HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Nisan 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Hükmü Değişmez Tek Ferman-Fatih Sultan Mehmet’in Boğazlar Fermanı

23 Ocak 2020 Perşembe Saat: 08:52

“Padişah    fermanı   olmadan   Boğazlar’ dan   düşman savaş gemisi geçemez.”

Derler ki;   İstanbul’u fetheden Hünkar  Fatih Sultan Mehmet’in bir fermanı vardır. Boğazlar üzerinde asırlardır ‘ hükmü değişmez tek ferman’ olduğu söylenir. ‘Padişah fermanı olmadan Boğazlar’dan düşman savaş gemisi geçemez.’

Ferman’da adı geçen   Boğazlar,  aralarındaki Marmara Denizi’yle birlikte  Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıdır ve Fatih Sultan Mehmet, daha İstanbul’un fethinden önce,   daha önceleri fethedilmiş, ayrıca,      çevresindeki  kale ve tahkimatlarla askeri ve ticari denetime alınmış olan   Çanakkale Boğazı’ndaki   Osmanlı hakimiyetine ilaveten,  İstanbul Boğazı’nın iki yanına kurmuş olduğu iki kale- Anadolu ve Rumeli Hisarları   ile  İstanbul Boğazı’nı da askeri ve ticari  denetimi altına almaya çalışmıştır.

Boğazların denetiminde bu kadar hassas olmasının nedeni ise, ileriki yıllarda  ele -geçirmeyi düşündüğü, bir zamanlar  tüm  Balkanlar-Karadeniz-Kafkaslar-Anadolu-Ege –Kıbrıs- Mezopotamya-Doğu Akdeniz- Mısır –Kuzey doğu  Afrika   kadim  Doğu Roma’nın   idari-askeri ve ticari   başkenti, hakimi  Konstantinopolis-Bizans’ın çevresini  tamamen kuşatarak, boğazlarda hakimiyet kurmak ve her tür gemi geçişini kontrol altında tutmak,   elbette ki boğazdan istemediği gemilerin geçmesine müsaade etmemek,   herhangi bir  kuşatma sırasında şehre  denizden  yardım gelmesini önlemek, bir yandan da  geçiş izni  vermek,  bu sayede de Boğaz ticaretinden  baç-ayakbastı  parası- dediğimiz haraç-gümrük geliri temin etmektir.

Ayrıca ben, kişisel ve orijinal  bir   kanaatim olarak,   benzer bir hükmün-İmparatorluk  emrinin- talimatının,   Bizans  zamanında da  var olduğuna da  inanıyorum.   

 Ancak, yine de,   Fatih İstanbul’u  fethettiğinde,  yüzyıllardan beri , verilen  tavizler   sonucu,   tüm doğu Akdeniz ile Kuzey Ege-Boğazlar-Karadeniz yoluyla   taa Kırım’a kadar ki deniz ticareti,  Cenevizliler’in elindedir ve  hatta Bizans-Galata’da  Haliç ile Marmara’nın çakıştığı noktada, aynı  adla anılan kulenin-Galata Kulesi- eteklerinde yerleşik bir Ceneviz limanı ve kolonisi –Galata  Bankerleri vardır. Koskoca Bizans’ın  ve  deniz ticaretinin kaymağını   onlar   yemektedir. Bin yıllık  kadim  Doğu Roma- Bizans’ın   Ortodoks Kilisesi’nin papazları,   İmparator’un yüz verdiği  Katolik Ceneviz hakimiyetinden,  kentin sıradan  Rum  halkı ise,  düşürülmüş   olduğu bu sömürge  yönetiminden  hiçte   memnun  değildir. Gücü, otoritesi ve  geliri  bulunmayan İmparator, artık bir kukladır. Az sayıda askeriyle surlarda  kenti  savunmaktadır.

Onun için,  İstanbul’un kuşatılması sırasında Cenevizlilerden  başka   yardıma  gelen olmaz.   Çanakkale’den geçip, Marmara’ya giren beş kalyonluk  bir   Ceneviz gurubu, Osmanlı Donanması’nı  yararak Haliç’e girip, kente   yardıma   geldiğinde,   olayı  ordugahtan  seyreden Fatih’in öfkelenip, atını denize sürmesi de, ayrı bir hikayedir. Tarihler ve olaylar hızla birbirini takip eder.

İstanbul’un fethinden sonra Karadeniz’de  hakimiyet  kuran Osmanlı Donanması,  Sinop-Amasra limanları’ndan  başlamak üzere Kırım’a  kadar Karadeniz’de sahipsiz kalan  tüm Ceneviz kolonilerini  ve Kırım’dan  Tebriz’e kadar Deniz-Kara  Ticaret Yolu’ nun  deniz ayağı Trabzon  Rum( Roma-Bizans)-Pontus (İran) ortak İmparatorluğu’nun başşehri ve ortak  Limanı olan Trabzon’u, daha doğrusu dik  kayalık bir tepede kurulu kaleyi ve önündeki  iskeleyi ( Trabzon-Trapizon-İskele demektir) ele geçirir. Yavuz zamanında ise,  Kırım  Hanlığı,  Osmanlı Devleti’ne  bağlanarak Karadeniz bir Türk gölü haine getirilir.

 “Karadeniz,  Karadeniz, /  Gelen düşman değil biziz / Asırlardır  beklediğin/ Barbaros’un hafidiyiz (Hafid-torun) / Onun sana selamı var / Diyor düşmanın ne canı var / Kovsun onu sularından / Orada Türk bayrağı var.”   

 

Daha eski tarihlere dönersek,  bölgenin stratejik önemi, günümüzden 10 bin yıl kadar önce, bölgenin çökerek, Boğazların oluşması ve  Asya ve  Avrupa  kıtalarının burada  birbirlerinden  uzaklaşmaları, bu şekilde  Akdeniz ve Ege’den    Karadeniz’e, Avrasya  ve   Asya’ya  kadar giden   deniz  yoluyla  bağlantı   kurulmasıyla  başlar.  8 bin yıl kadar önce ise Marmara kıyılarında ilk yerleşimler kurulur. Daha sonraları ise,  eski Yunanistan’ın Attica  Yarımadası’ndan  Megaralılar  ve kuzey  kavimlerinin yanında batı  Anadolu kökenli  kavimlerinde bölgeye  yerleştikleri  bilinmektedir. Boğazlar,  sürekli  olarak   bölgeyi denetim altında tutan  yerleşiklerle, geçiş  yapmak  isteyen  göçerler   arasında  mücadele  alanı    olmaktadır.   

Tarihte bilinen ilk önemli  geçiş,  3 bin yıl önceki  eski Yunanlı  gemiciler Arganotların,  bölgeyi  hakimiyeti    altında tutan Troya kentini  ve ayrıca da,   boğaz  fırtınalarını atlatarak,     gizlice  Çanakkale Boğazı’ndan   Marmara’ya   geçmeleri, oradan da,   İstanbul  Boğazı’nın kayalık   kıvrımlarını  ve  ünlü sis’ini  aşarak  Karadeniz’e  çıkmalarıdır. Ardından   Atina’lıların bir bahane  ile  Troya’ya saldırması,  2000 yıl önceki Trakya’ya Darius-Pers saldırısı, 500 yıl önceki İstanbul’un Osmanlı tarafından  kuşatılması, 200 yıl önceki   İstanbul Boğazı’na Rus saldırısı,  100 yıl önceki  Çanakkale Boğazı’na İngiliz -Fransız  Birleşik Donanmalarının saldırıları  ile  2. Dünya Savaşı  yıllarında  Ruslar’ın Boğazlarda     üsler    istemelerinde  olduğu gibi, yüzyıllar  içerisinde , Boğazlar  ve   İstanbul bir  yığın  saldırı-sıkıntı geçirmişlerdir. Günümüz de  bunlara bir de, Akdeniz’den     Karadeniz’e   girmek  ve burada Rusya’ya karşı denge kurmak  isteyen   Amerikalılar eklenmiştir.             

Asya ve Avrupa    güçlerinin,  hakimiyetimizde olan  İstanbul ve Çanakkale  Boğazları  yoluyla,  ülkemiz toprakları  içinden yapılacak   geçişlerinde,  Akdeniz’den  Karadeniz’e,  Karadeniz’den Akdeniz’e   girişlerinde   ve çıkışlarında,  bizim  yönümüzden   en önemli  olan  husus ; ‘denetim     ve güvenlik’tir.  Bu  konu da,   elimizdeki   en önemli,  en   güvenilir, en geçerli ve güçlü belge ise,   Karadeniz’e kıyısı bulunan tüm ülkelerin imzalarıyla ortaya konulmuş  Montrö Antlaşması olup, yüzyıldan beri  son derece hassas çizgilerle sürdürülmektedir.      

Elbette ki, bugün için imparatorluk veya padişahlık  yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni koyabilirsiniz.  Ne olursa olsun ‘Ferman’ın değişmez özü,  Türk Milleti’nin iradesi, azmi   ve  gücü’dür.  Kararlı ve güçlü olmak-olmamız   gerekir. Günümüzde dahi hiç taviz verilmeden sürdürülen bu felsefe,  tüm dünyada   bugün  Türk    Boğazları adı ile anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın üzerindeki egemenlik  hak ve gücümüzün  sembolüdür. Her ne olursa olsun bizim yaşam sebebimiz  olan, Aziz Vatanımız üzerindeki Egemenlik Yetki ve Güçlerimiz’den kesinlikle  vaz geçmememiz gerekir. Yazılarımız devam edecektir. Saygılarımla. 


Bu haber toplam 630 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları