HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Beğenmedim
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Kasım 2019 Perşembe
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

Hadi Evlilik Takım Oyunudur Dedik!

4 Kasım 2019 Pazartesi Saat: 08:09

Efendim ben, futboldan anlamam. Anlamak kelimesi az gelir futbolu sevmem de. Belki de futbol oynamayı beceremediğimdendir bu, bilmiyorum. Hatta kendime karşı naif olmayayım futbol söz konusu olduğunda kabul etmeliyim ki düpedüz yeteneksiz biriyimdir. Gerçi ben buradan kendime bir teselli bulmadım da değil hani. “Yuvarlak şeylerle işlerle işim olmaz” dedim ve kendimce meseleyi kapattım.

Futbol konusundaki yeteneksizliğim ve ilgisizliğim beni bilgisiz de yapmıştır haliyle. Ama benim de her memleket evladı gibi hayatımın bir döneminde futbol takımı tutmuşluğum vardır. Benim takımım Trabzon Spor’du. Ve ben Trabzon Spor’u tutarken Hami, Ünal, Ogün, Abdullah takımda oynuyordu. Gerisini siz düşünün.  Dediğim gibi tuttuğum takım oldu ama takımın taraftarı olamadım. Onun da tesellisini buldum tabi; ben taraftar, tarafgir olamam dedim ve kendimce işin içinden sıyrıldım.

Futbolla aramın iyi olmamasına rağmen bazı futbol deyimleri, kavramları çocuk hafızamda yer etmişe benziyor. Bu kavramları zaman zaman mesleğim olarak psikoterapi sürecinde sıklıkla kullanırım. Özellikle benim gibi Bilişsel Davranışçı Terapi modeliyle psikoterapi sürecini yönetiyorsanız, metaforlar, istiareler, benzetmeler kullanmanız kaçınılmazdır. Bu anlamda futbol terminolojisinden öğrendiğim “ceza sahası, ikili mücadele, göğüs göğse mücadele, gelişine vurmak, topu taca atmak, rakip sahası” gibi kavramları zaman zaman yeri geldikçe psikoterapi sürecinde kullanıyorum. Ben futboldan metafor ürettiğim zaman ilginç bir şey oluyor, danışanımın cinsiyeti, yaşı ne olursa olsun evli bekar fark etmiyor kurduğum metafor çok çabuk anlaşılıyor. Anlıyorum ki bizim memlekette futbol çoktan milli spor olmuş.   

Malum futbol takım oyunudur. Karşılıklı iki rakip takım arasında geçer bütün mücadele. Bu durum özellikle aile terapisinde gördüğüm bir manzaradır benim. İlgi kurmakta zorlandığınızı tahmin edebiliyorum. Çünkü evlilikle futbolun ne alakası olabilir diye düşünüyorsunuz. Elbette yok. Ama bu metafor sonuçta.

İdeal evlilik nedir, var mıdır, bilmiyorum. Ne böyle bir fikrim var ne de tanımım var. Piyasada bir sürü yaşam gurusu var ve onlar bu kavramlara bir sürü izah getiriyorlar zaten. Türlü türlü tanımlar, tarifler, tasnifler gırla gidiyor ortalıkta. Ama benim tecrübem evliliğin tamda futbol maçı gibi bir durum olduğu yönünde.

Dediğim gibi futbol iki rakip takım arasında gerçekleşiyor. Dolayısıyla tabiatında kazanmak var. Kazanmak için mücadele etmek, hırslanmak gerekiyor. Ve her mücadelede olduğu gibi istenmeyen hareketler, davranışlar var vs. Şimdi bütün iyi niyetimizle evliliğin doğasında mücadelenin olmadığını, kadın ve erkeğin rakip değil aynı takımın oyuncusu olduğunu düşünelim ve bunu kabul edelim. Ettik mi? Ettik. Gerçek böyle değil ya ettik. Soru şu; kim nerede, hangi mevkide oynayacak? Kaleyi kim bekleyecek, bekte kim duracak, golü kim atacak, golü attıktan sonra formayı kafasına geçirip seyirciye koşup kim “oley oley” çekecek? Serbest vuruşları, penaltıları kim kullanacak?  Oyunu kim kuracak, kim başlama vuruşunu yapacak? Gol pozisyonuna kim girecek, gol pasını kim verecek ve verdiği pasla yetinecek?  Direkten dönen şutun, kaleyi bulmayan vuruşun bedelini kim ödeyecek? Maçı kazandığınızda problem yok ama kaybettiğinizde kim kimi teselli edecek? Ya da ihale kime kalacak? Penaltıya sebep olan bir hareket olduğunda kaleci topu kurtarabilecek mi? Kurtaramadığında ne olacak? Var mı bir cevabı olan?

Evet, kabul ediyorum, tüm bu soruları bir kenara bıraktığımızda evliliği aynı takımda olmak olarak görmek göze de kulağa da hoş geliyor. Örneği yok demiyorum, menfi olanı genellemiyorum ama üzülerek bir sosyal tespiti söylüyorum; modernleşmeyle, hızlı kentleşmeyle, eğitim öğretimin yaygınlaşmasıyla, kadının iş hayatına girmesiyle, tüketim kültürüyle aynı takımda olmak hayli zorlaştı. Elbette burada ifade ettiğim hiçbir “neden” düz bir şekilde olumsuzlanamaz. Bütün bunların kazanımları da oldu. Belki bir geçiş sürecidir bu. Zamanla bir ahenge kavuşacaktır. Ama aynı takımda olmak o kadar zorlaştı ki, aynı takımın oyuncuları aynı topa koşar oldular, aynı topa kafayla çıkar oldular. Mevkiler sabit değil, herkes her mevkide oynamak istiyor. Herkes gol peşinde, gol sevinci peşinde. Böyle olunca topu ayağında tutmak, çalım atmak, gole koşmak makbul oldu. Pas vermek, bir sevincin önünü açmak gözden düştü. Bazen aynı takımın iki oyuncusu birbirine çalım atar oldu. Kalecinin degajına yetişemeyen oyuncu, oyuncunun pasını tutamayan kaleci oldu. Kimi istikametini şaşırdı, şutu kendi kalesine çekti. Golü kendi kalesine attı. Yeri geldi kaleci yakaladığı topu elinde tutamadı. Yetmedi, takım oyuncuları birbirine girer oldu. Hatta takımdan ayrılmalar oldu, kimi futbol hayatını bitirdi kimi başka takımlara transfer oldu. Nihayet olan takıma, en çok da takım ruhuna oldu. Tıpkı evlilik gibi.

                Bu bahse devam edeceğiz efendim.      


Bu haber toplam 248 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları