HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

KARADENİZ’İN YEŞİL ALTINI; FINDIK

5 Ocak 2021 Salı Saat: 16:43

“Ammaan, aman aman fındığım, Çıtıır, çıtır çıtır  kırdığım..”

Vaktin  birinde,  yine  bir fındık  zamanı, akşam saati  daireden  çıkmışım, eve gidiyorum, zaten on  dakikalık yol,  yol üstünde   bir esnaf  dostum  var,  dükkanın  önünde  tanıdık  birkaç kişi ayak üstü  akşam   sohbeti etmekte,  bende  yanaşıyorum,  hoş beş,  konu yine malüm  fındığa  geliyor.  Fındık, çokmu azmı, hükümet ne fiyat  verecek,  herkes  bir şeyler söylüyor,  bende  söylüyorum. Adamın biri  diyorki; “ Doktora  bak, biz  varken,  fındık hakkında  konuşuyor.”  Sanki, sen ne anlarsın, demeye  getiriyor.

 “Neden konuşmayacağım,  bende   Karadeniz  çocuğuyum, memleketimde ki  bir parça  araziden aldığım fındık,  yemelik  birkaç   teneke  kadar  olsada, bende, resmi kayıtlarda,  bu güne  bugün,  fındık  üreticisiyim. Benimde  ömrüm fındıkla  geçti.  Çocukluğumda, gençliğimde  fındıkta  topladım,  çöpüyle, kabuğuyla  fındıkta  ayıkladım,  harman işleri de  yaptım. Fındık kırmayı iyi bilirim,  kavurmayı da  beceririm.Üstelik, Fiskobirlik  Kurumu’nun  işyeri  doktoruyum. Kısacası, bir çok  kişiden çok  daha,  bu işin içindeyim.Anlamaya  gelince,  gayet te  iyi bir  gözlemciyimdir. Olayları kavrama  yeteneğimde,  gayetle   yüksektir.”

 İçimden, sanki kendin ne  biliyorsun ki, diyorum.  Yarım yamalak  ocak dibi  temizlersin, Tarım Kredi Kooperatifi’nin  seçim-siyaset  uygun ödemeli verdiği   suni  gübreden kafana  göre  atarsın. Sürgün, yani taze çiçek   oldu olmadı derken,  nisan başında bir don vurursa, taze çiçek  yanar,o sene  mahsül bekleme,  yağmur yağdı  yağmadı, dane  doldu  dolmadı, hükümet  fiyat  verdi, vermedi, hep Allah’a  bırakılmış işler.  Sen  bir  fındık  üreticisi  olarak  ne  yapıyorsun ki,  hiçbir şey.  Bekle ki  mahsül  olacak, harman  dolacak. Endüstriyel  tarım, bilimsel  üretim,  verim  ekonomisi filan, bunların   senin  için  bir  anlamı  var mı?

Bilimsel  adıyla fındık  bitkisi,  Adi  fındık Corylus  avellana , Plantae-bitkiler Aleminin, Magno liophyta –Kapalıtohumlular bölümünün,  Magnoliopsida-İki çenekliler sınıfının,  Fagales takımının,  Betulaceae-Huşgiller  Familyasının, Corylus-fındık  cinsini   oluşturan,  çalı  ve benzeri ağaç türlerinin  ortak  adıdır. Fındık ağacı,  boyu en çok 5  metreye  kadar çıkabilen, ortalama  boyu yaklaşık 3 metre civarında, yazın yemyeşil  yapraklarıyla  özellik gösteren, kışın yaprak döken bir  ağaçtır.                                       

Basit ve yuvarlak, kenarları çift dişli,  sivri uçlu kendisine özgü yapraklarıyla  tanınır. Tek evcikli, erkek ve  dişi çiçekleri  bir arada  olan bir bitkidir.                                                                                                                                                   

Fındık  bitkisinin  çiçeklenme zamanı,   mart- nisan  aylarındır. İlk baharla, havaların ısınmasıyla   beraber,   ilk  çiçeklerini  açmaya  ve  yaprakları  tomurcuklanmaya  başlar. Çiçekleri sarının  değişik  tonlarında olur.                           Erkek çiçekler,   5 ila 12 cm uzunluğunda  olabilen salkım saçak  sarı renkli püsküllerdir.  1 ile 3 mm boyunda kırmızı küçük  dişi  çiçekler  soğuk günler  boyunca tomurcukların içinde  gizlenir. Çiçek süresi, mayıs  ayına kadardır.

Fındık  meyvesi,  1 ila 3 cm  kadar boyu ve yaklaşık 2 cm’e kadar  gelebilen eni ile sert kabuklu bir  meyvedir. Kuru meyveler   gurubuna  dahildir. Olgunlaşmış fındık  meyvesinde, kabuğun etrafında  oluşan kadehçik kısmının şekil  ve yapısı  fındığın türüne  göre  değişir.   

Kışların ılık geçtiği nemli ve humuslu toprağı sever. Yıllık 1000–2000 mm kadar yağış ister. Fındık bitkisinin  Ana vatanı,  Karadeniz’de,  Trabzon-Giresun dağları olup , deniz seviyesinden itibaren  10 metreden  başlayıp  1600 metre yüksekliğe  kadar,  nemli ve yağışlı arazide  rahatlıkla  yaşayabilen  bir bitki olduğundan,  doğudan batıya Karadeniz’in  tümüne  ve ayrıca,  dağlık  kesimlerinin arkalarındaki sulak yamaçlarda ve  düzlüklerde   de yetiştirilebilmektedir. Tarihte, fındık bitkisine,   ilk kez  ünlü   Yunan Destanı ‘On binlerin Dönüşü’ nde  raslanır. Günümüzde,  Karadeniz’den yayılan göçlerle birlikte , guruplar  halinde  ülkemizin büyük  bir kısmına da  yayılmış bulunmaktadır.

Bizim  Adi Fındık-  Corylus   avellana’dan  başlamak üzere, Kafkas fındığı  (Corylus colchica),Ağaç fındığı (Corylus colurna),Gagalı fındık (Corylus cornuta), Farges fındığı (Corylus fargesii),  Himalaya Fındığı (Corylus ferox) ,  Çin fındığı (Corylus chinensis),Asya fındığı (Corylus heterophylla), Amerikan fındığı (Corylus americana) , California fındığı  Corylus californica) nın  yanında, Corylus x Colurnoides  (C. avellana × C. colurna'nın melezi) ve Corylus vilmorinli C. avellana × C. chinensis'nin melezi) gibi  türleri de  mevcuttur.

Fındık, endüstriyel  tarım  sektöründe  yağlı tohumlar  sınıfına  girer. Beslenme  sektöründe   güçlü  bir  enerji kaynağıdır.  Fındık yağındaki  doymamış yağ oranı  yüksek  olduğundan, sıvı  fındık yağı  kalp-damar  hastalıklarında  tercih edilen bir  gıda ürünüdür.Ayrıca,  kansızlığa da  iyi geldiği  söylenir.

Amma, en önemlisi, Yeşil  Altın. “Yeşillim, yeşillim, yeşillim  amman, yeşil  yaprak  altında…”  Tabii ki, ‘Yeşiilim, yeşiilim..’  dediysek, olay yaprak  yeşili  değil, dollaar  yeşili. Malüm, Fındık  ülkemizin  en  değerli  ve  en büyük  tarım ihraç ürünü  ve de,   dolar üzerinden  işlem görüyor.

En güzel  ihraç  ürünümüz, Fındık. Topla, ayıkla, fabrikaya  sat,  hazır  para, kır, ayıkla, dışarıya sat,  hazır para. Türkiye’de yetiştirilen Fındık Ürünü’nün  neredeyse  tamamını,  ham madde olarak Avrupa, özellikle Almanya, İsviçre  alıyor. Bu iki ülkenin  başa oynadığı,  Dünya-Avrupa  çikolata sanayi,  Brezilya’nın Kakao’su ile  bizim fındık üzerine  dönüyor.  Eskiden  beri, düşündükçe   kahrolduğum bir olay   vardır. Biz, kendi malımızı,  kendimiz  çok az  değerlerdirebiliyoruz.  Fındığın  büyük  kısmını, kabuğundan  ayıklayıp, temsil  misal  5  liraya  Avrupa’ya  satıyoruz,  Brezilya  kakaoyu kaça satıyor, bilmiyorum, amma, mutlaka,  Brezilya, bizim gibi  bonkör-cömert  davranmıyordur.  Sonra, İsviçre Alpleri’nin  serin yaylalarında,  sevimli kız Heidi’nin  otlattığı ineklerin sütüyle karıştırılıp,  yapılan çikolatayı,  biz, 50-100  liraya  alıp yiyoruz  ve buna da  ‘ihracat ekonomisi’  diyoruz.

  Unutmadığım  bir olay daha   var. Malüm, bir vakitler,  Türkiye Avrupa Birliği’ne  girmek istiyor.   Avrupa  Birliği ile  görüşmeler  filan yapılıyor. Türkiye, ağırlıklı bir tarım ülkesi. Avrupa’da   tarıma, gıda  sanayine    çok önem veriyor.  Ancak, Avrupa  Birliği’ nde,  her  üretilen, alınan, satılan  ürünün  standartları, kriterleri,  şuyu  buyu  var.  Avrupa  Birliği’ne  alınmamızda  bazı  pürüzler başlayınca,  en azından  ticaretin  aksamaması için,  Avrupa  ile  aramızda  Gümrük Birliği adıyla bir tür  serbest ticaret  anlaşması  imzalanmıştı. Fındık ihracatı,   aksamadan devam ediyordu. Ancak, bizde,  tarım ürünlerimizi  Avrupa kriterlerine  ayarlayabilmek için uğraşıyor,  bir sorun çıkmaması için  çalışmalar  yapıyorduk. Fındığı nasıl, diksek, nasıl  yetiştirsek,  nasıl  toplasak,  neler  yapsak..? 

Bizimkiler  duymuşlar ki, İspanya’nın bir  bölgesinde  fındık  yetiştiriciliği  yapılıyormuş. Hemmen bir tetkik  ve inceleme  heyeti İspanya’da. “Buyrun, hoş geldiniz?” “  Hoş bulduk, biz Türkiye’den geliyoruz,  sizin de  fındık  yetiştiriciliği yaptığınızı  duyduk. Acaba, nasıl yapıyorsunuz, neler  yapıyorsunuz, diye  bakmaya  geldik. Bize de  öğretin.”   İspanya’da, köyün birinde,   iki  avuç  fındık  yetiştiren, amma, bilimsel  yöntemlerle   çalışan  fındık üreticileri olan  çiftçilerin  kurdukları   fındık  kooperatifinin de  başkanı  olan   adam der ki,  “ Aman efendim, nasıl olur, bizim,  sizin gibi, dünya fındık  üretiminin    dörtte  üçünü yapan bir ülkeye,  fındık  hakkında akıl, pardon bilgi vermemiz,  ne  haddimize  düşmüş. Biz de,  Türkler  geliyor,  onlardan  mutlaka yeni bir şeyler  öğreniriz  diye  sevinmiştik.” Adam  öyle  büyük  bir  hayal kırıklığına  uğramış ki,  hiç  sormayın.Bizimkilerde  bir yeşermiş, bir  yeşermiş amma, onu da  hiç karıştırmayın, yaprak  gibi  olmuşlardır.

Şimdilik  bu kadar. Sözüm  bitmedi, amma, yerim bitti.

 Saygılarımla. Turgay Güven.

 

 

 

 

 

 

 


Bu haber toplam 2.133 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları