HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
3 Nisan 2020 Cuma
Fındık Fiyatı


19.50 TL - 20.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Kanal İstanbul ve Karadeniz’in Güvenliği

20 Şubat 2020 Perşembe Saat: 08:30

“Aldığını verebilecek mi,  götürdüğünü getirebilecek mi ?”

Karadeniz’de av yapan orta boy balıkçı teknenin kaptanı,  sonar da balık sürülerini takip ederken,  zaman zaman ekranda görülen belli belirsiz, ancak hareketsiz kitlelerin ne olduğunu merak etmektedir.  Kitleler, İkinci Dünya Savaşı sırasında,  Hitler’in Tuna Nehri yoluyla gizlice Karadeniz’e soktuğu, savaş sonrasında ise,  Stalin’in yakalayıp,  denizin en derin olduğu yerlere götürüp batırdığı,  Alman savaş gemileridir.  Karadeniz’in dip tabanı, dünyanın en büyük metal gemi mezarlığıdır.

Yukarıdaki hikâyede anlatılan olay Hitler’in savaş şartlarında gizlice ve cebrice gerçekleştirdiği, çevre komşu devletlerinin bir barış denizi olması dileğiyle imzaladıkları Montro Anlaşması’nın inadına,

 -tek istina- Karadeniz’e yapılmış açıkça bir saldırıdır. Hitler bu, Montrö filan tanır mı?  Stalin’in yaptığıda açıkça bir çevre katliamıdır. Stalin bu, doğal yaşam filan tanır mı? Elbette ki bu tür şeyler, ancak, acımasız yönetimlerin yapacakları şeyler olabilir, yapılan insafsızlıktır ve dört tarafı kapalı bir denizdeki savaş şartlarının yaratacağı tehlike  bir yana,   çevre  kirliliği de   hiç düşünülmemiştir   ve  ben şahsım olarak, bu olayı, Karadeniz’e  yapılmış   en büyük kötülük  olarak kabul  ederim   

Montrö yerinde durmaktadır, duracaktır, ancak,  Uluslar arası güç ve strateji merkezleri de boş durmamaktadırlar.

Tarihi baştan alalım. Aslında, bu gün konuştuğumuz, İstanbul Boğazına paralel- alternatif ikinci bir suyolu yapılması konusu yeni değildir. Zaman zamanda değişik kişi ve guruplarca çeşitli görüşlerle dile getirilmiştir. Örneğin; Boğaz’ın hemen yakınlarında, bölgede 1850’li-60’lı yıllarda bilimsel araştırmalar yapan bir Rus Arkeolog tarafından bilim dünyasına açıklanan ve aynen,  İstanbul Boğazı gibi tarihsel bir deprem ve çöküntü alanı olan İzmit Körfezi çevresinde de, on binlerce yıllar öncesinden kalan ve günümüzde, İzmit Körfezi’nden başlayıp,  bölgeden geçerek Karadeniz’e dökülen Sakarya Nehri boyunca Karadeniz’ e kadar uzanan bir çöküntü alanı -vadi–Doğal Kanal-  vardır.

 Bu konu taa..    Süveyş Kanalının yapıldığı yıllardan beri bilinmekte olup, zaman zaman Ruslartarafındanda dile getirilmektedir. Rusların bulduğu yol düşünüldüğünde, Boğazlar kadar derin olmasa bile,  gerek boğazın bilinen akıntı ve fırtınalarının olmayışı ve gerekse daha çok ticari ağırlıklı olması, ayrıca zaten var olan bir vadiyi takip etmesi,   çevresinde yoğun bir yerleşim olmaması dolayısıyla, avantajlı ve akla yatkın sayılabilir. Eğer niyet gerçekten İstanbul Boğazı’ndaki trafik güvenliği ve ticari ise, bu konu düşünülebilir.

Yakın yıllarda ise,  Batı kaynaklı ikinci bir alternatif,  devreye sokulmaya çalışılmaktadır.  Yeryüzünde  parmağını  sokamadığı  tek  yer olan  Karadeniz’e  de  girmek isteyen   ABD’nin, Harward Üniversitesi’nden bir gurup akademisyenlerce   başlatılan bir   doktora   tezi  olan vebirdenbire,   uluslar arası    askeri, ekonomik  ve  finansal  strateji  kuruluşlarınca   çoook büyük  bir  ilgi  ve  alaka  görüp, aceleyle  ön  fizibilitesi hazırlanan, Marmara ile Karadeniz arasında ikinci bir su yolu, İstanbul - Trakya Kanalı  açılması ile Montrö Anlaşmasının ilkelerini tamamen sıfıra indirecek ve  bu şekilde  Karadeniz’i, Ege  ve Akdeniz’i  tamamen  Batı’nın,  Doğu’nun saldırısına açık  bırakacak,  alternatif bir proje- Kanal  Projesi,10 yıl kadar önce   bizzat başbakan tarafından kamuoyuna açıklanıp, kamuoyunun tepkileri beklenmiş olup, ne yazık ki, kamuoyunun ilgisi ve tepkisi, kanal arazisi çevresindeki rant artışını tartışmaktan öteye  gitmemiştir. 

Projenin   asıl   amacı    tamamen askeri  olup, Montrö  Boğazlar  Anlaşması’nda  adı   bulunmayan   ABD  ve  NATO’ nun  bölgeye-Karadeniz’e   girebilmesi  içindir.  Bir zamanlar  Ruslarla   müttefik iken  günümüzde  yeni   NATO   üyeleri olan    Romanya  ve  Bulgaristan’ın,   yine  bir  zamanlar   Sovyetler  Birliği kapsamında   iken, günümüzde   bağımsız  devletler  olan   Ukrayna  ve   Gürcistan’ın,  bölgede    yeniden    hegemonya  kurmak   isteyen Rusya’nın   baskısına  karşı,   Amerika   ve    NATO’yu  yanlarında- yakınlarında    görmek istemelerinden   kaynaklanmaktadır.

Asıl  tehlike, Montrö Anlaşması   bir  gün  yeniden   masaya- tartışmaya açılırsa, bu ülkelerin  nasıl davranacaklarının belli  olmamasıdır. Ancak, geçtiğimiz  günlerde konu hakkında  görüş  açıklayan   Rusya, her  olasılıkta, Montrö  şartlarından-kriterlerinden   vazgeçmeyeceğini  bildirmiştir.( Nokta)

Bölge  haritasına  biraz dikkatlice baktığınızda. Amerikalıların ‘koskoca Trakya yı   ikiye bölen’, bu  Kanal  İstanbul - İkinci Su Yolu Projesi,  Rusların çok daha önce dile getirmiş oldukları  önerinin  kat  kat  sorunlu  bir karşıtı niteliğindedir. Çok  daha  geniş bir alanda, muazzam bir   teknik  mühendislik  hizmetleri  gereksinimi   ve    sonsuz bir doğal-kültürel-sosyolojik   yıkım ile dipsiz bir harcama  kapısı, ayrıca çözülmesi imkansız askeri-siyasi  sorunlar  yaratabilecek, kaba inşaati  ve  tamamen  işlerliğe kavuşması aşamaları    onlarca  yıllar sürebilecek yapım  sürecine bağımlı  çılgınca bir   atılım-girişimolarak görülmektedir.

            Eğer bu  kanal,    “Aldığını verebilecek mi,  götürdüğünü getirebilecek  mi ?”diye   soracak  olursanız, en önemlisi,  elimizdeki son derece   değerli  Boğazlardaki   varlık  gücümüzü  yok edecektir. Onu hiçbir şekilde geriye  getiremez.Ayrıca  belirtmeliyiz  ki,   kanalların  savunulması  zordur.   Boğazlar gibi değildir. Kanallar kolay  işgal  edilir.  Ana    parçadan  ötede  kalan   kısmın  işi zordur. Süveyş  Kanalı  yapıldığından  beri, Mısır  defalarca   saldırıya  uğramış   ve   Sina  Yarımadası   işgal   edilmiş, Kanal   geçişe kapatılmış, Kanal,  Mısır’ın  yüzünü  güldürmemiştir.  Panama   Kanalı  ise,  zaten  başından  beri  komşu  Amerika’nın  işgali  ve  kontrolü  altındadır. Her iki kanal da  dünya   global  askeri- ticari güçlerine hizmet etmektedirler. El alem,   babasının    hayrına, sana  kanal   yapacak  değil ya!  Askeri, ticari, ekonomik gücünden sonuna-dibine kadar yararlanacak,  sana da üç beş kuruş  navlun-geçiş –gümrük  ücreti  atacak, sıkıntıları  sana  kalacak.

              Bu günlerde   gündem taze ve  toplumun tüm ilgiside   Kanal üzerine olunca, dernekte, dergahta,  her yerde,  Söz  dönüyor  , dolaşıyor, yine ,  Montrö  Boğazlar Anlaşmasına, daha  doğrusu  Boğazlar  ve  Karadeniz’in güvenliğine    geliyor. Malüm,  her kes aklına  geleni söylemekte. Adam beni yolda yakalamış, soruyor. “ Ne varki , kanal  yapılsa  ne olurki, Amerikalılar Karadeniz’e  girseler  , ne olurki?” Elimle sahili, deniz   ufkunu gösteriyorum. “ Ne olacak ki,    Rus gemisi  ile  Amerikan  gemisi  her gün   birbirlerine füze atarlar. Sende  buradan  seyredersin.” Diyorum.Karadeniz  yangın  yerine  dönecek, arkadaş  denize  sıfır  villasının  balkonunda oturup,   keyif   çayı  içecek.Şu     bizimbazı  insanlarımızın  olaylar karşısındaki  sağ duyusuna da, sakinliğine de,  kalbinin temizliğine de  hep  hayranlık duymuşumdur. Boşuna mı Karadeniz’ in  dibinde yatan  savaş gemilerini anlattık.

Yıllar  önce,  bir yaz günü  evde oturuyorum,   bir telefon, “Amerikalı  Senatörler gelmiş, onları misafir edeceğiz,   sizde gelebilirmisiniz ?” “ Hay hay, elbette, bizim için ne büyük bir şeref.” Bende  Amerikan SenatosununFederal   Senatörleri  zannetmiştim, meğer bir  yerin  eyalet meclis  üyeleri   imişler.Beyazı karası, genci   yaşlısı   karışık  bir  gurup.  Akdeniz’e  yapılan  turistik  bir  gezinin   kapsamında Türkiye’ye   de   uğranmış, adını sık sık  duydukları  Karadeniz’i de  görmek  istemişlerdi. .  ‘Amerikalılar       Karadenizde’  filmi  gibi. Bir  yere yemeğe götürdük.Gelsin  pideler.Türk  tercümanları filanda  var.  Maksat  muhabbet  tarzı, Türkçe –İngilizce- Tarzanca  filan,malüm  geleneksel  Türk   konuk severliği  üzerine  gayret   gösteriyoruz.Yemekten sonra  Ünye’yi  gezdirdik. Kadılar   Yokuşu’na,  Arasta’ya   götürdük.  Ayrılırken   bizim  arkadaşlardan biri ,    Türk usulü  “ Yine   bekleriz.” Dedi.Çook    mutlu  olmuşlardı. Sanırım,  bizi yanlış anladılar.


Bu haber toplam 177 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları