HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
15 Temmuz 2020 Çarşamba
Fındık Fiyatı


18.00 - 19.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Alkışlar Sağlık İçin; Kolonya, Karantina ve Biyolojik Savaş

24 Mart 2020 Salı Saat: 08:43

            Bir hikâye; yıllar önce, başka bir şehirde görev yapan bir yakınım, çalıştığı yöre de ‘viral hepatit’ e yakalanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Haberi alınca,  eşimle beraber ziyaretine gittik. Tedavisini yapan Dr.’a, kendimin de Dr. olduğumu, yaklaşan uzun bir bayram tatili dolayısıyla, eğer kendileri de uygun görürlerse, gerekli bakım ve tedaviyi, evimizde sürdürebileceğimizi anlattım. Doktorda uygun gördü. Hastayı hastaneden aldık ve evimize götürdük.

          Bayram için gittiğimiz yer,  kendi yöremiz. Karadeniz’in bölgesel coğrafyasına has, şehre yakın, bağlık bahçelik kırsal bir yerde, dağınık 10-15 haneden oluşan,  merkezinde okul ve caminin de yer aldığı,  küçük bir yerleşim gurubu.

             O güne kadar her şey iyi gidiyordu. Bayram sabahı ise, benim için tıpkı bir kâbus gibiydi. Cami, eve çok yakın. Herkes tanıdık, hısım, akraba, asırlık komşu. Sabah namazından çıkan ‘hem bayramlaşma, hem de hasta ziyareti’ diyerekten, bizim kapıda. Geleneksel sarılıp öpüşmeler, hasta başında oturup ikramlar, sohbetler. Gurubun biri kalkıyor, az sonra yeni bir gurup, yine aynı sarılıp öpüşmeler, hasta başında oturmalar. Söze giriyorum. “Pek sarılmayın, bulaşıcıdır” “ Bir şey olmaz doktor.” Biraz sonra, yine bir gurup, yine sarılıp öpüşme. “ Bir şey olmaz doktor.” Kimse laftan anlamak istemiyor. Herkese bulaşacak,  bir şey değil, memlekete hikâye olacağız. Hanım sinirlenmeye başladığımı fark etti. Arkadan dürtüyor. “Sakın bir şey deme, gücenirler.” Son çare, aklıma bir şey geliyor. Hanıma diyorum ki; “Kolonyayı bol dök” “Enişte, kolonyan bol galiba, kolonya fabrikan mı var. Dur yenge, çok dökme.” “Dök, dök.”  Ooh, misssler gibi,  bu millet, anca böyle paklanır.

            Elbette ki o gün,  hep öyle devam etti. En son, akşama doğru, ailesiyle beraber, bayramlaşmaya geldiklerinde, ilkokul 5’nci sınıfta bir yeğenimiz, içeride yatan hastayı görünce , “Bu odaya girmemek lazım, sarılıp, öpüşmemek lazım...” dedi. “Eğitimli, bilgili, düşünceli, anlayışlı, akıllı ve de olgun insanın hali de bir başka oluyor. “Sağ ol yavrum .” dedim.

          Çoğu kişi, o gün neden öyle bolca kolonya döktüğümüzü bile anlayamadı. Üzerinden yıllar geçti, kısa süre sonra unutuldu gitti, amma bir tek ben unutmadım. .     

              Tarihteki, büyük ölüm ve yıkımlara yol açan,  bu tür viral-bakteriyel salgınların da, birinci nedeni, ticaret gemileri, kendilerinin bağışıklık kazanmış oldukları mikrobik hastalıkları götürüldükleri yerlere taşıyan gemiciler,  tüccarlar, yolcular, getirip sattıkları canlı hayvanlar ve köleler, göçmenler,  ayrıca askerler ve askeri birliklerdir. O nedenle taa ilk çağlardan beri ‘kırk gün gözetim-Karantina’ bilinmekte ve uygulanmaktadır.  İtalya’daki beklenmedik ölüm sayısının, bir bölgede yoğun olarak çalışan ucuz Çin’li işçiler nedeniyle olduğu bilinmektedir. Tabii bir de, günümüzdeki Turizm. İtalya ve İspanya’da en yoğun turizm merkezleridir. S.Arabistan vaka dolu, kaos içindeki Ortadoğu’ da.

              Bugün,  çok büyük nüfusu nedeniyle,  zaten bin bir türlü sorunu bulunan ve çokta düzenli işleyen bir sistemi bulunmayan Kıta Çin’ini bir kenara bırakalım,  İran, İtalya, İspanya, ABD gibi, bu tür salgın hastalıklara en az derecede maruz kalacağını düşündüğümüz bir çok ülkeler, git gide iç içe geçen bir dünyada,  tedbirsiz bir küreselleşmenin,  sınırsız bir aç gözlülüğün,   düşüncesiz bir fırsatçılığın, düzensiz bir kozmopolitliğin, gereksiz bir insancıllığın, abartılı bir merhametçiliğin, anlamsız bir boş vermişliğin yanında,  yeterli bir sağlık sigortası sistemi olmamasının acısını çekmektedirler.

             Bu gün içinde bulunduğumuz COVİD-19 virüs salgınıyla olan mücadelemiz,  bir ‘BİYOLOJİK SAVAŞ’tır. Tek tek her kişi, her aile, her gurup ve tümüyle bir toplum bu mücadeleye katılmalıdır. İş ne kadar ciddiye alınırsa, sonuç,  o kadar iyi olacaktır.          

           Bizdeki sorun, özellikle, daha çok yaşlı ve aldırmaz kişilerden kaynaklanmakta. Bir hikâye daha. Yakın günlerden birinde,  yaşlı başlı, muhterem bir teyzemiz, Allah kabul etsin,   Umre Ziyareti’nden yeni dönmüş. Hava alanında  bir takım kontroller yapılmış  ve bir  rahatsızlık belirtisi çıkmamış ise de,  kendisine,  bu hastalığın seyrinin pek belli olmadığı, kendisinde bir  belirti bulunmasa bile, fark etmeden  taşıyıcı olabileceği ve çevresine bulaştırabileceği,   yaşlı bir kişi olması ve bazı kronik rahatsızlılarının da bulunması nedeniyle, en üst düzey  risk gurubunda bulunduğu filan anlatılmış, evinde oturması, kendisini yormaması, kimseyle temas etmemesi, evinden çıkmaması, başka birinden mikrop kapmaması  filan tembihlenmiş. Teyze evine gider gitmez, tüm tanıdıklarını evine çağırmış,  gönlünce bir Umre Mevlüdü yapmış.

            İnsanoğlunun bu virüse karşı doğal bir bağışıklığı yok. Henüz bu virüsün yapay aşısı da yok.  Bebelerden dedelere kadar her yaş insan git gide artan seviyelerde risk altında. Genç olabilirsiniz, ancak vücut direnciniz, antikor seviyeniz düşüktür. Kişi yaşlıdır, amma, vücut direnci güçlüdür, hani belki, o da şansına. Onu da söyleyeyim. Eğer o günlerde, diyelim ki, hafif bir soğuk algınlığı veya gripal  infeksiyon gibi bir  rahatsızlık geçirmekte iseniz, yorgun, uykusuz, ruhsal ve fiziksel çöküntüler, kendinizi harap edecek kadar bir zayıflama gayreti  içerisinde iseniz, virüs bu şartlarda gayet güzel bir hakimiyet kurabilir.

            Devlet, ‘insanlar toplu halde bir arada bulunmasınlar, virüs bulaşma olasılığı en az seviyeye insin’ diye işyerlerini, fabrikaları kurumları kapatıyor,  zorunlu olarak çalışması gereken bürolar,  en riskli yerler olan sağlık kuruluşları, hastaneler, eczaneler türlü tedbirlerle yakın teması azaltacak çareler arıyorlar, ‘ evimizde çoluk çocuğumuz var, lütfen zorunlu olmadıkça gelmeyin, gelirseniz fazla yaklaşmayın’  diyerek yalvarıyorlar.  

               Televizyonlar bas bas bağırıyor, ‘Evde Kal Türkiye’ diye, İçişleri Bakanlığı 65 yaşın üstündekiler için sokağa çıkma, kalabalık yerlere girmeyi, toplu taşım araçlarıyla uzak mesafelere yolculuk etmeyi, acımasız para cezalarıyla yasaklıyorlar. Ayrıca bende bir şey söyleyeyim, haberin birinde, adam, kendisini uyaran sağlıkçıyı yakalayıp, ağzına nefes üflüyor.  Diyelim ki,  sen taşıyıcısın ve bilinçli-kasıtlı bir tavırla infeksiyona sebep oldun, bir şey oldu,   suç kapsamına girer.

             Küçükte olsa iyi bir haber. Çin, olağan üstü bir çaba, muazzam bir direniş ve takdir edilecek bir karantina uygulaması ile kısmen de olsa virüsün yayılımını durdurmayı başardı ve ilk kez, salgının başladığı Wuhan eyaletinde yeni bir vaka görülmediğini bildirdi. Çin için ve bilim adına gurur verici bir şey.

               Şimdilik en güzel çareler; Kolonya ve Karantina. Bir de Sağlıkçılara Alkış. Onları Teşvik. Elbette bu konuda fedakârca çalışan tüm kişilere  - Tüm Sağlıkçılara-Sağlıkta Çalışanlara Alkış. Alkış ne ki,  Çin Ordusu’ndan bir birlik, Hava alanında, salgının merkezi Wuhan Eyaleti’nden dönen Kahraman Sağlıkçılar’a selam durmuş.  Biz yine alkışa devam. Alkışlar Sağlık İçin. Saygılarımla. 


Bu haber toplam 390 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları