HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

TURGAY GÜVEN

TURGAY GÜVEN

HEMŞİRELER-MEDİSYENLER

29 Nisan 2021 Perşembe Saat: 11:22

Yıllar  önce   doktorluk  yaptığım  günlerden, bir  hatıra.  Birkaç doktor arkadaş, kendi aramızda  birleşip,    bir  kenar semt  Polikliniği açmıştık. Poliklinik işlek bir cadde üzeri, iki katlı müstakil  bir bina. Altta giriş ve  poliklinik, müdahale,  gözlem odaları, üstte   birkaç  yataklık bir  servis, Doktor odası, laboratuvar,  mutfak  filan..                                                                                                                                 Sırayla ,akşamları gece  12’ ye  kadar , birer doktor,  nöbet  tutuyoruz. Bir akşam, bir   hemşire  kızımızla  beraber  nöbetçiyiz. O girişte  bankoda , ben yukarıda doktor  odasında oturuyoruz.  Gelen giden oldukça  iğne, pansuman vs.yi yapıyor, hasta gelirse  bana telefonla  haber  veriyor. “Dr. Bey  gelebilir misiniz?” İnip hastayı muayene edip, yukarıya, doktor odasına  dönüyorum, ama, halim  hal değil, ben kendim de hasta  gibiyim.                                                                                    Zaten, gündüzden beri  üzerimde  bir keyifsizlik  vardı.  Akşam saatlerinde  biraz daha  arttı.. Bir gün önce,  tedbirsiz  davranıp, yolda yağmur  yemiştim. Acısı  şimdi çıkıyordu. Bazı bazı hastalandığımız da  eş dost  muhabbeti  olur. Hani,  derler ya, “Doktorlarda hasta  olur mu ?” Ne yapalım, üşüttük işte.                                                                                                                                        Bir iki ilaç aldım. Biraz rahatladım   gibiyse de,  git gide  ateşimin   yükseldiğini  hissediyordum. Grip  başlangıcı. İnip  çıktıkça  hemşire  kızda  durumumu  fark etti.                                                                                                                                                     “Hocam, siz  iyi değilsiniz, galiba?” “ Haklısın, iyi değilim.”  “ Hocam, doktor arkadaşlarınızdan birine   haber  vereyim, gelsin,  sizi  eve yollayalım.”  “Yok, gerek yok.”  Nöbet zaten  gece 12’de  bitiyor. Birkaç saat için  kimseyi  ayaklandırmayalım.  “ Nurcan ablayı çağırayım mı?” Eşimi  kastediyor.” “ Zaten, birazdan buraya  gelecek.  Telaşlandırmaya  gerek yok.” “İlaç aldınız mı?”  “ Aldım amma,  pek bir fayda  vermedi.  Sen, en iyisi ,   bana,   şu benim formülden bir serum  hazırla. ” Gülümseyerek  soruyor.  “ Sarıdan    olsun.”  Sarı  dediğimiz,  içine  katılan  vitaminden dolayı  serumun rengi sarı  oluyor.   “ Evet.” “Antibiyotikte katayım mı ?” “Elbette.”  “ Ağrı kesici iğne  ( i.m.)  vurmamı ister misiniz?” “ Ağrı kesici aldım, zaten.”                                                                  Kızcağız,   serumu  hazırladı, geldi. “ 250 cc lik  hazırladım, çabuk biter.” “ İyi  ettin.”   “Sol kolunuzdan takayım, sağı  kullanırsınız.”  “ Tamam” Taktı serumu,   astık    askıya.  Kız,  damla hızını ayarlıyor.    Şunu, çok aç, hızlı gitsin, çabuk bitsin.” diyorum.      Yok  hocam, sonra  kalbinize  dokunur, çarpıntı  yapar.”                                                                                                                Yatağa  filan uzanmadım. Aynen  koltukta  oturuyorum.    Kolumun altında bir yastık,  Serum damla damla  gidiyor. Damar içinde  aktığını hissediyorum. Sağ elimde  uzaktan  kumanda,  tv. da   zapping. Bir şeylere bakıp,  oyalanıyorum. Bir yandan da,  damla sayıyorum.  Arada sırada, bir şeyler için üst kata  çıktıkça , kızcağız, odama  bakıp, “Hocam, iyi misiniz?” diye  soruyor.                                                           Neyse  serum  bitti, ben  biraz rahatladım. “ Size  çay getireyim mi?”  “ Büyük bardak olsun.” Çayı içerken  aklıma  geldi,  akşam pek bir şey yiyememiştim, acıkmışım, iştahım da  gelmiş, Mutfağa  gittim, buzdolabından,  ufaktan  bir tepsi  zeytin,  peynir,  ekmek, domates gurubu. Kızcağız  gördü. “Hocam, başka  bir şey  ister misiniz? Hazır  çorba  yapayım mı?” “ Gerek yok, bu,  en sevdiğim menü.”  Nurcan hanım gelinceye  kadar, ben, kendime  gelmiştim. Hemşire  kız, ona da çay koydu,   durumu   anlattık. Eve  giderken, hanım sordu.  “İyi misin?” “İyiyim.”    “Neden bana  haber  verdirmedin? Gelirdim  ya !” dedi. “Gerek yoktu, S... Hemşire , sağ olsun,  bana  çok iyi baktı.” Dedim.                                                                                                                                          Daha  daha  bir çok  zamanlarda,  bizim veya  ailemizin,  yakınlarımızın,  dostlarımızın  hastalanmalarımızda,  elbette ki,  bizlere  bakan, ilgilenen, o en zorlu sıralarda  yanımızda  olan hekimlere,  sağlıkçılara  ve diğer insanlara  minnet duymuşuzdur. Bu, en normal bir  duygudur.                                                                  Değerli  doktor  meslektaşlarımızın bu konuda  yerleri,  elbette ki,  ayrıdır.               Bir çok  yardımcı   sağlık meslek dalı  mensupları  arkadaşlarımızın da  emek ve  fedakarlıkları inkar  edilemez.                                                                                 Doktor olmayla bile,  ben de ki   hastalandım,  herkes hasta  olabilir.                                                                         Düşünün, kader bir gün size de  bir  sürpriz  yapmış, bir şekilde  hastalanmışsınız.  Ne  oldum,  demeye kalmadan-Allah  esirgesin- kendinizi bir hastanenin acilinde veya  servislerinden birinde  bulmuşsunuz.                                                                                  Hasta  yatağınızın  başında,  on yedi, on  sekiz  yaşında, okulundan yeni mezun olmuş  bir  hemşire  kız. Sizinle  o   ilgileniyor. Belki bir yakınınız veya bir  iki arkadaşınızda  oradalar  ama, orada,  onların  bir faydaları  olmuyor.                                                                             Kızcağız, bir şeyler yapıyor,  yatağınızı  ayarlıyor, yastığınızı  düzeltiyor, sizi  rahat  ettirmeye  çalışıyor. Doktor  gelmeden önceki  ilk hazırlıkları yapıyor. Tansiyon  bakıyor, damardan kan alıyor, işini  tamamladıktan sonra,  doktorunuzun  bir  az  sonra geleceğini  söylüyor. Diliniz  döndüğünce  teşekkür ediyorsunuz. Gidiyor.                                                                                                 O bir  hemşire.                                                                                                              Hemşire, ‘ kız kardeş’ demektir.                                                                                   İnsanlık  tarihinde  hiç kimseye  ve  hiçbir  mesleğe,   bu kadar yüce bir  anlam-sembol   verilmemiştir.                                                                                                                           O bir hizmetkardır,  o  bir  görevlidir, bir iyilik  perisidir, bir  kahramandır,  Ve hatta, gün  olur, anne olur, hatta baba olur, kardeş olur, yakın olur,  yakınından  daha yakın olur, o bazen  son  bir ümit, bazen  başınızda sizin için  gözyaşı  döken biri olur. Tabii, bu  arada, bazen,  iğne yapıp  canınızı yakanda olur.                                                                                                                                  Tüm bunlar, ona, hemşirelik  okuluna  başladığı  günden itibaren  öğretilmiştir. O,  bunların, bir  hastaya, bir hasta  insana  en iyi şekilde  bakılacağının, tedavisine  nasıl yardımcı  olunacağının   eğitimini  almıştır. Tüm tıbbi  müdahalelerde,  doktorlarına  ve ekip   arkadaşlarına,    en iyi bir  şekilde  yardımcı  olabilecek  şekilde  yetiştirilmiştir.  Temiz  giyinmeyi, kibar , nazik  ve saygılı  davranmayı  öğrenmiştir. Hemşirenin  tek üstü, amiri  doktorudur. Ondan emir alır ve hastasına  tedaviyi  ona  göre  yapar. Hiçbir  hemşire, doktorundan habersiz,  kafasına göre iş yapmaz, yapamaz.    Tüm  kurallar, hastanın iyiliği, tedavinin başarısı içindir.                                                         Modern Hemşireliği   kuran  ve  esaslarını  getiren   Florence Nightingale’den beri    bu  böyledir.                                                                                                          Ve  ülkemizde,  çok iyi kalitede,   bir  hemşirelik  eğitimi  verilmektedir.                                                                                                                                    Hemşire, bu toplumun, başı dik bir meslek insanıdır.                                                                                                             Hemşirelik  haftalarında, etkinliklerde pırıl  pırıl  kıyafetleriyle  toplum önüne çıkar. Milli bayramlarda  gururla  yürür.                                                                                    Medyada ki  duygusal adları,  ‘mavi melek’tir. Mavilik, törenlerde, meslek   kıyafetlerinin üzerine   aldıkları   mavi  pelerinlerinden gelir.                                       Pelerin, onların meslek  hayatları boyunca  tek koruyucularıdır. Genelde  çalışırken,  gece  serinliklerinde,   yedek bir  hırkaları bulunursa da,  gece  sabaha  kadar uykusuz  bekleyen bir bedenin üşüyüp,  titremesini,  ancak  bir pelerin durdurabilir.                                                                                                                           O da, bir  insan evladıdır,  bir ailesi, bir  yuvası,   bunca  meşakkate,  iyi bir  geleceği  olması için dayandığı,  bir  hayatı  vardır.                                                        Birlikte  uzun yıllar görev yapmış  olduğum, değerli hemşire  arkadaşlarımızı   her zaman hayırla  yad etmişimdir. Onlar olmasa   biz  ne  yapardık.                             Bu günlerde işler biraz  karıştı, hemşire diyorlar, bakıyorsun delikanlının biri çıkıyor. Eskinin  sağlık memuru. ”Oğlum, bu ne iş?” “ Hocam, ne yapalım. Bizimde  hoşumuza  gitmiyor, amma, adımızı  böyle  koydular.”                            Bende  derim ki, tüm  bu çocukları  ‘kız  kardeş’  olmaktan kurtaralım,  daha  bilimsel  bir meslek adı bulalım. Paramedik gibi, Acil Tıp Teknisyeni-ATT  gibi, ben  ‘Medisyen’ kelimesini öneriyorum.                                                                

Tüm değerli Hemşire Meslek  Arkadaşlarımız’ın   ilk  profesyonel  eğitimli hemşire Florence Nightingale'in doğum günü olan 12 Mayıs  Dünya Hemşireler Günü’nü kutluyorum.                                                                                                     Nice  fedakar ve cefakar  yıllara.

Saygılarımla. Turgay  Güven.

 

 

 

 


Bu haber toplam 630 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları