HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
31 Mart 2020 Salı
Fındık Fiyatı


19.50 TL - 20.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

MUSA Ö. KIROĞLU

MUSA Ö. KIROĞLU

İki deprem kuşağının tam ortasındayız!

31 Ocak 2020 Cuma Saat: 09:11

Deprem olup, yıkıp geçtiğinde konuşur dururuz ya…Elazığ depreminde de öyle oldu, konuşandan geçilmiyor.

Hep aynı yorum… Hep aynı değerlendirmeler…Temcit pilavı misali ısıtılıp, ısıtılıp öne konuluyor.

Ancak bir farkla…

Bu sefer iki kelimeyle‘yeni’ bir şey ifade ediliyor…

“Yapı stoku”.

Televizyonlardaki deprem uzmanları çok sevdiler anlaşılan bu “yapı stoku” sözünü… Ki ne yapıp ne edip lafı getiriyor bu sözü sık sık kullanıyorlar.

Deprem sonrası bizim kendi aramızdaki sohbetlerimizde de çok geçmeye başladı bu iki kelimelik tanımlama.

Ama çoğumuz anlamını bilmeden kullanıyoruz… Bu yüzden de anlatacağımız şeyin başını gözünü yarıp duruyoruz!

Yanlışa düşmemek, yanlış konuşmamak için “yapı stoku” olarak ifade edilen tanımlamanın ne olduğuna cevap vereyim.

Yapı stoku: Mevcutta olan evlerin, işyerlerinin ve onların eklentilerinin toplamı.

Denildiğine göre, ülkemizde 20 milyon yapı stoku varmış.

Merak ediyorum, Ünye’nin yapı stoku kaçtır ki…

Bir de, ülkemizdeki 20 milyon yapı stokunun yarısı deprem riski taşıyormuş.

Yine merak ediyorum, Ünye’de ne kadar bina deprem riski taşıyor acaba?

Ünye iki deprem kuşağının tam ortasında…

Dedim ya,bu ara günlük sohbetlerimizin ana konusu deprem…

Ama bazılarımız gayet rahat…

Onlara göre; Ünye 3. Derece deprem bölgesiymiş… Bu yüzden deprem riski çok düşükmüş.

Acaba öyle mi?

Hiçte öyle olmadığını yazmak zorundayım maalesef.

Ünye, iki deprem kuşağı arasında kalan deprem riski yüksek bir şehir…

Güney’den Kuzey Anadolu Fay Hattı’ndan gelen bir risk var.

Kuzeyden ise, sahile 10 km uzaklıkta Karadeniz içinden geçen bir fay hattı riski var.

Güneydeki riski biliyorduk da kuzeydeki riski yeni öğrendik.

KTÜ Em. Öğ. Üyesi Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş tarafından verildi bilgibu.

Gazetemizde de manşetten haber yaparak duyurduk bunu.

Osman Bektaş Hocamız diyor ki;

“Deniz içinden geçen fayda 6.6 büyüklüğünde deprem olma ihtimali % 90 civarında.”

Ayrıca uyarıyor; “Bu riske ve tehlikeye karşı hazırlıklı olmalıyız.”

Peki, hazırlıklı mıyız?

Depremi kader değil, doğal bir gerçek olarak görmek zorundayız.

Ve hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Hazırlıklı mıyız peki?

Ne arasın…

Bu şehirde 1999 öncesi yapılan binaların büyük çoğunluğu…

Hele hele, 1985’lerden önce deniz kumu, deniz çakılı ile yapılan binaların hepsi risk taşıyor.

Hangi binalar bunlar?

Kim binasını nasıl yaptırdıysa, en iyi o bilir binasının ne olduğunu…

Ama belediyede de bilir.

Belediye, riskli binaların hangi binalar olduğunu mahallinde gidip tespit yapmadan elindeki dosyalardan bile çıkarır, bulur.

Dolayısıyla bizim en kısa sürede kentsel dönüşüme ihtiyacımız var.

Binalarımızı deprem riskine karşı güçlendirme vazifemiz, en acil vazifemiz.

Ne olur, çalışma yapılır mı?

Depreme hazırlıklı olma çalışması yapılır mı şehrimizde, ne dersiniz?

Türkiye’de ne oluyorsa… Başka şehirlerde bu konuda ne yapılıyorsa… Bizim şehrimizde de aynısı olur, derim ben.

Şunu çok net olarak ifade edeyim ki merkezi otorite… Yani Cumhurbaşkanlığı… Hükümet bu konuda üstten aşağı bir seferberlik başlatmadıktan sonra biz depreme falan hazırlanamayız.

Dolayısıyla son yıkım, son acı Elazığ depremini de çok kalmaz unutur… Deprem sayfasını çabucak kapatırız.

Ama içimden yükselen bir ses var, diyor ki;

“İnşallah yanılırsın…”

Evet, inşallah yanılırım.

Ve de keşke yanılsam…

Ünye’deki programlar neden saatinde başlamaz?

Ünye’de enteresan bir durum var…

Hemen hiçbir program vakti, saatinde başlamıyor.

Programa karar veriliyor… Günü, saati belirleniyor… İnsanlar davet ediliyor…

Gidiyoruz, saatinde oradayız. Davet edilenler gelmiş, herkes orada.

Ama davet edenler yok…

Ya da, davet edenler var da… Davet ettikleri şehir protokolü yok.

Bekliyoruz… Yirmi dakika, yarım saat, bir saat…

Protokol geliyor, nihayet program başlıyor.

Bu hep böyle oluyor.

Niye böyle oluyor?

Programlara neden sürekli geç geliniyor?

Bunun cevabını ilgilileri versin.

Ama diyeceğim bir şey var;

Bakın dünyada en kıymetli şey zamandır. Geçen zamanın asla telafisi yoktur… Geçti mi geri getirilemez.

Eğer benim en kıymetli şeyim… Zamanım… Böyle, programlarda bekletilmekle geçiyorsa çok büyük haksızlığa uğruyorum, demektir.

Bunun adı da;kul hakkıdır, özellikle hatırlatırım.

Ayrıca, kul hakkından da Allah korusun, derim.

……….………..……….

Kalın sağlıcakla…

 

 

 

 

 

 

 


Bu haber toplam 1.302 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları