HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
29 Eylül 2020 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

MELAHAT SABANCI YÜCEL

MELAHAT SABANCI YÜCEL

“Hişt Hişt”

18 Mayıs 2020 Pazartesi Saat: 09:54

“Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekâlâ bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye?

 …

Çikolata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan:
— Hişt, dedi.
Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze deve dikenleriyle karabaşlar, erik lezzetinde bana baktılar.

— Hişt hişt, dedi.
Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş, hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki, «hişt hişt» diyen.
….
Az ötemde bir eşek otluyor. Onun da rengi çağla bademi; ağzı, dişleri, kulakları, boynu ne güzel. Otluyor. Otları âdeta çatırdata çatırdata yiyor. .. Eşeğin ot koparışının sesinden apayrı bir ses:
— Hişt hişt hişt, dedi.
…Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir.”

-Hişt, hişt!

            Bir doğa aşığı olan Sait Faik’in o unutulmaz hikâyesinden alıntılamalarla başlamak istedim bu kez: “Hişt hişt!” Kuşlardan, otlardan, yapraklardan, börtü böcekten  ama illaki torak anadan yükselen bir ses, bir çağrı bu; hişt hişt!

Bu gelen bahar, bu gelen dirilişin ayak sesi.Bazen sapsarı bir papatya olur gülümser size bazen kıpkızıl bir gülşen.  Bir Orhan Veli şiiri dökülüverir dilinizden:  “Deli eder, insanı bu dünya/ Bu gece bu yıldızlar/ Bu koku/ Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç”

Ol deyip de oldurana hayran olmamak mümkün mü? Bugün söz büyüğün deyip şairlerin dilinden aktaralım bu muhteşem coşkuyu.

 Çiğdem Süzer’e göre ta ezelden kavilli dört arkadaştır dört mevsim.

Onlar dört arkadaşmış:
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış.
Evleri dünyanın her yeri,
Çocukluktan tanırmışlar birbirlerini.

Bir dilek yazıp asmışlar dünya ağacına:
Herkes diğerinin ardından gitsin
Hayatı boyunca.

O gün bugündür,
Dört arkadaş arka arkaya:
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış,
Kimsecikler onları ayıramamış

Belki de öyledir, kim çözebilmiş ki biz çözelim bu sırrı?  Diğer mevsimler gücenmesin ama en sevileni, kendisine övgüler düzeleni bahar olmalı bu dört arkadaştan.Biraz şımarık biraz da sabırsızdır bahar. Vakti gelinceilkin gökyüzüne seslenir; haydi gönder yeryüzüne muştuyu tez elden, sonra can suyu olup toprağa ulaşır ve bir uyanış başlar ölü toprakta.İster kalbine sapla kazmanı, ister bellesırtını, ister yüzünü tırmala Veysel misali. Bir yerine bin vermeye hazırdır artık. Hiçbir eli boş çevirmez o.Derler ki, haktan ferman gelmeyince toprak açmazmış sırrını lakin vakit gelmişse bütün çiçeklerini salıp üstümüze aklımızı çeler bahar Bedri Rahmi’nin dediği gibi:

Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
Rabbim ne güzel çıldırır.
Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
Sevincinden titreyerek.
Yılda bir kere kendini verir toprak

 

 

 

Her yıl olduğu gibi bu yıl da çağırıyor hepimizi. Tüm canlılar davetliyiz bu şölene. Hadi ne duruyoruz Cahit Zarifoğlu’nun dizeleriyle karşılayalım biz de baharı:

Bahar
O sabah
Hamile bir kurt gibi yürüyor dağlarda

Azığım koynumda
Uçuşan rüzgârda
Bir ipekli fular gibi boynumda
Bahar

Yüzümü bulutlara kaldırıp
Dua eder gibi mırıldanıyorum
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum
Rüzgârla, ilkbaharla

“Üç mevsim ölsen de hiç olmazsa dirilirsin baharda.”  Diyor şair çünkü dirilişin adıdır bahar, var olmanın, yeniden başlamanın, umudun adı.  Her yağmur damlası bir yeşil yaratmak içindir, her gün doğan güneş umudu diriltmek için. Kalk, silkele üzerindeki ölü toprağını, tazelen, diyor doğa. Uyan ve hayata katıl dipdiri umutlarla.Bir çocuğun gözünden bakalım bu kez dünyaya:

Hava ne kadar güzel öğretmenim
Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel
Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim
Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın
Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya
Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar
Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar
Hepsi hepsi ortada öğretmenim.
Ne olur biz de gidelim
Burda kalsın kitaplar
Burda kalsın hepsi
Bomboş kalsın hepsi
Bomboş kalsın evler okullar
Hapishaneler, hastaneler…
Öğretmenim, sevgili öğretmenim
Sırtımıza alırız hastaları
Kim bilir ne özlemişlerdir kırları…
Ya mahpuslar.

Ne güzel anlatmış Melih Cevdet Anday; bir çocuk kalbinin hassasiyetiyle kucaklamış evreni. Ne hastaları unutmuş ne mahpusları. Üzerine makaleler yazılacak bir konuyu, çarpık eğitim sistemimizi, kucağımıza bırakmayı da ihmal etmemiş öte yandan. Yaşadığımız dönemi anlatıyor sanki… Hastalarımıza acil şifalar diliyorum; mahpuslara gelince; pencerenize konan bir kuş sesi müjdeler baharın geldiğini bazen, bazen bir nefes taze bahar meltemi ya da bir yeşil soğan  kim bilir..Sizi alır dağlara götürür ve ansızın dilinizden dökülür: “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…”. Başka bir bahara ertelenir umutlar bir Abbas Arslan şiirinde olduğu gibi;


Bahara bıraktım umutları

Bir açsın şu güller, sümbüller

İşte o zaman değmeli gözlerin gözlerime

İşte o zaman bir şiir yazacağım sana gül yaprağına

İşte o zaman bir sevda getireceğim sana sırılsıklam

Derler ki bahar gücünü kıştan alırmış. Halil Cibran,  kış ne kadar uzun sürerse sürsün elbet gelecektir bahar, diyor. Ve devam ediyor:“Kalbimde bahar gizli deseydi kim inanırdı kışa?” Ne haklı ne doğru bir tespit; yaz güneşideğil midir ayvayı,  narı, yemyeşil buğday başağını olgunlaştıran…

Şu doğa ananın işine akıl sır ermiyor, her şey böylesine birbirinden farklıyken nasıl bu kadar uyum içinde şaşırıyorum. Sarı  papatyalar kıskanmaz mı acep kıpkırmızı gelincikleri? Yahut mini mini mineler, badem ağacının çiçeklerine bakıp iç geçirip hayıflanırlar mıydı mesela?  Kimse kimsenin rengine, boyuna posuna takılmadan nasıl yaşar sahi…Başımı çeviriyorum binbir çeşit kuş, binbir çeşit ötüş… Aklıma takılıyor birden; birbirlerinin ötüşünü beğenmeyip alay eden, dışlayan; sen sus, yalnız benim sesim duyulacak bu âlemde bundan böyle, diyerek ötekini bastırmaya, susturmaya çalışan var mıdır içlerinde?Yalnız bize özgü müdür hegemonya? Her kuş derme çatma bir yuva derdinde, sahi bir serçenin yuvasını elinden almaya kalkan başka bir serçe başka bir kuş gördünüz mü hiç? Ya da elindekiyle yetinmeyip ikinci, üçüncü yuvayı yapan bir kartal? Yalnız biz insanoğluna mı ait kıskançlık, fesatlık, tamahkârlık… Neyse düşünmeyin şimdi bunları, henüz beton açmamış bir çimen bulup uzanın sırt üstü ve çekin içinize baharı.

Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,
Bir melek ordan bize uzatacak elini.
Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle
Ümitlerin en güzelini!..

İçimizi ısıtan bir ümitle sesleniyor Ziya Osman Saba. Keşke bu şiirdeki kadar kolay ve güzel olsa her şey, keşke dağlardan evvel hayatımıza gelsebahar, yeniden “insan” olmayı hatırlayabilsek tez elden…  Zira kirlendik,  hem de çok kirlendik;  kandan, kinden, öfkeden bir sağanak boşanmış gibi üstümüze çoktandır. Duyduklarımızdan, gördüklerimizden, dokunduklarımızdan, sözlerimizden kirlendik, lekelendik lakin vazgeçme diyor tabiat ana vazgeçme her mevsimin yeri var hayatta, küsme, kaçma, kalk ayağa yeniden başla.  Evet, yeniden başlamalıyız.“Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için yalnızca yaprak döktük.” Demiyor mu Mevlana.

“Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara yürüt, o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın.” Diyen sevgili Yılmaz Odabaşı gibi düşünenlerdenim, inadına umut, inadına değişim, inadına yaşam diyenlerdenim. Bahardır içimdeki coşkuyu kabartan.  En karamsar günümde bir Mevlana sözü diriltir beni ve der k: “Üzülme dikende gül bitiren kışı da bahar haline döndürür elbet, ne gam.” Ve içimde bir fısıltı:  “İlkbahar gibi mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değmez mi?”O halde dirilmek zamanıdır şimdi,  değiş ve çoğal. Ve ayırma güzel gökyüzünden gözlerini Ahmet Muhip Dranas gibi ;

Ve ayırma güzel gökyüzünden gözlerini;
Yaşamak kadar güzel, saf, mavi gökyüzünden,
Bağışlayan gökyüzünden, ebedi gökyüzünden

Diyorsunuz ki içinizden güzel söylüyorsun, hoş diyorsun da evlerden çıktığımız var mı ki baharı yaşayalım. Haklısınız elbet, o vakit; yaz bi kenara ömrüm! Bir bahar alacağım var senden...!” diyelim, ne gam.

Dinleyin,kulak verin bu sese bak, konuşuyor  yine: “Hişt hişt!”


Bu haber toplam 646 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları