HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
14 Nisan 2021 Çarşamba
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Coronalı Yaşam ve Bahar

14 Nisan 2020 Salı Saat: 09:54

             “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin  / Haberin var mı taş duvar  /  Demir kapı kör pencere /  Yastığım, ranzam zincirim  /   Uğruna ölümlere gidip geldiğim   /  Zulamdaki  mahsun  resim  /  Haberin var  mı    /   Görüşmecim yeşil soğan göndermiş  /  Karanfil kokuyor  sigaram  / Dağlarına bahar   gelmiş  memleketimin.”  

             Şimdi diyeceksiniz ki, aynısının tıpkısı bizim şu günlerdeki, Corona karantinasındaki    halimize benziyor.  Biraz öyle,  amma, yine de Allah,  öylesini de, böylesini  de   kimseye  göstermesin.

            Ufak tefek nüans farklarıyla günlerin hepsi,  birbirine  benzer şekilde geçiyor.  Her sabah, pencereler açılıp ev havalandırılırken  ev mekanında  15-20  dakikalık bir  yürüyüş . Günde üç öğün  hafif kahvaltı- yemek, bol yoğurt ve C vitamini, birkaç  kez ara öğün meyve-çerez- sağlıklı içecekler  gibi  ufak tefek atıştırmalıklar.  Bol kitap, yazı, Tv,  arada konuşma. Gün öyle geçiyor.

             Sağ olsunlar – var olsunlar,  evin işlerini  yakından   kumanda ile hanım,  eczanenin işlerini de uzaktan kumanda  ile elemanlar  hallediyor. Her hangi bir durumda cepler, cepten internetler filan çalışıyor. Gözüm her an üzerlerinde. Zaten bundan sonraki ev-iş- toplum yaşamı hep böyle olacak, bu antreman kısmı.   Evde –eczanede,  hijyene- korunmaya azami hassasiyet,  böyle gidiyor.

             Her akşam, saat yedi haberlerinde, mutlaka, sağlık bakanımızın açıklamalarını dinliyor ve salgın hakkındaki ulusal-uluslar arası  bilgi verilerini değerlendirmeye çalışıyorum. Ayrıca, bu arada,   günlerdir evde oturmaktan ve de daha çok oturacak olmaktan  dolayı  bunalıma-strese  veya   günün yirmi dört saatini dolduran  virüsle ilgili ileri geri medya haberleri ile gitgide artan test-vaka- hasta-ölüm  sayılarından dolayı paniğe  yada   baş ağrısı, diş ağrısı, bel ağrısı,   hafif ateş  vb.  gibi şikayetlerinden dolayı,  hastaneye gidersem beni hemen virüs teşhisiyle karantinaya alırlar korkusuna  girip, bizi arayan bazı eş dost  ve sevdiğimiz kişilere de,  moral ve tıbbi  danışmalık kabilinden yardımlarımız  da oluyor.

        Her gün birkaç kez, balkon pencere camlarını açıp, temiz  havayı  ciğerlerime çekiyorum,  denize bakıyorum, arasıra balıkçı tekneleri geçiyor.  Bahçeye, çevreye, karşı  sitelere bakıyorum.   Balkonlarda,  pencerelerde  tek tük, artık fışkırmaya- boy vermeye  başlayan saksı çiçekleri fark edilebiliyor.  Bahçelerdeki  sürgün vermeye başlayan  süs çamlarını,  pembe beyaz  çiçekleriyle kenar köşelerde boy vermiş meyve ağaçlarını,   çevredeki alçak tepelerde yeşillenen fındıklıkları seyrediyorum. Düşünüyorum. Dağlarına bahar geliyor,  memleketimin. Yer yüzünde  yaşam,  canlılık bir kez daha tazelenmeye-yenilenmeye  hazırlanıyor.    

               Ama yinede hep,  aklıma ölüm geliyor. Birkaç yıl önce geçirdiğim bir rahatsızlığım  sırasındaki  ağır kan kaybım nedeniyle,  hastanede yattığım günlerde ki halimi hiç unutamıyorum. Kolay değildir,  sabahlara kadar uykulu uykusuz ,  ağzında, burnunda, karnında, aşağıda, yukarıda    tüp, hortum, serum, sonda, gaz bezi  vs. bir yığın  şeyler takılı, kolun bacağın  hareketsiz  yatarken,  sabretme- dua etme ile geçen saatler. Kafamda bin bir düşünce  ile   sırt üstü yatarken, tavan-duvar seyretmelerim, ara sıra  tansiyon, kan alma, serum değiştirme sayesinde bir insan yüzü görmenin, bir iki cümle konuşmanın  tadı,   biraz düzelip te ayağa kalktığımda  güçsüzlükten  titreyen  adımlarla, eşimin  kolunda yürümeye  çabalamak,    açık   pencere den   derin bir nefes çekmenin mutluluğu, o günler, o  günlerin anıları geliyor.

          Doktorlar, hemşireler ‘bir eksiklik olmasın’ diyerek canla , başla gayret  gösteriyorlar. Benim de doktor olmam nedeniyle,  yapacakları testlerde, işlemlerde, müdahale ve  tedavilerde  bana yapacakları hakkında bilgi veriyorlardı.  Parayla veya meslektaşlıktan dolayı değil,  Türkiye,  bu gün,   Tıp  ve Sosyal  Güvenlik  konularında kaliteli bir düzeye ulaşmış olduğundan dolayı,  hastanede iyi bir bakım vardı.  Hiç zaman kaybetmeden bana  müdahale ederek yaşama tutunmamı sağlayan tüm doktorlarıma ve sağlıkçılarıma, hastane çalışanlarıma    minnetlerimi  hiç bir zaman unutmuş değilimdir.

              Çok zor günlerdi.  Ümit etmek, bir ışık,  bir iyilik haberi,  bir müjde  beklemek. Her olumlu gelişmede, her  iyi bir  sonuç geldiğinde, eşim, kendini tutamayıp,  gözyaşları içinde,  o halimle boynuma sarılıyordu.   

          Tüm bunları,  ‘ şu anda virüs salgınıyla hastaneler de yatan negatif- pozitif teşhis,  hafif- ağır  tedavi , seyrek –yoğun bakım her ne durumda ise,   şu malüm lanet virüsten dolayı karantinalarda kalan  şüphelilerin, hastanelerde  yatan , tedavi gören,   hastalığı ilerlemiş, yoğun bakıma  alınmış, büyük bir kısmı son bir çare entübasyonla yaşatılmakta olan     hastaların, insanların   ve  onların   yakınlarının,  onlarla uğraşan hekimlerin, sağlıkçıların   hallerini anlayın’  diye yazıyorum.                   

           Bugün  ülkemizde ve dünyada,   virüs salgını nedeniyle insanlar, bazen de  onlara yardımcı olmaya çalışan hekimler  ve diğer  sağlıkçılar,  hiç bilemeden hastalanıyorlar, hastanelerde tedavi görmeye çalışıyor, yoğun bakımlarda  sessiz sedasız   mücadele ediyor,  bazen  iyileşebiliyorlar, bazen ise yataklarında sessiz sedasız  ölüp  gidiyorlar.   Vakalar, ölümler milyonları yüz binleri aşıyor.  Hastalara şifa, ölenlere rahmet,  kurtulanlara geçmiş olsun diliyorum.

         İnsanlık bu  haldeyken, gün onun bunun kusurlarını bulma, siyaset veya polemik, ukalalık ve hatta  artistlik  yapma  günü  değildir. Dünyanın hali meydanda iken, yine de   Türkiye, son yıllarda bir çok ülkeye göre çok daha mükemmel bir şekilde geliştirmiş olduğu    tıp, sağlık ve sosyal  güvenlik sistemlerinin yanında,  uluslar arası nitelikte,  son derece gelişmiş bilgi ve tecrübeye sahip  bir  tıp-sağlık teşkilatını,    sağlık  gereçleri üretme  teknolojilerini ve  lojistik ulaşım   imkanlarını  bilinçli  bir  şekilde  kullanarak, bu   salgını    atlatacak, kontrole alacak, geriletecek bir  ve stratejiyi uygulamaktadır. Türkiye Güçlüdür. Milletimiz, ‘Tedbir kuldan, takdir  Allah’tan’  Yüce Rabb’ imizin de izniyle,  yardımıyla,    bu işten,  mümkün olan en az zayiatla  kurtulmayı başarabilecektir.

           Doktorlarımıza, eczacılarımıza,  klinik hemşirelerimize , paramediklerimize , tüm sağlık çalışanlarımıza ,  ayrıca bu konuda inkar edilemez yardımları - emekleri olan polislerimize ve  diğer kuruluşlarımıza da  teşekkür ediyorum. Bizler için fedakarlık yapıyor, bizler için yaşamlarını tehlikeye koyuyorlar. Emek onlardan, değerini bilmek halkımızdan.  Onlara   büyük bir  minnet  ve vefa borçluyuz ve daha da olacağız. Onlarında,   kendilerine karşı gösterilen her takdirin karşılığını  fazlasıyla vereceklerine eminiz.

        Dahasında   yapılabilecek pek fazla bir şey yok, artık,  gamı kasaveti de biraz dağıtın, bahar geliyor. Her yıl yenilenen doğayla gelen,  her baharla, insanın yüreğinde tazelenen  bir ümit. Yaşama ümidi.   Saygılarımla.                      

              

 

 


Bu haber toplam 699 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları