HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
11 Aralık 2019 Çarşamba
Fındık Fiyatı


16.50 TL - 17.50 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

UZM. PSK. DAN. M. ZEKİ SAKA

Kaldığımız Yerden Devam: Hadi Evlilik Takım Oyunudur Dedik! (II)

11 Kasım 2019 Pazartesi Saat: 08:36

Geçen haftaki yazımızda evliliği futbol takımı metaforu üzerinden tartışmayı, anlamayı denemiştik. Evliliğin futbol takımı gibi bir metaforla anlaşılmayı denenmesi elbette tartışmaya açıktır. Ama bu metaforun çıkış noktası biraz da bu günkü hâkim söylemle ilgilidir ve bu günkü aile söylemlerinin birçoğunda evliliği “takım olmak, ekip olmak” gibi kavram ve durumlar üzerinden anlatmaya çalışmak gibi baskın bir eğilim vardır. Bundan dolayı aile olmak aynı takımın oyuncuları olmayı gerektirir yönünde gayet sağduyulu, ziyadesiyle iyimser bir anlayış hâkim. Elbette kökten reddedilemez, örneklerinin olduğu inkâr edilemez bu durumun. Ama bu bir vakıa mıdır yoksa bir niyet ve beklenti midir, zannımca tartışılmalıdır. Bu nedenle bugün aynı takımda olmanın aynı takımın oyuncusu olmanın sosyolojik zeminini ve psikolojik tezahürlerini tartışmalı bulduğumu biraz da ironik olarak anlatmaya çalışmıştım.

Futbol takımı metaforundan hareketle bugün evliliğin başka bir bağlama kaydığını gözlemlemek mümkündür aslında. Bir farkla ki, mevcut durumda aile üyeleri aynı takımın oyuncuları olmaktan ziyade, rakip takım oyuncuları olmuşlardır.  Evlilikler, çiftlerin ferdiyet sahalarında karşılıklı rekabet esasına dayalı olarak gerçekleşiyor gibidir. Bu büyük bir kaymadır. Geride kalan takım ruhu olmuştur. Şimdide olan ve devam edeceği öngörülebilecek olan şey, “maçın” kendisidir. Ve maçın devam edip etmeyeceği ya da ne kadar ve nasıl devam edeceği tam bir muammadır. Çünkü bütün mesele biraz da iyi bir maç çıkarılmasıdır. Rakip olmak, yadsınan ya da yadırganan bir şey olmaktan çıkmış, maçın kendisi önemsenir olmuştur. Daha net ifade etmem gerekirse evlilik bir takım oyunu değildir artık. Bu durum öyle ya da böyle geride kalmıştır.

Evlilik takım oyunu olmaktan ya da aynı takımın oyuncusu olmaktan çıktığından beri aynı takımda olmanın gereği olan davranış kalıpları ve roller değişmiştir. Aynı takımda olmak “baştan kabul edilmiş hiyerarşilere, değerlere, hakka ve ortak amaca” dayalıyken iki ayrı takım olmak durumunda rekabet öne çıkmıştır. Rekabet modern dünyanın dilinde hakka ve hiyerarşiye değil “kurala” dayalıdır. Rekabet durumunda asıl olan kazanmaktır ve bağlayıcı olan tek şey kurallardır. Maçı kuralına göre oynamak esastır.

Özellikle evlilik terapisinde evliliğin iki rakip takım oyunu şeklinde gerçekleştiği aile manzaralarında tam da bu bağlama göre belirlemeler yapıldığını gözlemliyorum. Mesela, çiftlerin birbirlerine dikte ettikleri “özerklik” vurgusu durumunda mesele öyle bir noktaya varıyor ki “ceza sahası” kavramı beliriyor zihnimde. Çiftlerin özerlik vurguları evliliğin içinde öyle bir noktaya varmış olabiliyor ki, bireysel özerkliği “ceza sahası” kavramıyla belirmek, kayıt altına almak, sınırlarını çizmek durumunda kalıyorsunuz. Ya da rekabetin kızıştığı durumlar tam da futboldaki “ikili mücadele” yi anımsatıyor bana. Mecburen evliliğin taraflarıyla bir olup “ikili mücadele”nin kurallarını beraber belirliyoruz. Belirliyoruz belirlemesine de, çiftlere penaltı kullanmak ya da serbest vuruş yapmak yetmiyor. Sarı kartı, kırmızı kartı da kendileri kullanmak istiyor. Bu maçların hakemi yok! Ya da aile içinde gerçekleşmesi beklenen ama hep niyet bağlamında kalan eylemler karı koca arasındaki ilişkiyi öyle bir rampaya sarıyor ki, evlilik öyle bir noktaya savruluyor ki, “topu taca atmak” ya da “oyun yavaşlatmak” gibi durumlar geliyor gözünüzün önüne. Topu taca atan taraf kendi eliyle topu karşı tarafa verdiğinin farkında bile değil. Evli çiftlerden birinin memleketinde yaşamak ya da iki tarafın aile büyüklerinden birine yakın olmak meseleyi rakip takımın sahasında oynamaya kadar getiriyor ve ortaya bir “deplasman” kompleksi çıkıyor. Deplasmanda olduğunu zanneden aile fertleri “seyirci” baskısından dem vuruyor. Aile büyüklerinden biriyle beraber yaşamak takıma “yabancı oyuncu” almak kadar zor ve prosüdüre dayalı. Belki birazda bu yüzden olsa gerek yeni evlilikler genelde geniş aile bağlarından uzakta gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bu durumda bugün zaten “çekirdek” olan küçük aileyi kabuğundan iyice sıyırıyor ve ortaya “kabuksuz çekirdek” aileler çıkıyor. Geniş aile bağlarından kopmuş olmak sadece tarafları değil maçın bizzat kendisini “seyircisiz” bırakıyor. Nihayetinde bütün maç “seyirciye kapalı” bir saha da gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Unutulan nokta şu galiba, maçın seyirciye kapalı olması seyirciye verilen bir ceza değildir. Seyircisiz maç oynamak takımlara verilen bir cezadır.  

Mevzu uzun, belki haftaya devam ederiz efendim.

 


Bu haber toplam 303 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları