HABER ARAMA
  • DOLAR5,6927
    % 0,12
  • EURO6,5894
    % 0,08
  • ALTIN224,1014
    % -0,02
  • BIST 10099.414,92
    % 0,96
SON DAKİKA HABERLER
ANKET
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?
  • Gayet Güzel
  • Kullanışlı
  • Beğenmedim
  • Daha iyisi olabilirdi
HABER ARŞİVİ
Lütfen Bir Tarih Seçiniz
FINDIK BORSASI
17 Ekim 2018 Çarşamba
Fındık Fiyatı


12.00TL
PUAN DURUMU

BAL LİGİ 4. GRUP PUAN DURUMU
NoTakımAAVP
01YOZGATSPOR 1959 FK12812
02ÜNYE 1957 SPOR8510
03LADİK BELEDİYESPOR659
041074 ÇANKIRI SPOR1146
05ALTINORDU BELEDİYESPOR5-26
06SUNGURLU BELEDİYESİ SPOR835
07KASTAMONU ÖZEL İDARE KÖY HİZ.SPOR725
08SİNOPSPOR924
09YENİ AMASYA SPOR204
10HAVZA BELEDİYESPOR3-24
11TURHALSPOR2-31
12ÇARŞAMBASPOR3-41
13SAFRANBOLU BELEDİYE SPOR2-180
14
NAMAZ VAKİTLERİ

YAŞAR KARADUMAN

YAŞAR KARADUMAN

“O deniz ülkesi” Anabel Li

16 Mayıs 2018 Çarşamba Saat: 08:35

“Senelerce, senelerce evveldi” diye başlayan bir şiir vardı gençliğimde, bu günkü yazıma onunla başlamak istedim.

Gençlik yıllarımızın, sevdanın başımızda kavak yelleri gibi estiği yıllarımızın en güzel şiirlerinden biridir Annabel Lee  (Anabel Li)

Bazı şeyler vardır unutamazsınız, bu şiir de benim için öyledir.  

İçinde anılar vardır,  bana, gençliğimi, arkadaşlarımı,  sevgilimi, öğretmenlerimi, okulumu, evimizi, bahçemizi, kardeşlerimi, köpeğimizi, kedimizi, hatırlatır..

 
Annabel Li
Senelerce, senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Li
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Li
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
 
Bir gün, işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Li
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde.
Edgar Allan POE
Çev.  Melih Cevdet ANDAY
 
 
 
“O deniz Ülkesi”

Ben şiirdeki “o deniz ülkesini” Ünye’ye benzetirdim, biz de o deniz ülkesinin  çocukları,  bu günlerde biraz eksildik, her gün biri çıktı  toplu sınıf fotoğrafından, bazıları çok erken gittiler, onları arıyorum.

Kızlar vardı gözlerini düşünerek uykuya daldığım, çok genç yaşta öldüler, inanamıyor insan..

Geçende  ablamızı kaybettik o da çok zor geldi  bana.. 

Bizi o büyütmüştü, ilkokula başladığım gün tertemiz giydirmiş, beyaz mendilimi siyah okul önlüğümün cebine koymuş, yakalığımı takmış, saçımı yana taramış göndermişti ilk gün mahallenin çocukları ile..

 

“Bir Masalmış geçen yıllar”

Çok çabuk kayboldu hayatımıza anlam veren şeyler,  çok çabuk büyüdük ve yaşlanıyoruz, dolu dizgin geçiyor zaman, dolu dizgin değişime uğruyor her şey..

Çocukluğumdaki altı bin nüfuslu Ünye bugün yüz yirmi bin..

Elli yıl öncesine baktığımda sakin bir kasaba, hiçbir şeyi olmayan fakat mutlu bir çocuk, mutlu arkadaşları, mutlu ablalar, mutlu insanlar, henüz bozulmamış bir Ünye görürüm..

Bugün şehir eski yerleşim planını  koruyor, denizden içeri hava taşıyan sokaklar aynen duruyor, değişen ise, eskileri yıkılıp yerine yapılan arabesk evler ve yeni  yerleşim yerlerindeki sefalet mimarisi..

O mutlu çocuk, bugün şehrin bu perişan görüntüsünü, bunca okul ve üniversite açmamıza rağmen, halen bilgisizliğimizi, görgüsüzlüğümüzü yansıtan mimarinin hakim olduğu şehri acı çekerek izliyor.

“Okullar yalnız diploma verir, cahillik baki kalır” diyorlardı doğru imiş

 

Nasıl Değişti?

O çocukluğumuzun şehri insanları ile birlikte bu kadar nasıl değişti?  O birer filozof olan kasaba insanları o zarif bayanlar, o yakışıklı, centilmen ve kültürlü gençlik nereye gittiler?

O yıllarda ki şehirli görgüsü, birbirine saygılı insanlar, mahalle geleneği, komşuluk, esnaflık terbiyesi nereye gitti?

O yıllarda henüz arabesk yaşam tarzı ve arabesk müzik bulunmamış, şehrin etrafındaki pikniğe gittiğimiz mesire yerleri varoş olmamıştı.

Müslüm Gürses, Orhan Gencebay Ferdi Tayfur, ortalıkta yoklardı. Barış Manço Dağlar Dağlar, Cem Karaca, “Nem alacak felek benim?” şarkısını yeni yapmış, Zeki Müren “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına”  şarkısı ile yeni bir çıkış yapmıştı.

Kızların oyuncak bebekleri bezden, erkeklerin kılıçları tahta, kalkanları  tenekedendi. Daha televizyonun, cep telefonunun bilgisayarın bulunmasına çok uzun yıllar vardı, akıllı telefonu ise hayal etmek bile  hayaldi..

 

Ünye mutlu bir şehirdi.

Hamsi motorları iskelenin başında sıraya girerler hamsiler  yanaşan kamyonlara yüklenir  Ankara’ya Kayseri’ye Konya’ya doğru yola çıkar oralarda “Ünyeli geldi, Ünyeli”  diye satılırdı.

Dut zamanı tepenin kızları başlarında oyalı çemberler akşama doğru ellerinde küçük dut sepetleri ile Türbe Mahallesinden aşağı inerler Yalı’da dizilir dut satarlardı. Tepenin dutları, Türbenin erikleri Kasap mahallesinin inciri meşhurdu.

Daha denizi doldurup park,  parkın ortasına da gecekondu bir cami yapmamışlardı, eskiden şehirde bugünkü gibi abuk sabuk şeyler yoktu,  kelek yel değirmenleri yoktu, hiçbir şehirli çekirdeğin kabuğunu yere tükürmezdi, tükürene köylü derlerdi.

Şehir kültürlü insanlarla doluydu, giyinişlerinde Atatürk Türkiye’sine yakışan bir zarafet vardı, bugünkü gibi gençler kıçı düşük varoş tipi pantolonlar giymezdi.

Mahallemiz mezarlığın dibindeydi,  çok hortlak hikayeleri anlatırlardı, çok korkardım bu hortlak hikayelerinden.

 “Senin iki tahtan noksan” derdi annem.

Babama sordum: “Annem senin iki tahta noksan diyor ne tahtası? Diye

“İki tahtadan bir şey olmaz, Ünye’de herkesin  tahtası noksandır” dedi, babam.

 

Gittik, gelemedik

Önce eğitim için ayrıldık buradan, sonra iş, uzun yıllar geri dönemedik o deniz ülkesi içimizde bitmeyen bir sevda gibi kaldı.

Bugün Ünye’ye sosyal, kültür, mimari, şehircilik ve yerleşim açısından baktığımızda bir felaket görürüz. Kentsel dönüşüm diye bir şey uydurmuş halkı kandırıyorlar.

Biz zaten bir zamanlar dönüşüktük.

Çocukken elli yıl sonrasını yani 2000 leri düşünür Ünye’yi yeniden kurardık. Eski Ünye’yi koruyarak yerinde bırakır, yeni Ünye’yi Atatürk Mahallesi tarafında düşünürdük.

Yeni Ünye’nin bir kısmı Atatürk ve Gölevi Mahalleleri olarak bölük börçük kuruldu, eskiyi ise yok ettik..

Bu şehri bu kadar kolay kaybedeceğimizi hiç tahmin etmemiştik.

Koştuk geldik ama musalla taşına yatırılmış bir Ünye’nin ancak cenaze namazına yetişebildik.  

Ben ve benim gibi üç kişiden başka üzülen, yazan, ah, eden olmadı.

“Senelerce, senelerce evveldi..”

 


Bu haber toplam 351 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları