HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
23 Ocak 2021 Cumartesi
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

FATMA CANBULAT ERDEM

FATMA CANBULAT ERDEM

Konak Sinemasında Kadınlar Matinası

14 Kasım 2020 Cumartesi Saat: 08:40

Ne zaman Orhan Gencabay “Yarabbim sen büyüksün, yarabbim sen görürsün” diye başlasa “Mevsim Bahar Olunca” şarkısına ben, Ünye’de Konak Sinemasında film arasına giderim. Kadınlar matinasında kah ağlayan, kah gülen kadınların arasındaki o küçük bir kız çocuğu olurum.

Pazar günleri kadınlar matinasına annem ve komşularla çoluk çocuk gittiğimizi hatırlıyorum. Benim için çok eğlenceli ve heyecanlı bir etkinlikti o kalabalık sinemaya girmek. Annem beni elimden tutar özellikle de, kapıdaki biletçiye biletini uzatırken, biletçi yan gözle bize bakar ve geçmemize izin verirdi. Annemin masal gibi anlattığı anılardan biri; Tamer Abimin (Tamer Şahin) “Emine Abla beni de soksana sinemaya” deyip elini tutması ve annemin ona “sakın biletçinin yüzüne bakma, seni benim çocuğum sansın” demesine rağmen, kendini tutamayıp Tamer Abimin biletçinin taa gözünün içine bakmasıyla yakalanmasının bir olması. Tutup kolundan sinemanın dışına çıkarması.(Tamer Abimin ruhu şaad olsun.)

Kadınlar matinası, hem çocuklar hem de kadınlar için çok özeldi.Bilet alınmasına rağmen yer numarasına göre oturulmazdı. Hatta bazı teyzelerin özel koltukları vardı ve her gittiklerinde aynı yere otururlardı. Yanlışlıkla biri otursa hemen kaldırırdı kendini özel hisseden teyzemiz! Üç film ardı ardına izlenen filmler öğle saatlerinde başlardı. Anneler bu nedenle sinemaya hazırlıklı gelirdi, “karnım acıktı” diyen çocukları doyurmak için. Çataltepe Gazozu eşliğinde yenilecek yavlu (pide), börek, ya da dolma olurdu çantalarında. Orhan Gencebay “Bir Teselli Ver” derken anneler çocuklarının ellerine yavlu verirlerdi. Yağlı ellerimizi oraya buraya sürmeme tembihi üzerine iştahla çabucak yerdik. Film başlamadan yerimize oturma telaşıyla.

Film arasında ışıklar açılır açılmaz “Alaska, frigo” diye bağırarak koltukların arasında gezerdi sinemacı çocuk. Beyaz ışık süzmesinin beyaz perdeye yansıyıp da filme dönüşmesi sihir gibi bir şeydi. O ışığın çıktığı küçük pencerenin ardındaki makinisti merak ederdim. Çoğu kez film koparo anda karanlıktan yükselen ‘makinist, makinist” sesleri duyulurdu. Işıklar tekrar yanar, makinist de filmi bir an once tekrar başlatmak için elinden geleni yapmaya çalışırdı. 

Beyaz perdenin ışıltılı dünyasının artistleri bize göklerdeki yıldızlar kadar uzaktı o zamanlar. Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Göksel Arsoy, Tarık Akan, Cüneyt Arkın daha kimler kimler vardı saymakla bitmez. Dergi ve gazetelerden haberlerini renkli dünyalarını görürdük. Sevdiği artistin posterini genç kızlar duvarlarına asardı. Türk sinemasının yakışıklı jönlerine aşık genç kızlar, esas kızın saç modelini, giyim tarzını yakinen takip ederdi. Erkek çocuklarının ise daha çok babalarıyla veya gizlice girip seyrettikleri Cüneyt Arkın filmlerinden sonra “dıçkın, dıçkın” diye silah atıp koşturdukları olurdu mahallede.

Gözyaşlarının sel olduğu acıklı filmlerde, o ütülü mendiller sırılsıklam olurdu. Sinemadan çıkan kadınlar, gözlerinin şişini saklamak için başları önde hızlıca evlerine yürürlerdi. O gün sinemaya gidemeyen komşu teyze, pencereden  seslenip “film nasıldı?” diye sorar ve “öyle güzel öyle acıklıydı ki, bir ağladık bir ağladık” cevabını alırdı. “Çok ağladık ve film güzeldi” bu iki cümle çocuk aklımda çok anlaşılmaz gelirdi. Bizim için güzel film; eğlenceli, mutlu ve komik filmlerdi oysa ki. Mutlu son ile biten filmlerde ise bir alkış kopardı sinemada.

Annem, genç kızken kuzeniyle aynı filmi birlikte izlerdiklerini ama eve gittiklerinde filmin etkisinde kaldıklarından saatlerce filmi birbirlerine anlatıklarından bahseder.Hele desiyah beyaz televizyonlar evlerin başköşesine kurulmadan önce sinema, tahtında sapasağlam otururdu. Ben kız çocuğu olduğum için kovboy filmlerini veya Cüneyt Arkın’lı vurdulu kırdılı filmlere gitmezdim. Annemle kadınlar matinasında bol gözyaşlı, romantik filmlerdi benim izlediklerim.

Araştırmacı Yazar Yaşar Karaduman’ın Konak Sineması tarihini anlattığı  yazısından; şu anda yıkılan ve yerinde otopark olan  Konak Sinemasının 1961 yılında “Deniz Altında Yirmi Bin Fersah” filmiyle açıldığını, sinemada Saima Sanay, Beyaz Kelebekler, Barış Manço , Gönül Yazar gibi sanatçıların konserlerinin de olduğunu, Marlon Brando’nun Baba filminde izdihamdan dolayı çift bilet satıldığını, kavgalar edildiğini, Cüneyt Arkın filmlerinden sonar koltuklara zarar veren çocuklardan dolayı sinemaya usta sokulduğunu öğrendim.


Bu haber toplam 680 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları