HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Ağustos 2020 Perşembe
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

AHMET DERYA VARİLCİ

AHMET DERYA VARİLCİ

Kurul Kalesi Buluntuları

8 Temmuz 2020 Çarşamba Saat: 08:34

Ordu Kurul Kalesi’nde 2010’da başlayan kazılarda bugüne kadar arkeolojik değer ifade eden çok sayıda buluntu ele geçirilmiş ve Karadeniz Arkeolojisine önemli katkı sağlanmıştır. 

Kazı çalışmaları daha çok İç Kale öngiriş kapısı, kuzey terası ve bu iki sektörü birbirine bağlayan basamaklı alanolmak üzere üç sektörde yürütülmüştür. Kazılarda ele geçen Oturan Kybele Heykeli, Kybele, Dionysos, Apollon heykelcikleri ve çok sayıda çömlek ve sikkeler, Helenistik Dönem ile Pontos Krallığı’na tarihlenmektedir. Bir yangınla sonlanan son mimari evrede ele geçen yüzlerce ok ucu, mızrak, kargı, gülle ve sapan tanesi ise MÖ. 65/64 yılları civarında yaşanılan Roma yenilgisi sonrası kalenin bir daha kullanılmadığını ortaya çıkarmaktadır.

Kurul Kalesi, muhtemelen Kotyora antik kentine hâkim, hinterlandında antik bir limanında yer aldığı stratejik konumda bir yerleşimdir. Pontos krallarından I. Pharnakes tarafından MÖ 183 yılında Sinope’nin ardından ele geçirilen bu bölgede, Kotyora ve Kerasos kentleriyle birlikte başlayan yerleşim, VI. Mithradates döneminde Karadeniz sahil kesimine hâkim kalelerle yeni bir işlev kazanmıştır. Amasyalı coğrafyacı Strabon bu durumu “Mithradates Eupator ülkesinin sınırlarını genişletmesi ardından 75 kale yaptırdı” şeklinde ifade etmektedir.

 

Oturan Kybele Heykeli

 

2016 yılında, Kuzey Terası üzerindeki ana giriş kapısında naiskosformlu bir niş içerisinde, in-situ olarak gün yüzüne çıkarılan mermer Kybele heykeli, yerleşimin askeri fonksiyonunun dışında taşıdığı kültsel kimliğin en önemli kanıtlarından biridir. Kent ve surların koruyucu tanrıçası vasfıyla karşımıza çıkan ana tanrıça heykelinin dışında, farklı sektörlerden ele geçen pişmiş toprak Kybele heykelcikleri ana tanrıça kültünün Doğu Karadeniz’e kadar uzanan diğer kanıtlarını oluşturmuştur.

İn-situ halde ele geçirilen Kybele heykeli (Resim: 1), buluntu yeri itibariyle Ana Tanrıça Kybele’nin kent-koruyucusu, surların koruyucusu özelliği ile birebir örtüşmektedir. Omuzlara düşen saç lüleleri baştan ayrışık biçimde verilmiştir. Uzaklara bakar şekilde işlenmiş göz yapısı, hafif etli dudakları ve dengeli, ince işçilikli genel yüz hatları dikkat çekmektedir. Tanrıça, ayaklarının üstüne kadar dökülen bir khiton ve kalın boğumu kucağından sol ayağına kadar inen khimation giymektedir. Göğüslerinin hemen altında yer alan kuşak elbiseyi sıkmıştır. Karın üzerinde, bacaklarının arasında, ayak üzeri pilelerdeki kıvrımlar göze çarpmaktadır. Sandal giymiş sağ ayağın iki parmağının ucu gözükmektedir. Diğer ayak ise korunamadığından görülememektedir. Tahtın en üst kısmında semerdamlı lahitleri andıran bir nesne durmaktadır. Tahtın arkalığı yedi gözlü ızgara biçimindedir. Tanrıçanın oturduğu kısımdaki minder oldukça dikkat çekicidir. Minderin yan yüzündeki dikişler ve Kybele’nin oturduğu yerdeki çöküntü ince işçiliği gösteren diğer detaylardır. Tahtın ayakları kenarlardaki girintili çıkıntılı işçilik ile hareketlendirilmiştir. Roma istilası ile gerçekleştiği tespit edilen yangından heykel yoğun şekilde etkilenmiş, kıvrımlı kısımlarda yoğun miktarda şekerlenme oluşmuştur. Sağ lüleler, sağ göğüs, sağ ve sol diz, ayaküstü pilelerde bu şekerlenme yoğun biçimde görülebilmektedir. Heykelin başının üst kısmında muhtemelen duvarın üst kısmından düşen bir moloz veya bloğun düşmesi sebebiyle kırıklar mevcuttur. Heykelin iki kolu da kırık vaziyette nişin zemininde bulunmuştur. Bu kısımda ve kolların omuzla birleştiği yerde, uzuvları tutturmak amacıyla oyulmuş zıvana delikleri görülmektedir.

Dağlar, doğal kayalıklar, doğal yaşamla özdeşleşen ve Anadolu’da uzun yıllar tapınım gören ana tanrıça Kybele’ye, tüm bu unsurların bir arada görülebileceği bir yer olan Kurul Kalesi’nde rastlanması, Türk arkeolojisi açısından önemli bir keşif, Pontos Bölgesi arkeolojisi içinse ciddi bir katkı olarak algılanmaktadır.

[S. Yücel ŞENYURT, Atakan AKÇAY, Emirhan BULUT; Kurul Kalesi 2016 Yılı Kazı Çalışmaları, 39. KAZI SONUÇLARI TOPLANTISI 3. CİLT, s. 140]

 

Dionysos (Bakkhos) ve Diğer Heykelcikler

 

Olympos’un son tanrısı, hatta onüçüncü tanrısı olarak da kabul edilen Dionysos Şarap Tanrısı olarak bilinir. Ölümlü kabul edilmesi ve anıt mezarının bulunmasıyla diğer tanrılardan ayrılır. Adına her yıl festivaller düzenlenmesi ve elinde üzüm salkımıyla tasvir edilmesiyle yanında, Anadolu’da da Dionysos’un özel bir yeri vardır.

Mitolojiye göre Dionysos, Zeus ve Semele’nin oğludur. Semele, Hera’nın oyununa gelip Zeus’un şimşeğine maruz kalır ve ölür. Zeus, annesinin rahminden Dionysos’u alıp baldırına gizler ve dünyaya getirir. Zeus, onu Hermes aracılığıyla nymphelerin korumasına Nysa Dağı’na gönderir. Dionysos şarabı ilk kez Anadolu topraklarında, Lydia’da keşfeder ve insanlara sunar. Frigya kralı Midas öykülerinde adı sıkça geçen Dionysos’un Pontos Krallığı döneminde de önemi büyüktür. VI. Mithradates, Eupator Dionysos adıyla bilinir.

Kurul’da, Kuzey Terası 6/d-e plankareden ve 543.61 seviyesinden ele geçirilen pişmiş toprak bir Dionysos büstü (Resim: 4) (Dionysos Botrys) ve devam eden çalışmalarda, parçaları mekana dağılmış vaziyette üç adet pişmiş toprak Kybele heykelciği yaklaşık 543.58-543.24 metre seviyelerinden ele geçirilmiştir. Üç heykelcikte de ana tanrıça, başında suru temsil eden bir polos taşımaktadır. Ana tanrıçalar, uzun saçları omuzlarından aşağı dökülmüş, dökümlü bir khitonun üzerine kucak kısmında kalın boğumlu bir khimation giyen, sağ tarafında bir anthemionu olan taht üzerine oturmuş vaziyette işlenmiştir. Sol elinde bir tympanon tutarken tahtın kolçağına uzanmış sağ el bir phiale tutmaktadır. Kybele’nin ayakları aslan üzerine basmaktadır. Parçalar halinde ele geçirilen heykelciklerden iki tanesi, restorasyon sonrası neredeyse tamamen ayağa kaldırılmışken bir tanesinde eksikler bulunmaktadır (Resim: 5).

Aynı kazı noktasına yakın bir yerde silindirik gövdeli, belden yukarısı tasvir edilmiş, pişmiş toprak bir heykelcik (Resim: 6) daha ele geçmiştir.

 

Devam edecek…

 

[Bu yazıdaki fotoğraflar Prof. Dr. Şenyurt ve ekibinin arşivinden alınmıştır. Yararlanılan kaynak da aynı ekibe aittir.]


Bu haber toplam 894 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları