HABER ARAMA
SON DAKİKA HABERLER
ukrayna nakliyat belarus nakliye Moldova Nakliyat ordu reklam ajansı

MUSTAFA ÇAKMAKÇI

MUSTAFA ÇAKMAKÇI

ÜNYEDE ALTIN MADENİ DAMARI...

13 Eylül 2021 Pazartesi Saat: 18:39

Hizmetlerin karnesi kentin zaman içinde çekilen fotoğraflarıdır...

Bir kentin gurbetçisinin son geldiği gün ile bu gün gelip gördüğü arasında fark yoksa, bir kentin ilerleyişinden bahsedebilir miyiz?

Kentler açısından aynı kalmak da aslında gerilemek değil midir?

 

Bu yazıma bazı sorularla başlarken amacımın polemik yaratmak olmadığını söylemek isterim. Ancak kentimizin köklü geçmişinin ve insanımızın beklentilerinin büyüklüğünün getirdiği sorumluluk karşısında, büyük hedefler kurmak mecburiyetinden uzaklaşmamak adına bu kentte yaşayan ve kentin gelişimi için hep söyleyecek sözü olmuş bir insan olarak bir kaç samimi söz daha söylemek istedim.

 

Bir kere, yapılanlar kentin fotoğrafını değiştirmiyorsa değerlendirmelerde her ne kadar önemli bulunsa da, böyle köklü bir geçmiş ve beklenti  büyüklüğünün yanında  gözardı edilmesi gayet normaldir.

 

Çöp toplamak, su sağlamak, otoparklar yapmak, mevcut yolların konforunu arttırmak ve kanalizasyon hatları yapmak elbette çok önemlidir. Ancak dikkatinizi çekerim ki bunların tamamı vatandaşın ücretini ödediği için mecburen yapılan işlerdir. Yani vatandaş bu hizmetler yapılmadığı için bir belediyeyi mahkemeye verebilir. Çünkü karşılığında parasını ödüyor.

Emlak vergileri, temizlik vergileri, otopark ödemeleri, alt yapı katılım payı ücretleri, su bedelleri vs. vs.... ve vergiler vergiler....

 

Ama mesela bir eğlence merkezi, bir mesire  alanı, kent pazarları, turizm tesisleri, kültürel aktivasyon alanlari, üretim alanları, alternatif yollar ve meydanlar yaratmadığı için mahkemeye verebilir mi? Elbetteki hayır. Bunun hesabını ancak sandıkta alır. Dolayısı ile, esas kent yönetiminde kendini gösterme yeri adli değil, sosyal ve kültürel sorumluluk bağlamında yapılacak işlerdedir.

Hani bazen Türkiye için burası muz cumhuriyeti değil derken kastettiğimiz şey gibi...

 

Yani vatandaşın zaten ücretini vererek satın aldığı bu hizmetler bir kentin karnesinde tıpkı bir öğrencinin karnesindeki devam zorunluluğu gibi bir kapsamda değerlendirilir.

Yani önemli olan derslerdir... sınavlardır... Yani orta derece ile sınıfı geçmek ile pekiyi ile dersi geçmek çok farklı şeylerdir değil mi?

 

Bir çin atasözü der ki, "başarıya giden yolda ya bir yol bul ya da bir yol aç..."

Yol bulmak tesadüfü ve asgari zekayı gösterirken, yol açmak ise bir kuvveti, inancı, azmi ve üst düzey zekayı gösterir...

Yani bir yolu yoktan var etmek ile, var olanı bulmak ve ya konforunu arttırmak arasındaki fark kuvvet carpanı oluşturacak kadar çoktur.

Bir kentin kaderini değiştiremeyebilirsin. Zira bu zaman isteyen bir süreçtir. Ama kaderini değiştirecek başlangıçların temelini atabilirsin.

Mesela bir dağı geçerken ya üstten ya çevresinden dolaşmak olabilir. Ancak bu kaderi değiştirmez. Ama dağı bir tünel açarak geçersen  bu kaderi değiştirir. Tüneli açamasan da ışığın görülmesine birkaç metre kalaya kadar delersen, bu sonraki gelene bırakılacak çok büyük bir hizmettir.

Kenti geleceğe taşımak ve ya kentin kaderini degiştirmek ancak böyle tarif edilir.

Yüzlerce yıllık bir kent yaşamını gözönüne alırsak, kısa vadeli çalışmalar ve ya kısa süre sonra yenilemeye gerek görecek çalışmalar ile gelecek ve ya kader arasında bağlantı kurmak, aslında gelecek öngörüsüzlüğüdür.

 

Bir kent sadece bir şehirlerarası karayolunun üzerinde kurulu, bir tarafında deniz, diğer tarafında dağlar tepeler olan bir topografik yapı değildir . Önce bu kentin ne kadar değerli olduğunu anlamak gerekir.

Bu değerden bir rant yaratmayı düşünmek, hayaller kurmak ve bu hayalleri geleceğe yön verecek projelere taşimak gerekir.

Bazen bir kentin sadece konumu büyük bir altın madeni damarı gibidir. Ancak bu damarın farkında olmak, işlemek, çıkarmak gerekir.

Elbette bunu başarmak sıradan insanların yapabileceği bir şey değildir.

Önce kenti yönetmek gerekir. Sonra da kente altın madeni damarı gözü ile bakacak bir göz ve akla sahip olmak gerek...

 

Amerika kıtası keşfedilip avrupalıların akın akın oraya göç etmesinin sebebi bir kaç altın madeni yatakları değildi. Tüm toprakların altın madeni ile dolu olduğu yalanları idi... Daha o dönemde yapilan tren yolları altın madeni taşımak için yapılmadı!.. Onlar daha önemli olan şeyi, binlerce insanların  umutlarını taşıdılar. Amerikalı tüccarlar önce umut sattılar çünkü. Sonra madenler, kömürler ve petrol...

İnsanlar için oteller yapıldı. Sonra da altın madeni arayan ve ya altın bulanların paralarını harcamaları için de birsürü sebepler yarattılar.

 

Bir kitapta şöyle yazıyordu: "Önce bir liman yaptılar. Sonra tren yolları. Ancak hiç biri ne insanlar içindi, ne de kasabalar için. Hepsi onları geleceğe hırsla koşturan bir umut içindi."

Yani umut herseydi...

 

Şimdi Ünyemize bir bakalım.

Bir tarafta Samsun bir tarafta Ordu gibi iki büyükşehir.. Bir tarafta da iç anadolu...

Baktığımızda milyonlarca insan...

Peki altın madeni damarı...?

İşte kentimizin geleceği ve bu gelecek için bir yol açmak bu sorunun cevabında yatıyor...

 

Saygı ile...


Bu haber toplam 62 defa okunmuştur

Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız
E-mail Adresiniz
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları