HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
28 Kasım 2020 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

Kargalar İncir Yemezmiş Masal gibi geçen yıllardan bir anı.

14 Ekim 2020 Çarşamba Saat: 08:48

Hemen herkesin cebinde bir tarak, yuvarlak bir ayna, bir de tükenmez kalem olduğu yıllardı.

Raj Kapoor, Avare filmini yeni çevirmişti.. “Averamu” şarkısı Ünye’de herkesin dilindeydi.

Kore Savaşı’nda ayağından yaralanan Gazi Hüseyin Çayırezmez Kore’den dönmüş, davul zurna ile karşılanmıştı.

Beylik Koru’da yapılan bir maçta Deve Feridun’un yaptığı kale vuruşunda top kalenin arkasındaki ağacın tepesinde kalmıştı.

 İpotek Ömer Emmi  Kale’de define buldum diye bütün Ünye’yi ayağa kaldırmış bütün Ünye yaya olarak Kale’ye  defineyi görmeye gitmiş çıka çıka define beş kilo kurşun çıkmıştı.

Belediye tellal’ı Gepgep Mustafa Emmi’nin   “Ey ahali İskeleye çelik gibi taze hamsi geldi boyu bir sümüç (Sümüç: Baş ve işaret parmaklarının gergin açılmasıyla oluşan bir ölçü) kilosu 25 guruş gaçumayın” diye bağırdığı yıllardı, henüz belediyenin elektronik yayın servisi yoktu.

Dolmakalem merakı o yıllarda başlamıştı bende. İlkokulda dolmakalem kullanmak yasaktı, tükenmez yeni bulunmuştu,  bitmez kalem denirdi, okulda yasaktı.

Bir güzel yazı dersimiz ve çift çizgili güzel yazı defterimiz, bir dökülmez mürekkep hokkamız bir de cibremiz ve yazı uçlarımız vardı.

Uçlar cibre denen kaleme benzer bir şeyin ucuna takılır, hokkanın içindeki mürekkebe batırır yazardık. Mürekkepler toz olarak satılır,  biz sulandırırdık.  Benim hokkam camdandı, ters çevirince boya dökülmezdi. Defterler saman kağıdından silgiler zımpara gibiydi, yokluk yılları idi..

 

Dolmakalem

Okul ve kırtasiye malzemelerimizi Çepoğlu Yaşar’dan veya Şahmurat’lardan alırdık. Dükkanları Mahmut Emmi’nin fırınının karşısındaydı.  Ne zaman Mahmut Emmi aklıma gelse mis gibi pandispanyalar ve fırında oturan fotel şapkasıyla Mahmut Emmi gelir.

Ünye Karadeniz’in kıyısında küçük bir kasaba idi. Şehre giriş tabelasında, Rakım 5, Nufus 8.500 yazıyordu. Üç ilkokulu bir ortaokulu vardı. Meçhulasker, İnönü ve Anafarta, Kaledere sonradan yapıldı.

Ortaokula başlayınca ödevleri dolmakalemle yapmaya başladık. Dolmakalemle yazmak bana ayrı bir haz ve biraz da büyümüş olma duygusu veriyordu.

Öğretmenlerimizin derse başlamadan önce dolmakalemlerini çıkarıp yoklama defterini yazmaları sonrada tekrar itina ile ceplerine koymalarına bayılırdım.

 

Ömer Hoca’nın dolmakalemi

İlkokul bitmiş biraz büyümüş ortaokula geçmiştik. Ortaokula başladığımda yanındaki kilise yeni yıkılıyordu, kilisenin içinden aklımda kalanlar, karanlık geniş bir yer, dipte bir tiyatro sahnesi ortalarda jimnastik aletleri ve tavandan sarkan jimnastik için kalın halatlar.

Ortaokula başlarken gri bir takım elbise diktirmişti babam Maksut Usta’ya Maksut usta mahalleden komşumuzdu, elbise bitince giydim terzi dükkanında “Adam gibi oldun” dedi Maksut usta bana. Mekanı cennet olsun ne iyi koşularımızdılar.

 

O yıllar iyi bir dolmakaleme sahip olmak yalnızca bir dolma kaleme sahip olmak demek değildi, dolma kalem sahibi olmak ve nasıl kullanılacağını bilmek karşı tarafa hakkınızda büyük ipuçları verirdi.

Ömer Çam hoca ortaokulda bize tabiat dersine gelirdi, benim ilkokuldan da öğretmenimdi, düzenli prensipli bir hocaydı. Başını biraz arkaya atmış bir şekilde sınıfa girer. “Merhaba çocuklar” dedikten sonra yerden biraz yüksekte olan öğretmen kürsüsüne oturur, masanın üzerinde duran yoklama defterini açar, dolmakalemini itina ile sol cebinden çıkartır, kapağını çevirerek defteri yavaş ve düzgün şekilde yazar sonra ayni itina ile kapatarak cebine koyardı. Ben Ömer hocanın dolmakalem kullanma merasimine bayılırdım.

En iyi dolmakalem  Pelikan marka idi, o günün ölçülerinde pahalı idi.. Okul yıllarım,  ucuz, boya akıtan dolmakalemlerle geçti.

Dolmakalem, geçmişten günümüze birçok anılarla beraber ulaşmış sihirli bir sevgidir.

Şahmuratlar’ın vitrinindeki yeşil kapaklı Pelikan’a her geçişimde bakardım. Fiyatı on beş liraydı.  Babam biraz ucuzunu al diyordu. Ucuz dolmakalemler bir müddet sonra boya akıtır parmaklarımız boya olurdu, biraz mürekkep yalamışlığım o günlerden gelmektedir.

Bir gün gazetede bir ilan gördüm. İzmir’de bir derginin şiir ve hikaye yarışması vardı,

buraya katılmak istiyordum, fakat yazacak kalemim yoktu. Şiirimi ve hikayemi dolmakalemle yazıp göndermek istiyordum. Ama on beş lirayı nasıl bulacaktım?.

 

İncir sattım

Bahçemizde Balcan İnciri ağaçları vardı, annem incirleri toplar sattırır bize harçlık verir okul masraflarımızı karşılardı çok varlıklı değildik, annem her işi bilen bir kadındı, domateslerden salça yapar,  bahçedeki üzümden sirke yapar, incir reçeli yapar, balık ve tuzlar, eve katkıda bulunurdu, annem çok çalışkan bir kadındı mekanı cennet olsun.

Çıktım gizlice bir sepet incir topladım ve Yalı’da sattım. Tam onyedi lira tuttu, onbeş lirası ile Pelikan dolmakalemi aldım. Şiiri ve hikayeyi  yazdım ve gönderdim.

Bir müddet sonra cevap geldi. Şiir yayınlamış hikaye uzun bulunmuş, kısaltmam için geri gönderilmişti, bir de şiirin yayınlandığı dergi göndermişlerdi, hiç unutmam o gün doğum günümdü onbeş yaşıma girmiştim.

Ertesi günü annemin dikkatini çekmiş, bakmış ağaçta bir tane incir yok.

“Ne olmuş bu incirlere” dedi.

Ben de “Kargalar yemiştir” dedim.

Halbuki kargalar incir yemezmiş.

(Kaynak: Bir Masalmış Geçen Yıllar )

 


Bu haber toplam 534 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları