HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
  • Kullanışlı
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
7 Mart 2021 Pazar
Fındık Fiyatı


PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
Ünye Nöbetçi Eczaneleri
anadolujet telefon pegasus telefon thy iletişim

İSMAİL CANBULAT

İSMAİL CANBULAT

ÇİMDİKLEYEN FİLMLER! “TÜRK SİNEMASI” DİYE BİR SİNEMA YOK! SİNEMA NEDEN ÖNEMLİ?

20 Ocak 2021 Çarşamba Saat: 17:08

ÇİMDİKLEYEN FİLMLER!

Söylenen söz doğru da olsa, çok tatlı dille ve güler yüzle de söylenmiş olsa, nefsine ağır gelir; otomatik olarak reddeder onu; Çünkü günümüz insanı nasihat almaktan, öğüt verilmekten hoşlanmıyor.

 

‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit’ deyişinde olduğu gibi; Dolaylı, başkasının hikâyelerini anlatır gibi mesellerle bir meseleyi anlatmak daha tesirli bir yöntem.

 

O halde, ey “anlatıcı”, yazar, senarist, sinemacı...


İnsanlığın geldiği son noktadaki hassasiyetlerini, hususiyetlerini, biricik ve benzersiz durumlarını gözeterek kur ifadeni...

 

‘Onun’ değil de, ‘başkasının’ hikâyesinden söz edermiş gibi cezbedici ve kuşatıcı bir yumuşaklıkla anlat, başka hayatlardan misallerle, merak ettiren hikmetli hikâyelerle anlat derdini... (Derdin yoksa bu işleri bırak zaten!)

 

Kavra onun gönlünü ve çimdikle beynini!

 

İşte o zaman kelimelerin/sahnelerin nasıl tılsımlı bir şekilde kalplere tesir ettiğini göreceksin…


FİLMLER, GÜZEL KOKULU BOŞLUKLARDIR… 

İyi filmler, kısa ve öz anlatırlar. 

Seyirci; 
hayatın hengâmesi içinde, 
onu omuzlarından tutup çevirmemizi, o anki hâl-i pürmelalini ona göstermemizi ister, etkilenmek ister. Bileti alıp salona gelir 
ve filme hodri meydan çeker! 
 
'An’ın Çocuğu' olan sinema, işte bunu yapabiliyor; 
senin kalbinin filmini finanse edebiliyor. 

İnsanlar, güzel anlatılan, ‘kendisiyle irtibat kuran’, ‘onu anladığını hissettiren’ hikâyeleri seyretmek istiyorlar, içine çabuk girebildikleri.                                                          

DÜNYADA “TÜRK SİNEMASI” DİYE BİR SİNEMA YOK!

-Işık doğudan yükselir, köklerini bul ve beslen!-

Türk aydını, Türk sanatçısı, Türk sinemacısı deyince aklıma;
beyninde ve vicdanında dayalı döşeli labirentleri olan, ‘kendi icadı olan kalıpların’ içine kendini hapsetmiş insanlar geliyor.

Araştırmaktan ve tarihte, edebiyatta, kültürde, hayatın içinde "kendine rastlamaktan", “kendisi ve sanat(ı) için doğru olanı bulmaktan” korkan insanlar/sanatçılar görüyorum...

Oysa; şekli bırakıp, özü aramak, kalıpları kırmak, kaos labirentinden ‘gerçeğe’ kişilikli bir yol açmak ve kendi tarzını bulmak gerekiyor.

İnsanının, toplumunun gerçeğini, tarihini, kültürünü, ‘kendini’ reddeden sanatçı; ‘yok’ hükmündedir, ‘gecekondu’ sanatçıdır!

Damarları kesilen hiç bir canlı yaşayamaz çünkü. Bu yüzden kendi sinemamız yok çünkü...

Halâ, kendi toplumundaki "hikâyeleri", "sinema cümlelerine" döküp de anlatmayı becerememiş bir sinemadır Türk Sineması.

Çünkü insanını tanımak dahi istemez çoğu, kendi küçük dünyalarında kendilerini tatmin ederler... -Birkaç büyük yönetmenimiz birkaç güzel filmi istisna tabii...-

Dünyadaki ismi, İran Sineması kadar markalaşamamış bir sinemamız var. Komşu kültürümüz İran sinemacıları kadar bile araştırmacı, ‘kendi içine bakıcı’ olamadık.  Kendi hikâyelerini, hayattaki farklı, dokunaklı, çarpıcı detayları anlatan bir sinemamız olamadı.

Nerede yanlış yapılıyor ? Neyi yakalayamıyoruz ? Eksik olan ne?

Yaşadığımız dünya nasıl bir dünya, halkımız nasıl değişti, toplumsal ve bireysel sorunlarımız nedir, modern zamanlar, siber dünya, dijital devrim toplumlara hangi boyutları ekledi, insanlar hangi dünyalarda yaşıyorlar; hangi analizlere, sentezlere, sonuçlara ulaşmışlar ve bunu hayatla nasıl harmanlamışlar? Neleri birbirine 'karıştırarak' yaşıyorlar?

Yani sinemacıların anlamadığı, ulaşamadığı neler oldu, oluyor insana dair, hayata dair?

Türk sineması nerede yanlış yaptı? Ve hâlâ yapıyor? Neler oluyor da biz dışında kalmışız; Sanatımız, romanımız, tiyatromuz, sinemamız dışında kalmış? Zamanın ve toplumun ruhunu, insanımızın asıl “dertlerini” neden ıskalıyoruz habire? Hayatı da halkı da ‘okuyamıyoruz’ çünkü!

Sadece, arada bir alınan ödüllerle, istisnai olarak ortaya çıkan bir kaç iyi yönetmenimiz ve filmlerimizle yani bireysel başarılarla övünür olduk.

Her ne olmuş ve olacak olursa olsun, sanatçının en doğru yorumu ve yerle bir edici de olsa en keskin tavrı; kendi öz eleştirisini yapmak, koparttığı köklerini tekrar keşfetmek ve ülkesinin sanatında / sinemasında yeni bir yol açmak olmalıdır.

Biz yapamadık.

Bu yüzden dünyada, “TÜRK SİNEMASI” diye bir tarz, bir ekol yok.

“SİNEMA NİYE Mİ BU KADAR ÖNEMLİ?”

Şu anda herkes cep telefonlarından, videolarla=sinemayla ifade ediyor kendini...

“Çekerek”, “Seyrederek” öğreniyor, öğretiyor, bağ kuruyor...

Büyük Emperyalistler=Büyük Aileler/Uluslararası Şirketler=Küreselciler=Amerika/Amerikan Ordusu hep kendilerini; Filmlerle, dizilerle, şimdilerde evimizin tam ortasına kurulmuş olan “dijital film platformlarıyla”, yani sinemayla ifade edip, büyük kitleleri istedikleri gibi yönlendiriyorlar...

Sinema işte bunun için artık dünyamızda 1. Derecede önemli bir iletişim sanatı, aracı ve silahtır.. Artık sen ona ne dersen!

ÇAĞIMIZIN BÜYÜSÜ SİNEMA!

“Sihir ve büyü haramdır. Yasaklanmıştır. Lakin tesirli ve güzel sözler kalp üzerinde çok etkilidir.  Sihirler, büyüler içinde helal olan ise sadece 'güzel sözdür'.

Çağımızda ‘sinema’;

En kalıcı, en tesirli sözü söylemenin en sihirli yoludur...”

 



 

 

 


Bu haber toplam 778 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları