HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
10 Temmuz 2020 Cuma
Fındık Fiyatı


24.00 TL - 26.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

Anılarda Kalan Bayramlar

27 Mayıs 2020 Çarşamba Saat: 09:09

Yazıma  “Nerede o eski bayramlar” diye başlamayacağım  “o gece alınan yeni ayakkabımla uyudum” da demeyeceğim, çünkü hep bayram yazıları böyle başlar.

Bayramlar eskiden de bayramdı,  biz değiştik, özlediğimiz eski bayramlar değil, geçen yıllarımızdır.

Bu bayramı biraz buruk ve sıkıntılı geçirdik, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpemedik, İnşallah bu salgın hastalık kısa zamanda biter ve yine eski bayramlarımıza döneriz.

 

Ben eski bayramlardan çok bayramları yaşadığım eski mahallemi özlüyorum ve çocukluğumun filminde oynamış mahallemin halkı ve filmin dekoru olan mahallemi.. Çocukluğum, sevinci ve acıyı birlikte yaşayan, güzel insanların yaşadığı bir mahallede geçti.

 

Eskiden bütün mahalleler güzeldi, mahalle kültürü diye bir şey vardı, komşuluk, dayanışma vardı. Her mahallenin bir bileni olurdu, bir büyüğü olurdu, fakiri zengini olurdu, delisi olurdu, bekçisi olurdu, akşam olunca sokak lambaları yanar mahallenin insanları evlerine dönerlerdi ellerinde bir ekmek bir torba ile.

Bütün bunlar bugün artık yok, ne mahalle kaldı, ne mahalle kültürü ne de oynayan çocuklar, hepsi bilgisayarlarının ve televizyonların başında insanları aptal bırakmak için kasten yapılan oyunları veya dizileri izleyerek ömür tüketiyorlar.

 

 

 

Davulcu İdris Emmi

Her bayram dedem Veysel Kaptan'ın konağında bütün amcamlarım ve kuzenlerimle toplandığımızı ve Davulcu İdris'in davul çalarak Karılar Pazarından gelişini hatırlarım.

Bir torba fındık verirdi amcam Yaşar Kaptan Davulcu İdris'e.

İdris: “Bu ne kaptan biz akşam fındık mı yiyeceğiz evde, et yok mu et?”  dediğini hatırlıyorum

 

 

 

Almanya'da Bayram

Bir gün yurt dışında buldum kendimi, elime verilen bir belge ile Sirkeci garından trene bindim. Uzun bir yolculuktan sonra bir sabah Münih garında indim.

Hannover'e gidecek olan “Kuzey Ekspresi”ni beklerken İkinci Dünya Savaşında yakılmak için vagonlara doldurulan Yahudileri hatırladım. Sanki biraz sonra yaklaşacak bir trenle beni de Hannover yakınındaki “Bergen Belsen”  toplama kampına yakmaya gönderecekler diye bir ürperti geçti içimden.

 

İki Alman polisi gelerek yanındaki köpeğe beni ve valizimi koklatmak istediler, köpek gözüme baktı kuyruğunu salladı, valizimi koklamadı, başını okşadım köpeğin, Alman polisi çok kızdı  “Scheisse” diye bir küfür savurdu bana mı dedi köpeğe mi anlamadım, küfürü tercüme etmiyorum, sözlüğe bakın.

 

Bir Kurban bayramıydı, Honnever'deki evimiz bahçe içinde bir konaktı.., yukarıda oturan  aile bir koyun bulmuş ağaca asmış kesiyordu..

Birden bir gürültü koptu.. Bir itfaiye aracı, bir ambulans on beş yirmi polis  silahlarla bahçeye girdiler.. Ellerinde bir megafon: “Etrafınız sarılmıştır, kıpırdamayın ellerinizdeki baltaları ve bıçakları atın” diye anons ediyorlardı. Pencereye koştum. Almanlar hayatlarında ağaca asarak koyun kesen ve derisini yüzen birilerini görmemişlerdi, bunun ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı.

 

Hemen bütün aileyi ve ağaçta derisi yarı yüzülmüş, işkembe ve bağırsakları yerlere atılmış koyunu, suç aletleri, baltayı satırı, alıp götürdüler. Aile derdini anlatıp geri dönene kadar akşam olmuştu, ama  kurban dönmedi.. Sonra Hannover belediyesi açıkta hayvan kesmeyi yasakladı, kesecek bir yer zaten yoktu, şimdilerde var..

 

Ama Türkler kurban kesmenin bir yolunu bulmuşlardı Türkün ince zekası buna da bir çare üretmişti. Koyunları evlerin banyolarında banyo küvetlerinde kestiler.. Bir bayram günü şehrin içinden geçen dere kıpkırmızı akmaya başlayınca Almanlar önce bir mana veremediler.  Sonra araştırılınca kırmızılığın evlerin banyolarında kesilen kurbanların kanı olduğu anlaşıldı..

 

 

 

Şehitlerin Mezarlığı

İstanbul'da iken her bayram Edirnekapı'daki Güneydoğu şehitlerinin mezarlarını ziyarete giderdim. Şehit annelerinin, nişanlıların, kardeşlerin, eşlerin, acılarını paylaşırdım.

Burada üç mezar beni çok etkilemişti.. Biri Ünye'nin Kaledibi köyünden bir şehit mezarı, biri  Türk bayrağının yanı sıra Galatasaray bayrağı dikilmiş mezar, biri de üzerine bir mektup bırakılmış mezar.. Mektupta Can isimli bir çocuk  dayısına: “Seni çok özlüyorum dayı” diye yazmıştı.. Fotoğraflarını çektim, size göstermiyorum, gözyaşlarınızı tutamazdınız.

 

 

 

Babamla Son Bayram

Babamla geçirdiğim son bayramı hatırladım. O bayramda babam hastaydı, o sıra Norveç'teydim, haber verdiler baban hasta diye,  çok zor uçak buldum önce Norveç Oslo'dan Atina'ya oradan Ankara'ya Ankara'dan Samsuna geldim. Bayramı birlikte geçirdik, yine aynı yoldan geri döndüm.

Ondan sonra babamı bir daha göremedim, onunla bir bayram daha kısmet olmadı, yine bir gece yarısı gelen telefonda vefat ettiğini haber verdiler.

Ünye'ye indiğimde musalla  taşındaydı, çok özlemiştim açtım yüzüne baktım, huzur içinde uyuyordu, elini tuttum “Güle Güle baba “ dedim yetişemeseydim yaşadığım müddetçe huzurlu olamazdım.

Gurbetin kötü tarafı da bu işte.

Gece geç çalan telefonlarla irkilirsiniz, otuz beş sene bu işkence ile yaşadık, siz anlatılanlara aldanmayın, hepsinin arka planında büyük bir ıstırap acı ve  hasret var, kimse kimseye bedava para vermiyor.

Geçmiş bayramınız kutlu olsun


Bu haber toplam 340 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları