HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
25 Ekim 2020 Pazar
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

General Trikopis, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa

2 Eylül 2020 Çarşamba Saat: 09:22

M. Kemal Atatürk’ün anlatımı ile

Cumhuriyet İlan Edildiğinde

 Türkiye’nin Durumu

30 Ağustos Başkomutan Meydan Muharebesi zaferle sonuçlanmıştı. 31 Ağustos 1922 sabahı, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa savaş alanını gezdiler. Binlerce silah, araç, çok sayıda yaralı ve ölü vardı. Sıhhiyeciler yaralı ve ölüleri topluyor, veterinerler ağır yaralı hayvanları acı çekmesinler diye vuruyorlardı.

9 Eylül 1922’de Türk askeri İzmir’e girdiğinde, Türk ordusu 9 günde 400 kilometre yol almıştı. Günde yaklaşık 40-50 kilometre yürümüştü askerin ayağında çarık vardı, ayakları acımasın diye çarıkların içine ot kuymuşlardı.

 Mikra Asiatiki katastrofi 

Yunan Ordusu kaçıyordu. 2 Eylül 1922'de, Yunan general, subay ve erlerinin bir bölümü Uşak'ta esir alınmıştı.

Esir alınanlar içinde Yunan Ordusu Komutanı ve Başkomutanı Trikopis de vardı. Trikopis'i Mustafa Kemal Paşa'nın yanına getirdiler. Gazi Paşa, esir generalleri ayakta karşıladı. Birer çay ısmarladı, sonra Trikopis'e sordu: “Bu iş nasıl oldu?” Trikopis başını önüne eğdi.

Mustafa Kemal:  Artık bizim misafirimizsiniz. En büyük komutanlar için de esirlik mukadder olabilir”,

Türk askerlerinin esir aldığı general Trikopis’in yanı sıra, 2 general, 11 albay, 4 yarbay, 12 binbaşı, 34 üsteğmen, 69 teğmen, 193 yedek subay ile 2000’den fazla er ve erbaş ile Yunan ordusuyla iş birliği yapan Osmanlı vatandaşı sivil Rumlar, daha sonra Kayseri’nin Talas ilçesindeki esir kampına getirildi ve1923 yılında Lozan Anlaşması ile ülkelerine gönderildi.

 Yunanlılar bu olaydan Mikra Asiatiki katastrofi  (küçü kasya felaketi) olarak bahseder. Bizim Zafer bayramı, Yunanistan ders kitaplarında  “Küçük Asya Felaketi” olarak adlandırılır.  

Yenilgiden 3 gün sonra Yunanistan’da halk ayaklandı suçluların cezalandırılması istendi 

11 Ekim 1922’de  Atina'da ''İhtilal Komisyonu'' kuruldu ve olağanüstü Askeri Mahkeme oluşturulması kararı alındı. 

Özel Divan-ı Harp, “Altılar Davası” olarak tarihe geçen yargılamadan sonra, üçü başbakan, ikisi bakan ve biri de Anadolu’da Yunan ordularının başkomutanı olmak üzere altı kişiyi idam cezasına çarptırdı ve idamlar 15 Kasım 1922’de infaz edildi.  (Kaynak Adnan Güllü)

 30 Ağustos Zaferi kazanılmış

ordu İzmir’e’ doğru düşmanı

kovalamaya devam etmektedir.

2 Eylül’de Uşak’a girildi. Bugün 3 Eylül Türk birlikleri, İzmir’e doğru hızla ilerlemektedirler. 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e gireceklerdir.

Ama henüz daha bitmemiştir, yapılacak bir sürü iş vardır.

Bütün bunlar sırası ile çözülüp Cumhuriyet kurulduğunda

30 Ekim 1923 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yı Köşk’e davet eder.

 “Sevgili Paşam,

Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum.

Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan baş delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.

 Bize geri kalmış, borçlu, hastalıklı

Bir vatan kaldı.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az,

4.000 km. kadar demiryolumuz var ama bir metresi bile bizim değil.

Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.

Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.

Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor.

Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz.

 Sığır vebası

Hayvancılığımızı öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136.

Pek az şehirde eczane var, salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor, üç milyon insanımız trahomlu, sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde, bit ise ciddi sorun.

Nüfusun yarısı hasta, bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor. Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor, bunun önemli bölümü göçebe.

Telefon, motor, makine yok, sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz, kiremiti bile ithal ediyoruz.

Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830

Yanan bina sayısı 114.408.

Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.

Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı, zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz.

 Halkın eğitimi hiç çözülmemiş.

Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.

Bütçemiz, gelirimiz yetersiz, iktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var, bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı, Osmanlı bu gerçeği geç fark etti, fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.

 Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.

Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu, bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!”

 Atatürk ve arkadaşlarının devraldıkları ülke işte böyle perişan durumdaydı.

(Kaynak: Turgut Özakman)


Bu haber toplam 1.044 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları