, Astronomi ve matematik Bilgini, Osmanlı dâhisi bir Türk bilim adamıdır.Müderrislik yaptı. Osmanlı Sultanı Üçüncü Murad zamanında Veziriazam Sokullu Mehmet Paşa’nın ve Hoca Sadeddin Efendinin de desteğini alarak İstanbul’a yeni bir rasathane kurulması fikrini Sultan’a kabul ettirdi.

Rasathanenin yapımına 1575 yılında tophane semtinde başlandı ve 1577 yılında rasathane inşaatı içindeki donanımları ile birlikte yapıldı.

Bu İstanbuldaki yeni Rasathane, o zaman dünyanın en meşhur Danimarka’daki rasathanesinden bile daha moderndi.Takiyüddin Rasid, Uluğ Bey’in hesaplarındaki hatayı bulabilecek ve doğrusunu gösterebilecek kadar alim bir bilim adamıydı.

Hoca Sadeddin Efendinin makamında gözü olan fitneciler, Sadeddin Efendiyi yıpratmak için, o yıllarda tüm dünyayı kasıp kavuran Veba salgınının İstanbul’da az da olsa ortaya çıkmasıyla binlerce insanın hayatını kaybetmesini, kuyruklu yıldızın İstanbul semalarında görülmesini takiben meydana gelen İstanbul depremini ve tüm bunların nedenini uğursuzluk sembolü olarak düşündükleri, rasathaneye bağlayan fitneciler, başlarına Şeyhülislam Kadızade Ahmed Şemseddin Efendi’yi de alarak, Sultan Üçüncü Murad’ı baskıya aldılar. Üstüne üstlük Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın 1578 yılında ölmesi, 1579 yılında Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa’nın hain bir suikast sonucu şehid olmasıyla uğursuzluk söylentileri daha da yüksek bir sesle telaffuz edilmeye başlandı. Sonunda Rasathane, Sultan’ın baskılara dayanamayıp izin vermesiyle, faaliyete geçişinden 3 yıl sonra 1580  yılında yıkıldı. Aslında bilim’in yıkıldığı tarihtir bu tarih.Takiyüddin Rasid’in tıp ile tek ilgisi, TIP kitabı da yazmasıdır.

İşte böylece 1580 yılında bilim Osmanlı’dan göç etmiştir, yerini hurafe, bidad, İslam dışı olmasına rağmen sahte İslami tavırlar almıştır. Artık Osmanlı’da 1580’den sonra riyakarlık, yalan-dolan, liyakatı ve bilimi yerme, bilim adamına önem vermeme dönemi ortaya çıkmıştır.

İnanıyorum ki : Amerika ve Avrupanın krallığı yakın gelecekte bir gün yıkılacaktır, ama biz o güne hazır olacak mıyız ? İşte bütün mesele bu !  Bunun tek yolu bilim’e gerçek anlamda önem vermek ve yarınlara hazır olmaktır.

Üniversite öğrencilerimiz saatlerce kıymetli zamanlarını en verimsiz kullandıkları ve geleceklerini öldürdükleri kahvehane ve sözde modern kafeleri değil, aydınlık geleceğin inşası için kütüphaneleri, etüd-çalışma salonlarını doldurdukları zaman; toplumda birçok düzlemde özellikle de politikacıların en yakınlarındaki kişiyi tanımlamak için duyduğumuz ‘’ danışman ‘’ sıfatı, niteliksiz hatta kendine bile faydası olmamış kişilerden değil de, daha entellektüel ve geniş açı vizyon ile görmeyi bilen, topluma yararlı proje üretmeyi amaç edinmiş ve topluma ilmi yol açacak bilim adamlarından oluştuğu zaman; Bilim adamlarımıza normal iaşesini temin etmek için verilecek en yüksek Devlet memuru maaşının yanında, bilim alanında da bir şeyler üretmesi için Ar-Ge imkanları sunulduğu zaman; Patent dairesi her gün binlerce gencimizin yaptığı bilimsel icatlara  sıra numarası vermede bile adeta yetişemediği zaman; Güçlü bilimsel donanımın yanında gençlerimiz, iyi ve temiz ahlak ve tertemiz İslami bilgi ile de donanımlarını artırdıkları ve tekamül ettikleri zaman bu Ülke, en kısa sürede süper güç haline gelecektir, kimsenin şüphesi olmasın.

Bize düşen görev ise ülkeyi mevcut refah ve gelişmişlik çizgisinden daha zirvelere taşımak için var gücümüzle çalışarak üretmektir.

Hoşçakalın.

 


Bu haber toplam 673 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları