HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
27 Eylül 2020 Pazar
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anabolik sipariş steroid sipariş balkan pharma

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

Hayvanlar İnsan Olsalardı. La Fontaine Masalları

14 Eylül 2020 Pazartesi Saat: 09:30

“Onun hikâyeleri ve hikâyelerindeki hayvanlar, insanların kalplerinde hep yaşayacaktır.”

 Aslında çok güçlü bir şair ve yazar olan Jean de La Fontaine, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak, 8 Temmuz 1621’ de Fransa’da Chateau – Thierry’de doğmuştur. O  zamanlar, ‘Güneş Kral’  XIV.cü  Louis’in  Orman ve Su işleri  müdürü olan babasının görevi  gereği çocukluğu kırlarda, ormanlarda, doğayla haşır neşir olarak geçer.

Bütün bitkileri, ağaçları, hayvanları tanımaktadır. Canlıların karakteristik özelliklerini öğrenmiştir. Ormanla ve hayvanlarla ilgilenirken, kendisini ve evinin yolunu kaybettiği yıllarda edindiği,  ruhsal özgürlük ve zenginlik, onun yaşamını ve yaratılarını derinden etkileyecektir. Bu tür bilgiler ve tecrübeler yaşamının ileriki yıllarında yazacağı ve onu, dünya ölçeğinde ünlü bir yazar konumuna getirecek olan,‘fabl- hayvan hikâyeleri-hayvanlar arası ilişkiler’ türü hikâyelerinin kaynağı olacaktır.

Bol parayla, aklı birkaç karış havada geçen, öğrencilik yıllarında, ailesinin zoruyla gittiği, devrin itibarlı ve yükselme imkânları gayet iyi olan papaz okulundaki,  katı ve disiplinli yaşamdan, çabuk sıkılmıştır.  Kalın kalın kitaplarla dolu hukuk fakültesi de, onu çok çabuk bunaltmıştır. Ailesinin asaletine binaen, hayli yüklü bir drahoması-çeyizi olan, genç güzel bir hanımla yaptığı evlilikte çok yürümez.

Kuşlar, çiçekler, böcekler, gelir bahar ayları gevşer gönül yayları, nerde sabah orda akşam, aylaklığa devam.  O sıralar edebiyata ve özellikle lirik-coşkulu ve duygusal şiire ilgi duymakta,  arada bir, aşk-sevda-çapkınlık-hovardalık-kibarlık ve kahramanlık gibi konuların karmakarışık geçtiği şiirler karalayıp, yayınevlerine göndermektedir. ‘Adarus’ adlı bir şiiri,   üst düzey sanat otoritelerince çok beğenilerek, sanat sever-sanatçıları hep koruyan majeste kral hazretlerinin himayelerine alınır ve en önemlisi de, maaşa bağlanır. Ayrıca,  yazdığı bu tür şiirsel edebi sanat ürünleri için de ek ödenekler almaya hak kazanır.

Dönem, Fransa’nın devrim öncesi çalkantılı karışık yıllarıdır. Çok geçmeden Krallık taraftarlarıyla Cumhuriyetçiler, aristokratlarla burjuvalar, toprak- mal- mülk sahibi asilzadelerle yeni zenginler, tutucularla aydınlar arasında gerginleşenmücadeleler sırasında,  ondan bundan sözünü ve daldan budaktan gözünü esirgemeyen Jean’da,  bu kavgadan nasibini alır.  Kral tarafından, kraliyet taraftarı ayrıcalıklı kişilerin yer aldığı listedeki isminin üstü çizilmiş ve bütün rahat yaşam haklarını kaybetmiştir.

 Beklemediği bir anda mevkisiz, itibarsız, himayesiz ve beş parasız kalan Jean, yine de şanslıdır. Çok geçmeden, devrin aristokratadetleri üzeri, saraylarını, şatolarını, sanatçılara, şairlere, yazarlara, düşünürlere, müzisyenlere, özgür ve yenilikçi düşünce sahibi kişilere açarak, evlerin de tanınmış değerli insanlardan guruplar-cemiyetler oluşturmaktan hoşlanan asilzadelerden,  Orleans Kenti düşeşi saygıdeğer bir hanımefendi,  kendisini himayesine almıştır. Daha sonraları ise, yine bir saygıdeğer hanım efendinin, çevresindeki edebiyatçıları, yenilikçi ve özgür düşünce sahibi kişileri desteklemekte olan, Vaux Şatosu sahibesi’nin yanına yerleşir.

 

 Jean D’LaFontaine, bulunduğu bu yerlerde, birçok üst düzey bürokrat ve yöneticilerin yanında, ünlü şair, yazar ve edebiyatçılarla da tanışma ve konuşma imkânı da bulmuştur. Aldığı ilhamlarla yeteneğini daha da geliştirerek, şiirden masala geçer. Ahlaki karakterler giydirdiği hayvanların konuştuğu hikayeleri aracılığıyla, insanı, toplumu, toplumsal düzeni, hayatın işleyişlerini vs. eleştiren, ahlakçı vasıflarla donatılmış, yalın, açık, anlaşılır bir dille yazılmış, anlamlı, akıcı ve konuşurcasına okunup, dinlenebilen türde düzenlenmiş, sonradan kendisine çok büyük ve inanılmaz bir ün sağlayacak olan, masal- şiirleri ile tanınmaya başlar.      

O,  edebiyatçı dostlarının deyimiyle; doğallığı her şeyin üstünde tutan ve üstün hayal perest gücü sayesinde, doğadaki her şeyi taklit edebilen, ancak,  kendisi taklid edilemeyen, usta bir şair-yazar ve sanatçıdır. Yıllarca bir masal yazarı olarak görülüp, göstermek istediği bu vasfı pek dikkate alınmamış olup, üstüne üstlük tüm toplum kademelerine, toplum, ekonomi ve yaşam sınıflarını hicveden alaycı dili nedeniyle dışlanmış, akademiye alınmamış, eserleri üniversitelere sokulmamıştır. Günümüzde, o yıllardan kalan, derlenip toparlanmış, ancak çoğu tanınmamışolan, üç adet değişik cilde dağılmış, altı adet kitaptan oluşan, iki yüzün üzerinde şiir-masalı tesbit edilmiştir.

Bu masalsı şiirlerinden bir kısmının Hint edebiyatçısı Beydeba’nın, Kelile ve Dimme adlı eserinden alınmış olması, La Fontaine’nino  devirlerde  Avrupa’da  yeni  yeni duyulan ve gözde olan,  Şark Edebiyatı’nıda bildiğini göstermektedir. Ayrıca, roman ve piyesleri,  bir tür nakaratlı şiir denemeleri,  şiirli mektupları, komedi türü şiirli eserleri de vardır.

Eserlerinde kullandığı alaycı dil ve hümanist felsefe,  toplumun güç ve hâkimiyet sahibi siyasi ve dinsel otoritelerince hoş görülmediğinden, eserleri,  yıllarca bilim ve akademik çevrelerinden dışlanmıştır. Ancak, çok uzun yıllar sonra, Contes adlı bir şiirli hikâyelerinden dolayı takdir görerek, Fransız Akademisi’ne kabul edilebilmiştir. Hepimizinde çok iyi bildiği gibi, mümkün olduğunca, yazıldığı Fransızca dilindeki şiirsel nitelikleri ile anlamları bozulmadan,  Türkçeye çok iyi çevirileri yapılmıştır.

13 Nisan 1695 tarihinde Pariste ölür. Törensiz bir cenaze işlemiyle, kendisi gibi  hayatı boyunca toplumu alaya almış   ve dışlanmış, ünlü mizah-komedi yazarı Moliere’nin yanına, kimsesizler mezarlığına gömülerek, artık sonsuza susmuş olan dilinden ve  yazamayan   kaleminden intikam alınmış olur.

Ölüm yeri ve tarihi: 13 Nisan 1695. Paris. O da göçüp gitmiştir bu kahpe dünyadan, ancak, onun hikayeleri ve hikayelerindeki hayvanlar, insanların kalplerinde hep yaşayacaktır.

Masallarını hepimiz zaten çok iyi biliriz. Herkesi eleştirmiştir, amma,  en çok bilinen ve en güzel hikâyesi, ‘Ağustos böceği ile Karınca’ şiir-hikâyesinde boşa geçen hayatını ve kendisini eleştirmiştir. *Ağustos böceği ile karınca; “Ağustos böceği bütün yaz/ Şarkı söylemiş, çalmış saz. / Bastırınca birden karakış, / Bizimkinde şafak atmış / Gitmiş komşu karıncaya / Ve başlamış sızlanmaya / Demiş, inanın çok acım / Bir tek taneye muhtacım / Ne olursa, buğday, arpa / Yeter ki girsin karnıma /  Hele kışı geçireyim / Yaz gelince ödeyeyim / Borcumu asla unutmam / Nisan mayıs hesap tamam /Kapanmasın bana kapın / Lütfen, bir insanlık ( pardon bir böceklik ) yapın./ Bende iyi bir böceğim / Sizi hep, çok seveceğim /    Yazın beni kötüledin, /  Bolca kafa ütüledin / Boşa uğraşıyor dedin / Yüzüme dahi söyledin./ İnanın ki hiç unutmam / Günüm tamam, hesap tamam / Hem de ziyadesiyle / Ağustos’u geçmez bile / Yaptığın şey biraz ayıp / Tüm yazın geçti kayıp / Sazla geçti bütün bir yaz / Kalk, şimdide oyna biraz.” ( Uyarlama.Turgay Güven) Saygılarımla.

Not.Yeni Eğitim-Öğretim  Yılında  herkese  başarılar.


Bu haber toplam 1.091 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları