HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
13 Ağustos 2020 Perşembe
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

Prenses Cemile ve Ünye’deki Acıklı Hikâyesi

8 Temmuz 2020 Çarşamba Saat: 08:35

Ünye geçmişte kadıları ve kaptanları ile ünlü bir yerdi. Osmanlının ünlü kadıları Ünye’den çıkmıştı.. Halen burada Kadı veya Kadıoğulları adı taşıyan aileler, “Kadılar Köyü” diye bir köy ve şehir içinde “Kadılar Sokağı” diye bir sokak vardır. Ünye’nin neden bu kadar çok kadı yetiştirdiği hakkında yapılmış bir araştırma yoktur.

Kadılar, Ünye’de “Kadılar Sokağı” denen bir yokuşta oturmuşlar, konaklarını buraya yapmışlar, Osmanlı ülkesinin başka köşelerinden emekli olup memleketine dönen kadılar da yine bu sokakta son yıllarını geçirmişlerdir.

Bu konaklara ait elimizdeki bilgiler sınırlıdır. Yine bu konaklardan günümüze ancak bir ikisi ulaşabilmiştir.

Bu son konaklar Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş olup “Kadılar Sokağı” yeniden düzenlenmiştir.. Bu sokağa ait bilgiler son Osmanlı kadısı Hilmi Kadı’nın torunu Merhum Hilmi Bey’in bize aktardıklarından ibarettir.. Hilmi Bey  dedesinin yaşadığı eski konakta dedesinin anıları ile birlikte yaşamış birkaç yıl önce aramızdan ayrılmıştır.

Yukarıda başlıkta okuduğunuz Prenses Cemile’nin (Jamila) acıklı hikayesi de bu sokaktaki Köleoğlu Ali Kaptan’ın şimdi yerinde olmayan  konağında geçer. .

 

Kadı Kimdir?

Hikayeye geçmeden önce ben size Kadılar hakkında kısa bir bilgi aktarayım:

Kadılık, Osmanlı devlet yapısında bir makamın adıdır. Günümüzdeki hakime karşılık gelmekle birlikte o dönemin yapısı itibariyle kentlerde dini otoritedirler. Osmanlı Devleti'nin her köşesinde yargıyı sağlar belediye başkanlığı yapar, görevliler hakkında rapor düzenlerler, merkezden gelen emirleri halka, halkın şikayetlerini merkeze duyururlar, mahkemelere gelen davaları çözer, noterlik yaparlar. Bu makam Cumhuriyetin ilanı ile 1924 yılında  kaldırılmış yerini bugünkü mahkemelere bırakmıştır..

 

Prenses Cemile -Jamilâ

Mısırda emekli olan son kadılardan Ünyeli  Ali Kaptan’ın oğlu Veysel, diğer kardeşlerinden farklı olarak kaptanlık mesleğini değil de kadılığı seçmişti. Veysel Kadı, Osmanlının değişik coğrafyalarında görev yaptıktan sonra son görev yeri Mısırdan emekli olur iki kız çocuğu Fahira, Layla ve bir Mısır prensesi olan eşi Jamilâ’yla memleketi Ünye’ye gelir ve Kadılar Yokuşundaki  babası Ali Kaptan’ın konağına yerleşir.  

Prenses Jamilâ ve çocuklar Ünye’de hiç mutlu olamazlar, Mısır’da geldikleri İskenderiye’yi özlerler. Ünye’nin rutubetli ve yağışlı iklimine ayak uyduramazlar, sık sık hasta olurlar. Dilini ve adetlerini bilmedikleri bu yere uyum sağlayamazlar.

Fâhira beş Laylâ yedi yaşında idiler, çok mutsuz bir hayat yaşıyorlardı ve devamlı sağlık sorunları vardı, beklenmedik bir anda yakalandıkları bulaşıcı bir hastalıktan birer ay ara ile öldüler.

Prenses Jamilâ’nın dünyası başına yıkılmıştı. Hiç kimseyi tanımadığı bu şehirden gitmek istiyordu bunun için planlar yapmaya başladı. Sık sık iskeleye gider Mısırdan Ünye’ye yük getiren bir yelkenli arardı. Nihayet Mısırlı bir kaptanla anlaştı. Kaptan onu belirli bir miktar altın karşılığında İskenderiye limanına bırakacaktı.

Jamilâ bunun için altın biriktirmeye başladı. Kaptan ona geleceği günü söylemişti. Biriktirdiği altınları konağın yanındaki kullanılmayan su sarnıcının (1) içinde bir küpe saklıyordu. Yelkenlinin gelişini bekledi. Konağın penceresinden limana giren yelkenliler görünüyordu o çifte direkli mavi boyalı yelkenliyi tanıyordu bir sabah yelkenlinin yavaş yavaş limana geldiğini gördü.

Birkaç parça eşyasını hazırladı altınları almak üzere sarnıca indi, tam sarnıcın içine girmişti ki o anda oradan geçmekte olan evin hizmetçisi sarnıcın kapağını açık görüp kapattı, kilidini takıp gitti.

Prenses sarnıcın içinde kalmıştı, bağırmalarını ve çığlıklarını kimse duymadı. Limanda bekleyen yelkenli akşama doğru yükünü boşaltıp prensesin gelmediğini görünce limanda ayrıldı.

Kader prensesi korkunç bir ölüme mahkum etmişti. Çığlıklarını duyan olmadı, yorgun düştü ve günlerce sarnıcın içinde açlık susuzluk ve soğuktan feci şekilde ülkesinden çok uzaklarda acı bir şekilde hayata veda etti.

Konaktakiler prensesin kaçtığını düşündüler her taraf arandı çevre köylere haber salındı bir sonuç alınamadı.

 

Prensesin Hayaleti

Bir müddet sonra konakta garip olaylar olmaya başladı. Kapılar açılıyor, merdivenlerden biri çıkıyor, bir kadın sesi acıklı bir türkü söylüyordu.

Prensesin kaybolmasının üzerinden bir yıl sonra Veysel Kadı bir geçe kan ter içinde uyandı. Prenses Jamilâ rüyasına girmiş onu boğmaya kalkmış, “Ben sarnıçın içindeyim gel beni al ” demişti. Veysel Kadı sabahı zor etmiş yanına birkaç kişi alarak sarnıcın yanına gitmiş ve kapağını açarak içeri bakmışlardı. Prenses Jamilâ’nın iskeleti sarnıcın içindeydi. Bu korkunç olayın nasıl meydana geldiği ise hizmetçinin anlatması üzerine çözülmüştü.

Konaktaki seslerden ve gürültülerden prensesin ruhunun dolaştığını Veysel Kadıyı boğmaya geldiğini söylediler. Veysel Kadı ne yaptıysa prensesin hayaletinden kurtulamadı. Bir sürü hacı hoca ve büyücülerle uğraşmaktan aklını kaybetti, geceleri gidip prensesin ve çocukların mezarlarının yanında yatıyordu. Bir kaç yıl o şekilde yaşadı. Bahçe duvarına çıkarak vakitli vakitsiz ezan okuyordu, bir gün duvardan düşerek öldü.

Prensesin biriktirdiği altın küpü sarnıçta kimsenin dikkatini çekmedi.  Konak yıkıldı konakla birlikte sarnıçta yıkıldı, altınlar hiçbir yerden çıkmadı.

Prenses Jamilâ ve kızları Lâilâ ile Fâhira Türbe mezarlığında bir köşede  yatarlar.

Başucunda Veysel Kadı Refikası (Eşi) Cemile’nin ruhuna fatiha yazan bir taş vardır, yanında ise kızları yatarlar onlarında başucu taşında Veysel Kadı Kerimesi Leylâ ve Veysel Kadı Kerimesi Fahire yazar. Veysel Kadının mezarı da oradadır. Onun taşında ise “Son İskenderiye Kadısı Köleoğlu Ali Kaptan Mahdumu (Oğlu) Veysel Kadı’nın ruhuna Fatiha” yazar.

Babaannemin bize küçükken anlattığı bu çok eski olay bugün tamamen unutulmuştur.

Babaannem bunu bize anlatır “sakın sarnıcın yanına yaklaşmayın içinde prensesin hayaleti var” dedi. Sarnıcın kapağı beton dökülerek kapanmıştı. Babaannem: “Bazı geceler sabaha karşı  prenses çocuklarla gelir konağın tahta merdivenlerinden çıkarlar, ben çocukların  seslerini ve merdivenlerdeki tahtaların gıcırdadığını duyardım en üst kattaki odalarına girerlerdi biz üst katı bir daha hiç kullanmazdık, prensesin bir iki eşyası vardı, altınları almaya geldiğini zannederdik, çünkü altınlar sarnıçta bulunamamıştı, o odada gün ağarana kadar ağladığını duyardık, yine geldiği gibi giderlerdi.” Derdi. Babaannem bize daha birçok prenses hikâyesi anlattı. Küçük bir çocukken babaannemin dizine oturur dinlerdim bazen korkardım ona sokulurdum.

 

(1) Sarnıç:   

Konakların yanında veya alt katlarında bulunan

yağmur sularının toplandığı ve sonradan su

ihtiyacının karşılandığı depo. 


Bu haber toplam 1.011 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları