HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
6 Mart 2021 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Libya -Trablus’un Stratejik Önemi

31 Ağustos 2020 Pazartesi Saat: 10:52

“İmparator Konstantin, Papa Urbanus ve Kraliçe Katerina’ya karşı.”

Mö.12 yüzyıl başlarından itibaren, çok sayıda kürekçiyle güçlendirdikleri hızlı yelkenlileriyle denizlere açılmaya başlayan eski Yunanlılar, Truva şehrini harap-perişan edip,  Karadeniz’de koloniler kurduktan sonra, güneyde, Doğu Akdeniz’de,  Libya üzerinden  Mısıra saldırırlar. Libya kıyıları ile Sirte Körfezi, Yunanlı gemiciler tarafından Mısır’a kolaylıkla ulaşmak için,  bir üs –liman olarak kullanılmaktadır.

Sonunda, Yunanlılar tüm doğu Akdeniz’i işgal ederler. Doğu Akdeniz’deki en büyük deniz ticari alanları olan Kartaca şehri, Yunanlılar tarafından, tehdit altına giren Fenikeli gemiciler, Mısır Firavunu Nekho’nunda desteğiyle,  Libya-Afrika’nın güneyinden dolaşarak,  Kartaca’ya ulaşırlarsa da bu destek yeterli olamaz. Bir süre sonra Yunanlıların yerine geçen Romalılar, bölgeyi işgal ve Kartaca’yı yerle bir ederler.

Daha sonraki yıllarda, Roma’da, Triumvirlik denilen –bu günkü anlamda Üçlü Generaller Cuntası yönetimi sırasında, Libya yoluyla Mısır’a gelen Caesar ile Kleopatra arasında başlayan ünlü aşk ve bunu takip eden olaylar sonunda,  Libya ve Mısır, güçlü Roma orduları tarafından işgal edilir.

Haçlı seferleri sırasında,  batı Akdeniz ile doğu Akdeniz’ i ayıran bir noktada,   Batı Akdeniz-Batı Avrupa bölgesinden,  doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya geçiş yolları üzerinde bulunan, Trablus kalesi ve limanı, Avrupalı gemiciler için paha biçilmez bir mücevher değerindedir.  Karşısında stratejik bir boğaza hakim İtalya-Sicilya adası vardır. Arkası boydan boya kuzey Afrika çölleridir. Kale Fransa-Marsilya’dan, İtalya –Sicilya’dan, Kıbrıs’a, İskenderun Körfezi’ne kadar uzanan hat boyunca, tek sağlam limana sahiptir

O zamanlar, Germen-Vandal kökenli Trablus Krallığı’nın tek varisi olan,  genç ve güzel Prenses Clemens’in ise, Haçlıların kurduğu Kudüs Krallığı’ndan, Antakya Prensliğinden, Urfa Baronluğu’ndan talipleri çoktur. Böyle kızı kim oğluna istemez. Kız, böyle bir stratejik bir bölgenin tek mirasçısıdır. Herkes, kıza, yani Trablus’a sahip olmaya çalışmaktadır.

Ancak, devrin güçlü Bizans İmparator’u da,  bölgedeki Bizans-Doğu Roma egemenliğine özel önem vermekte, Prenses Clemens’ i biricik oğluna layık bir eş olarak düşünmektedir.

Trablus, uzun yüzyıllar Vandal-Haçlı egemenliğinde kalır ve sonunda Müslümanlarca geri alınır.

Tarihin her devrinde, Libya-Trablus’un bulunduğu nokta Batı Avrupa’dan gelebilecek her türlü saldırıya karşı savunmasız kalmaktadır. 18.Yüzyıl sonlarında bölgedeki güçlü Fransız ve İngiliz Donanmaları arasında,   Mısır ve doğu ticaret yollarına hakim olma ve İngiliz donanmasının Mısır’a ulaşmasını engelleme mücadelesi sırasında, Trablus’un tam karşısındaki İngiliz korumasındaki Malta adası stratejik bir rol oynamış, Malta adasını ele geçiren Napolyon Bonapart komutasındaki güçlü Fransız donanması, önünde hiçbir engel olmadan kolaylıkla Osmanlı hakimiyetindeki Mısır-İskenderiye limanını işgal edebilmiştir.  Bu arada Rus donanması da Akdeniz’e girmiş, ancak etkin olamamıştır.  Napolyon Rusya’da yenilince İngilizler,  Cebeli Tarık Boğazı’nı Malta’yı, Mısır’ı kolaylıkla işgal ederler.

1911yılında  bölgeye  saldıran İtalya, kısa zamanda kıyılarda   hakimiyet ele  geçirmiş  ise de, gerek  yerleşik  Osmanlı  Güçlerinin  direnişi ve gerekse,  İstanbul’dan gelerek, hızla, Trablus, Bingazi ve Derne-Tobruk’ta yerli halktan milis güçleri kurarak, savunmayı  güçlendiren  Albay Neşet Bey başkanlığında Enver, Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Nuri  Conker gibi, devrin gözüpek,  fedakar ve  mücadeleci  Osmanlı  subayları  karşısında fazla bir  başarı kazanamamış ise de, güçlü donanmasıyla, Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de saldırılarına  devam etmiş,  Trablusgarb savaşı  sürerken Rodos  ve 12 Adayı işgal etmiş, Balkan Harbi ve 1.Dünya Savaşı  nedeniyle  Anavatan’ın tehlikede olduğunu  gören Osmanlı subaylarının geri  dönmeleri  sonunda, işgali  başarabilmiş, savaştan  sonra, bugünkü Libya  devletini oluşturmuştur.

 

 

II. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanan ve topraklarında çıkan petrol geliri sayesinde,  uzunca yıllar mamur ve müreffeh yaşayan Libya devleti, günümüzde yine emperyalist batı saldırılarıyla yok edilmiş, otorite boşluğu ve batının aç gözlü petrol politikaları nedeniyle ortaya çıkan siyasi gurup ve kabile çatışmaları arasında varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Batının, yukarıda anlatmaya çalıştığımız şekilde, Trablus bölgesine ve Sirte körfezine hakim olarak, doğu Akdeniz’i, yani bizi ve bölge ülkelerini,  batıya, Atlantiğe ve dünya okyanuslarına çıkamaz hale getirme çabaları, halen devam etmektedir. 

Türkiye, bu oyuna karşı, Libya devleti ve hükümeti ile işbirliği yaparak,  Akdeniz’i,  Anadolu-Antalya ve Libya-Trablusgarb arasından bölen Münhasır Ekonomik Bölge kavramı sayesinde ‘bende varım’ demiş ve bölgede etkin bir faktör olma yolunda çabalara girişmiştir.

İmparator Konstantin,  Papa Urbanus ve Kraliçe Katerina’ya gelince,

 İmparator Konstantin, Roma’nın egemenlik gücünün artık doğuya kaydığını göstermek için, İstanbul’u kurmuş, kurduğu bu şehre kendi adını- Konstantinopolis adını vermiş ve o dönem de Hristiyanlığın yüce sembolü olarak burada Aya Sofiya Kilisesi’ni yaptırmıştır.  Konstantin’den bu yana, Konstantinopolis-Bizans-İstanbul,  Kırım’dan Mısıra,  Adriyatik’ten Kafkaslara, Doğu Roma’dan,  Bizans’tan,  Osmanlı’dan,  1500 yıllık, hangi ırk, din, dil fark etmez, kim ve ne olursa olsun, Doğu Akdeniz’deki muhteşem bir hakimiyetin sembolüdür.

Papa Urbanus, Doğu Akdeniz’deki Müslüman güç yükselişini durdurmak ve bölgeyi Hristiyan batı Akdeniz’in egemenliğine almak için Haçlı Seferleri’ni başlatan, sonunda Doğu Akdeniz’i acı,  gözyaşı ve kan gölüne çeviren zihniyetin sembolüdür.

Çariçe Katerina’ya gelince, Napolyon’un başarısız-hazin Rusya seferi sonrasında, önünde kendisini engelleyecek hiçbir güç göremeyen Rusların,  özellikle batıya açılma ve sıcak denizlere inme hedefinin sembolüdür.

Hani, şu, Trablus Krallığı’nın sahipsiz güzel prensesi gibi, bu günkü Libya’da,  halkı ve devletiyle, petrolü, zenginlikleri ve stratejik özellikleriyle,  doğudan ve batıdan,  bin bir çeşit emperyalist çıkarcının elinde kalmak talihsizliğiyle karşı karşıyadır.

Libya devletinin istikrarı ve halkının refahı, bugün bizim için çok önemlidir. Nasılki yüzyıllar öncesinin Bizans’ı, bölgeye müdahale eden yabancı hâkimiyetine karşı tavır koymak ihtiyacı hissetmiştir. Bölgemizde büyük güçler ve çıkarlar boğuşmaktadır. Petrolün ötesinde batı, Süveyş-Hint okyanusu ticaret yolunu kendi denetimine almak istemektedir.

Türkiye’de, gündemdeki Libya sorununa müdahale etmek ihtiyacını hissetmektedir. Tabii ki, kendi menfaatleri de vardır.

 Saygılarımla.


Bu haber toplam 1.876 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları