HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
15 Temmuz 2020 Çarşamba
Fındık Fiyatı


18.00 - 19.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

PROF. DR. SAİT KAPICIOĞLU

PROF. DR. SAİT KAPICIOĞLU

MİKROPLAR, SALGIN HASTALIKLAR VE BİYOLOJİK SAVAŞ

23 Mart 2020 Pazartesi Saat: 08:47

         Biyolojik savaşın temeli olan mikroplar, bütün dünyada salgın hastalıklar yaparak dünyadaki insan nüfusunu birkaç kez yok etme tehlikesi yaratacak katliamlar yapmışlardır. Bu mikroplar, Afrika’yı boydan boya klora ile kırıp geçirmiştir. Asya gecekondularında HİV, Kuzey Amerika’da Çiçek Hastalığı ile nüfusun yarısını yok etmiştir. Avrupa nüfusu, Cüzzam ve Veba virüsü ile yok olma durumuna gelmiştir. Mikroplar sadece insanları değil, denizlerdeki fok ve yunusları da kızamıktan öldürmüştür.       Bir ay veya bir yıl içinde milyonlarca insanın ölümüne neden olan salgın hastalıklar, orduları kırmış, imparatorlukları çökertmiştir. Çiçek hastalığı dünyayı öylesine işgal etmiştir ki kızıl derili neslini yok edecek düzeyde dramlara sebep olmuştur. Kendi tarihimizde Kafkas Cephesinde 80 bin askerin tifüsten kırılması ve Balkan Savaşı’nda ordunun kolera ve dizanteriden erimesi Türk halkının acı hatıralarıdır. Salgın hastalıkların katliamını unutmuş olmamıza rağmen, hala yok olmadığının en büyük kanıtı AİDS’tir Sonuçta mikropların yaptığı katliamların öyküsü kütüphaneler dolusu kitaba konu olmuştur. Ancak birkaç bilim adamı dışında hiçbir mikrobiolok insanlığın bu kara kaderini paylaşmadı. Enfeksiyonlardan ölümler, şimdiye kadar görülmemiş ölümlerin tek sebebi olarak bilgilerimizde ve kayıtlarımızda bütün çıplaklığı ile duruyor. Sağlıklı yaşam büyük ölçüde tehdit altında. Sular iğrenç kokuyor. Doğa kirletildi ve aşağılandı. Ölümün tetikçisi olan mikroplar bu dengesiz ve yaralı dünyada yeni bir salgın yaratarak dünya nüfusunun gene mütevazı bir sayıya düşürmek için soteye yatmış olarak bekliyor.

Buna rağmen 20 ve 21. yüzyılında mikroplarla uğraşan, antibiyotik üreten ve satan, bunları tekelinde tutan sağlıkçıların yalanlarını desteklemeye devam ediyoruz. Antibiyotiklerin, aşıların ve doktorların bizi ölümcül hastalıklardan koruduğu yalanına hala inanıyoruz. Antibiyotiklerin yeni canavar virüsler, bakteriler yaratacağı gerçeğini toplumdan saklıyoruz. Tarih bunların maskesini düşürecek, onların hiçbir salgını durduramayan ve aslında bu işlerin büyük bir ticari oyun olduğu gerçeğini ortaya koyacaktır. Mikropların gücünü ve tehdidini görmezden gelmek büyük bir gaflettir. Bu konu, daha büyük mercekle ayrı bir yazıda konu edilecektir.

Bugün salgın hastalıkların insanlığı yok etmesi tehlikesi yanında bu tehlikeyi yaratacak devletler ve devlet adamlarının, 21. yüzyılda insanlığı ve medeniyetleri yok edebilecek biyolojik ve kimyasal silahlar ürettikleri birleşmiş milletler topluluğunda tartışılmaktadır. Milenyumda bunları tartışmak bile bir insanlık ayıbıdır. Biyolojik silahın ne büyük bir tehlike olduğunu anlamak için ortaçağda mikropların yaptığı salgın hastalıkların dramlarını birkaç saniye düşünmek yeterlidir. Eğer bir devlet veya terör gurubu bu silahları yapıyor veya saklıyor veya ticaretini yapıyorsa bunların tümünü yok etmek için sadece ABD değil, bütün dünyanın el ele vermesi bunları yok etmesi gereklidir. Bu açıdan baktığımızda kimyasal ve biyolojik silah üretenler için ABD’nin kararlarına bir tıp doktoru olarak saygı duymamak ve desteklememek mümkün değildir. Olayı bir süper gücün mütehakkimliği gibi algılamak, savaş karşıtı masum düşünceler içinde yorumlamak konunun ciddiyetinden uzaklaşmak ve bir dünya felaketinin gelmekte olduğunu kavrayamamak anlamına gelmektedir.

 

 

         İnsanların giderek kalabalık kentler kurması uyuklayan mikropları harekete geçirdi. Şehirler çöp yığını yarattı, suyu ve havayı kirletti. Bu sonuç mikroplar için mükemmel bir çoğalma fırsatı yarattı. İnsanlar kendi çöplüklerinin yakınında veya içinde yaşamaya başladı. İnanılmaz sayıda kolera, dizanteri, cilt hastalıklarına maruz kaldılar. Ormanlar yok edildi. Lağımlar denizlere, göllere, akarsulara salındı. Çöpler denizlere atıldı. Sıçanlar, keneler, pireler ve sivrisinekler insanlara daha yakın yaşamaya zorladı. Bu leş yiyicileri sürpriz hastalıkları yaratmaya hazırdılar. Sebepsiz çok sayıdaki ölümler ve hatta kanser yaygın hale geldi. Ülke yöneticileri, siyasetçiler ve üniversite, kentlerin bu canavarlarını hiç akıllarına getirmediler. İnsanlar bu canavar mikropların kurbanlarını camilerden ilahilerle yolcu ederken, bu katliamın baş artistini hiç anlayamadılar. Günümüzde biyolojik ve kimyasal silah tehlikesi için Saddam Hüseyin’in kellesini isteyen dünya, bu felaketi yaratan yöneticileri ve belediye başkanlarını tekrar tekrar seçerek ödüllendirdiler ve meclise gönderdiler. Bu gerçeği savunan bilim adamlarına hiç aldırmadılar. Ancak bu konuda eğitimli olduğunu ileri süren mikrobiyologlar, antibiyotik komiteleri kurarak tekelleştiler antibiyotik üreten firmalarla simbiyoz oluşturarak, bu sayede rant peşinde koştular. Daha azgın mikropların oluşmasına fırsat sağladılar. Hastanelerde kitle halinde bebek ölümleri felaketi hazırladılar.

         Tartıştığımız konu bizi çok derin karanlığa, ümit kırıcı yollara götürüyor. Mum ışığında doğru yolu arayan bir avuç bilim adamının sesine kimse kulak vermiyor. Ülkenin problemlerine çözüm üretecek üniversiteler, bu felakete adeta kucak açıyor. Çünkü hastane atıklarını denize ve derelere atılıyor. Radyoaktif artıkları sorumsuzca çevreye saçılıyor. Üniversitenin sahil tesisleri yalısında hastane atığı enjektör, radyoaktif kaplar ve laboratuar tüpleri yüzünden adım atılamıyor. Sözde elit üniversite yöneticileri, basın yayıncılar, bürokratlar, politikacılar bu çöp kalesinde parası vakıftan ödenen partiler veriyor, şarkılar söylüyorlar. Bu sonuçları yaratan sorumlu öğretim üyeleri ve yöneticiler ne gelen felaketi anlıyor ve nede çözümlerini biliyorlar. Törenlerde birbirlerine karşılıklı övgüler yağdırıp plaketler veriyorlar. Niçin? İnsanlarımız bu feodal anlayışı demokrasi adıyla seyrediyor. Toplumun bu gerçeği anlayarak dayanışma için örgütlenmesini dileriz. Çözüm, gerçek bilime dayalı, sağlıklı örgütlenmedir. Aksi halde bu toplum nice dram ve toplu felaketlerle karşılaşmaya devam edecektir.


Bu haber toplam 467 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları