HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
10 Temmuz 2020 Cuma
Fındık Fiyatı


24.00 TL - 26.00 TL
PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

Noksan Tahtalar

3 Haziran 2020 Çarşamba Saat: 08:56

Çocuktuk, Ünye'nin girişindeki tabelada nüfus altı bin yazıyordu, gece bekçileri vardı, gecenin orta yerinde çaldıkları düdükler insana güven verirdi, sokak lambasının solgun ışığı altında gelip geçerlerdi evin önünden.

Elektrikler akşam hava kararınca verilir dokuzdan sonra sönerdi, daha tüm evlere bağlanmamıştı, su ise  kuyudan alınıyordu,  annemim yedi numara gaz lambası hazırdı, elektrikler söner sönmez iki lamba yanar, biri pencerenin yanına asılır biraz da sokağı aydınlatır, biri masanın üzerinde odada orta yerde durur, diğer odaları geçeceğimiz zaman elimize alırdık.

Buzdolabı da yoktu, annem yemekleri tel dolaba koyardı. Bir devrin tel dolapları çok meşhurdu, artık tel dolap kullananlardan kimse kalmadı hayatta.

Karpuzları soğuk olsun diye Türbe Mahallesinin kuyusuna salardık, kuyunun suyu serin karpuz da buz gibi olurdu, toprak testilerde su bile salan olurdu kuyuya sıcak aylara rastlayan Ramazanlarda iftara yakın.

Fındığı yaprağından ayıran Patoz’un bulunmasına daha elli yıl vardı, fındık harmanından kaldırılan fındıkları geceleri mahallenin kadınları geç vakitlere kadar türkü ve şarkılarla ayıklarlardı.

Arabesk henüz bulunmamıştı Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ortalıkta yoklardı. Barış Manço Dağlar Dağlar, Cem Karaca, “Nem alacak felek benim?” şarkısını yeni yapmış, Zeki Müren yeni bestesi olan “Adanın yeşil çamları aşkımıza yer olsun” şarkısı ile yeni bir çıkış yapmıştı.

Ben çocukken, rahmetli annem Türbe Mahallesindeki evimizin bahçesinde hıyar eker, domates eker, kabak ekerdi, bahçemizde incir ağacı, erik ağacı, armut ağacı, şeftali ağacı, kokulu siyah üzüm, Hırtarş üzümü  vardı, annem incirlerden reçel, üzümlerden sirke, domateslerden salça, eriklerden hoşaf, yapardı. Bu günkü çocuklar hoşaf nedir bilmezler, o zaman da eşekler hoşaftan anlamazlardı.

 

 

Firdevs Nine

Biz çocukken çok mutluyduk Türbe Mahallesi'nin çakmak taşlı yollarında koşar oynardık, oyun alanımız Karılar Pazarı idi. Şimdi onun yerimizde bir çocuk parkı var.. Karşıda yaşlı Firdevs ninenin kırmızı tuğlalı evi vardı, biz bağıra çağıra oynarken pencereye çıkar “çocuklar biraz yavaş konuşun başım hasta” derdi.

Firdevs Nine’nin kırmızı tuğladan yapılmış evinin bahçesinde çok güzel mandalinaları vardı. Biz mahallenin haydut çocukları mandalinaları çalmayalım diye Firdevs Nine bir sepet dolusu mandalina ile okul çıkışında yolumuzu bekler hepimizin cebine birer ikişer mandalina koyardı.

 Oyunlarımızı bugünkü çocuklar bilmezler, bizim bilgisayarımız yoktu,  ellili yıllardı bilgisayarın bulunmasına daha kırk yıl vardı, bugün bilinen birçok şey yoktu, bütün yokluklara rağmen  mutlu olduk..

 

Ünye o zaman çocukları mutlu eden bir şehirdi, bu günkü gibi kocaman bir köy değildi o güzelim şehri köye dönüştüren vizyonsuz kişiler daha dünyaya gelmemişlerdi.

 

 

Dutlar ve İncirler

Kızların oyuncak bebekleri bezden erkeklerin kılıçları fındık ışkınından, kalkanlar tenekeden yapılırdı. Futbol topunu ise çok sonra gördük, hamsi motorları iskelenin başında sıraya girerler kasa kasa hamsiler yanaşan kamyonlara yüklenir Ankara'ya Konya'ya,  Eskişehir'e Kayse'riye doğru yola çıkar ve oralarda “Ünyeli Geldi, Ünyeli Geldi” diye satılırdı.  Mandalina portakal zamanı Ünye'yi bir portakal çiçeği kokusu sarardı. Balcan incirleri vardı Ünye’nin her evin bahçesinde vardı geçen yıl kilosu onbeş liradan aşağı inmedi.

Balcan incirinin peşinden dut gelirdi dut zamanı tepenin kızları ellerinde küçük dut sepetleri ile Türbe Mahallesinden aşağı inerler Yalı’da dizilir dut satarlardı. Tepenin dutları, Türbenin erikleri meşhurdu.

 

 

Şehirde yaşamanın kuralları vardı

Biz çocukken Ünye çok güzel bir yerdi biblo gibi Ünye konakları daha, yıkılmamıştı, denizi doldurup park,  parkın ortasına da ucuz taklit bir cami yapan zihniyet daha Ünye'nin başına çöreklenmemişti, biz çocukken böyle abuk sabuk şeyler yoktu, fındığı, meyvesi, sebzesi, yağı yoğurdu, çökeleği, eti, balığı boldu, çok düzgün  hanımefendi ve beyefendi insanların yaşadığı kültür düzeyi yüksek bir şehirdi.

Bir şehirli adabı vardı, bir şehirli görgüsü  vardı herkes birbirine saygılı idi, bir mahalle geleneği, komşuluk adabı, esnaflık terbiyesi vardı, şehirli olmanın şehirde yaşamanın kuralları vardı.. Bu kuralları bilmeyenler Niksar Caddesinden batı tarafına geçmeye cesaret edemezlerdi.

Ünyeli yediği çekirdeğin kabuğunu yere tükürmezdi, onu köylüler yapardı, kimse güvercinleri meydana toplayıp pisletmez ve çocuklarını güvercin şeyleri üzerinde oynatmazdı.

Biz çocukken kimse evindeki kokmuş yemeğini getirip meydana güvercinler yesin diye dökmez, güvercin kanadında Cennete uçmayı düşünmezdi, şehir asil, soylu beyefendi hanımefendilerle doluydu, giyinişlerinde Atatürk Türkiye'sine yakışan bir zerafet vardı, esnaf işyerine kravatlı takım elbiseli fötr şapka ile gelirdi,  pejmürde değildiler kimse bugün gençlerin giydiği kıçı düşük varoş tipi pantolonlar giymezdi.

 

Bugün ütün bu özelliklerini ve güzelliklerini kaybetmiş, kırsal kesimden gelenlerin getirdikleri kırsal kesim yaşamı ve adetleri ile istila ettikleri

tükenmiş, bitmiş, kirli ve pis denizine şehrin içinde beş kanaldan lağım akan ve can çekişen bir Ünye’de yaşamaktayız.

 

Bursalı Kız

Çocuktuk,  bir gün aşağı mahallenin çocukları ile birlikte okula başladık. Hami, Bahtiyar, Yıldız, Muteber, Salih, Tarık, Cengiz,  Nigar, Muhsin, Fatma, İsak, Münevver,  Nevzat, İsmail, Ahmet, Ömer, Hatice,  Feride, Aysel, Müberra ve daha aklıma gelmeyen bir sürü çocuk, bugün üçte birimiz hayattayız üçte ikisi gittiler..

Bursa'dan bir kız gelmişti mahallemize hepimiz aşık olduk Bursalı kıza. Ona Kel Cemalin bahçesinde salıncak kurduk. Bursalı kız okullar açılıca gitti o gidince mahalleden cenaze çıkmış gibi oldu hiç birimizde tat tuz kalmamıştı, bir daha gelmedi Bursalı Kız, onu hiç unutmadık yaşıyor mu bilmem, hayattaysa bizden selam olsun.

 

 

 

Çocuktum, sünnet oldum, beni Davut Emmi kesti. Sıktım kendimi ağlamadım, ağlasaydım mahallenin çocuklarına rezil olurdum. Önce atla dolaştırdılar, Davulcu İdris Emmi önde, o zaman öyleydi şimdi arabalarla dolaşıyorlar, daat daaat.. diye.

Geceleri çakallar inerdi Çakırtepeden tavuklarımızı yerlerdi “Pevük Çakalı” derdi babam “peeeeevvv, peeevvv” diye ulurlardı. Şimdi bunlar gitmiş başka çakallar inmiş şehre.

 

Noksan Tahtalar

 

Mahallemiz hemen mezarlığın dibindeydi,  korkardık, çok hortlak hikayeleri anlatırlardı. Bu mezarlık ve hortlak hikayelerinden çok korkardım “Senin iki tahtan noksan” derdi annem. Ne tahtası diye. Babama sordum: “İki tahtadan bir şey olmaz Ünye’de herkesin iki tahtası noksandır” dedi babam, tahtalar hala noksan mı bilmiyorum.

Bu tahta meselesinden Şeyh Yunus'a götürdü annem beni, orada koyun kestiler bana pilav pişirdiler, beni evliyanın yanına yatırdılar. Her Ünyeli çocuk bir defa bu Şeyh Yunus Evliyasına gitmiştir. O zaman daha  Şeyh Yunus evliyası Yunus Emre olmamıştı, evirip çevirdiler bizim eski evliyamızı Yunus Emre yaptılar.

Atmışlı yıllardı iki binlere gelindiğinde bu şehri daha ileriye taşırlar, yalıdaki Rum evleri yıkılmaz eski Ünye korunur, yanına yeni Ünye'yi kurarız diye düşünüyorduk.

Yeni Ünye'nin bir kısmı Atatürk ve Gölevi Mahalleleri olarak kuruldu ama eski Ünye'yi koruyamadık..

Çocukluk günlerimizin Ünye’si çok güzeldi, bugün o güzellikleri kaybettik. Yavaş yavaş büyüdük, büyüdükçe sihir bozuldu, şehir bozuldu, o beyefendi insanlar şık Ünyeli hanımefendiler beyaz atlara binip gittiler, geride çökmüş, atmışlı yılların bile gerisine düşmüş  kocaman bir köy kaldı..

 


Bu haber toplam 593 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları