HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
9 Mart 2021 Salı
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

İSMAİL CANBULAT

İSMAİL CANBULAT

Olmuş Bir Masal: “Tarık’ın Hazinesi”

13 Ocak 2021 Çarşamba Saat: 17:15

Bir zamanlar, uçsuz bucaksız şehrin sokaklarında, iki tutamaklı, iki minik tekerlekli, içine kocaman naylon bir çuval oturtulmuş, demirden, masalsı arabalar varmış...

Şehrin, olmayan ‘geri dönüşüm bilincini’ tedavi eden, ekonomiyi ve çevreyi ayakta tutan en değerli çabanın, en çevreci, en alt halkasının muhteşem zamazingoları yani...

Ve o acayip vasıtayla sokaklarda her gün gördüğümüz adamlardan biri: Tarık.

Yolun çoğunlukla tam ortasından giden, hiç de saygı göstermediğimiz, arabamızın tamponu ve aynalarıyla çarpacakmışçasına yanlarından geçtiğimiz, hatta çarptığımız, sokakların gizemli, ağır işçilerinden biri o...

Ama haberlerde sık sık gördüğümüz; Bu mesleği paravan olarak kullanıp, demir bahçe kapılarını, koltuk sandalye ne varsa o “çuvalın” içine saklayıp çalan hırsız tayfasından değil. Her mesleğin hırsızı, uğursuzu olur. Tarık onlardan değildir. O tipler de Tarık’ı namuslu olduğu için sevmezler zaten...

Tarık, kara-kuru, çelimsiz, orta boyludur. Esmer yüzünün arasından parlayıveren bakımlı, bembeyaz dişlere sahiptir.

Her daim, eskinin turuncu süngerli “Walkman” kulaklığıyla dinlediği müzikle ve gözlerine kadar çekili beyaz kasketiyle işini yapan, omuzları ve boynu hafif düşük, kendi halinde, her daim düşünceli bir gençtir.

Eski-püskü ama temiz kıyafetleri, yeni terlemiş bıyıkları, çenesinde, çizilmiş gibi duran seyrek sakalları ve hüzünlü, sabit gülüşüyle şehrin sokaklarını karış karış tarar.

Yanına yaklaştığınızda üstü-başı çöp değil, her zaman lavanta kolonyası kokar. Hiçbir kıyafete para vermediği gibi kolonyaya da para vermemiştir. Asıl olay, “nerede” “neyi” bulacağını bilmektir zaten; Tıpkı tekstil ve hazır giyim atölyelerinin ve ‘zengin evlerinin’ çöplerinden, kendisine bütün yıl yetecek bir kıyafet dolabı oluşturduğu gibi... Estetik zevki de ‘deyme modacılara’ taş çıkarır haa!

Yürüyüşü, yolda gidişi, arabayı taşıyış tarzı diğerlerinden farklıdır. Görseniz, Tarık’ı çöple değil, sanatla uğraşıyor sanırsınız.

Sokakta doğmuş, yaşamış, hızlıca pişmiş ve çifte kavrulmuştur.

İşini de iyi yapar; Tek başına bir “çöp ayrıştırma tesisi”, bir “geri dönüşüm makinası”dır bu “faydalı çöp toplayıcı” adam.

Tarık, topladıklarını önce, yalnız yaşadığı evine getirir. Peynir tenekeleriyle kaplanmış barakanın geniş arka bahçesinde onları cinslerine göre ayırır, haftada bir de “kamyuncuya” yükler…

Tarık, ‘dünyadaki asıl Cennetin’, ‘insan kalbi’ olduğunu, ama ihmal edilirse çöplüğe dönüşeceğini düşünür... “Çöpçünün çöp felsefesi...”

Evlerden elden aldığı ya da çöpte bulduğu kitap, dergi, gaste, basılı her ne var ise ‘okumuş’, bir sokak filozofu olmuştur Tarık... Bilgisiyle arkadaşlarına havasını da atar! Onun sözlerinden bunalan ve onu hiç bir zaman anlamayan diğer “toplayıcılar”; 

   - Len baksanıza Tariiik pirefesör olmuş! Yürrüüü çakma pirefesüüür!          A be sen burlarda harcanırsın! Git ünverstede hoca ol, sıska Tarııık, ehi ehii!

Bunları takacak adam değildir Tarık. Daha keşfedilecek çok dünya vardır…

Minik ve önemsiz bir objeden, bir eşyadan kendine dünyalar kurar, topladığı eşyaların hikâyelerini hayâl eder, o hikâyelerin içine girip orada yaşar bazen...

Ama hep o büyük, gerçek aşkı aramaktadır Tarık, “ayaatının aşkını!”

Gel zamaan git zamaan, günler aynı şekilde akıp giderken...

Tarık bir gün, Üsküdar-İmrahor’da, yarısı çökmüş, çok eski ahşap bir köşkün yıkıntıları arasında, bugüne kadarki en farklı hazineyi keşfetti:

Kırık bir gramofon, envai çeşit antika şapkalar, kıyafetler, kocaman güneş gözlükleri, pipolar...

Normalde terkedilmiş evlerde bu kadar kişisel eşya bulunmaz, eski sahipler evi terk ederken bu kadar eşya bırakmazlar.

Tarık, “bu evdekilerin hikâyesi neydi acaba” diye düşündü, “köşkün sahipleri, geçmişlerinden nefret mi ediyorlardı?”

Başkasının çöpü, diğerinin hazinesidir derler. Tarık için büyük bir hazine ve yeni hikâyeler demekti bunlar...

Akşam olunca heyecanla koştu kendi “teneke köşküne...”

Hemen arka bahçeye geçip, Gramofonu çalıştırdı, arşivindeki taş plaklardan birini koydu: Münir Nurettin Selçuk’tan “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır”

Her bir köşk eşyasını, onlar sanki birer insanmış, hepsi ayrı birer karaktermiş gibi özenle oturttu karşısındaki yırtık koltuklara; Şapkaları, kıyafetleri, pipoları ve uzuun uzuun baktı onlara...

Sonra, eşyalardan gelen seslere kulak kesildi bir zaman sonra... Eşyalar fısıldaşıyor muydu ne!? Ne anlatıyorlardı acaba? Gürültü arttı arttı... Müziği bile bastırdı!

Tarık o kargaşanın arasına dalıp şapkalardan birini başına taktı, fısıltılar kesildi, Gramofon durdu.

O sırada, eski köşkten aldıkları arasında, minik bir fotoğraf albümü takıldı gözüne. Onun en sevdiği şey, aile albümlerine bakmaktı. Onun ne ailesi, ne de bir ‘aile albümü’ vardı çünkü.

Bir ateş yaktı tenekede, koltuğuna keyifle yaslandı, albümü açtı.

İlk resimde çok güzel bir ‘pirenses’ vardı!

Aşkın adeta fotoğrafta tab olmuş sûretiydi resimdeki güzel kız!

Resimdeki kız Tarık’a gülümseyiverdi!

Tarık aşkı bulmuştu...

...

Onlar ermiş muradınaa, biz çıkalım kerevetinee...

Gökten üç “murad elması” düştü bu masal için;

Biri anlatanın, biri dinleyenlerin, biri de “Tarıkların” başınaa...


Bu haber toplam 1.072 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları